İçeriğe geç

Yeminlerin ötesinde

Bölüm 6 · 3 dk okuma

Yeminlerin ötesinde

Bölüm 6

Maskenin Ardındaki Savaş

Maskeli balonun ertesi günü, saray koridorlarında adeta görünmez fırtınalar esiyordu. Tristan'ın bana olan ani ve önlenemez ilgisi, saray asilleri arasında fısıltılara yol açmıştı bile. Ancak bu durumdan en çok rahatsız olan kişi, Tristan'ın nişanlısı Lady Genevieve’di.

Genevieve, krallığın en güçlü dükünün şımarık ve kibirli kızıydı. Tristan ile olan nişanlılığı sadece iki kalbin birleşmesi değil, tahtın en büyük siyasi güvencesiydi. Benim gibi "nereden geldiği belli olmayan" gizemli bir sokak müzisyeninin bir gecede nişanlısının aklını başından almasını asla kabul edemezdi.

Öğleden sonra sarayın geniş iç bahçesindeki mermer çardakta oturmuş, kemanımı temizliyordum. Toprak yoldan gelen aceleci ve öfkeli ayak seslerini duymam uzun sürmedi. Genevieve, iki nedimesiyle birlikte doğrudan bana doğru yürüyordu. Üzerindeki pahalı ipek elbise her adımında hışırdayor, gözlerindeki nefret kıvılcımları yeşil gözlerini daha da zehirli kılıyordu.

"Demek dün geceki o maskeli küstah sensin," dedi Genevieve, çardağın basamaklarında durup bana tepeden bakarak. Nedimeleri de arkasında kollarını kavuşturmuş, beni küçümser bakışlarla süzüyorlardı.

Ayağa kalkıp asil bir müzisyene yakışacak soğukkanlılıkla hafifçe eğildim. "Lady Genevieve. Sizi burada görmek bir onur."

"Bana resmiyet taslama, çalgıcı parçası!" diye tısladı Genevieve. Bir adım daha atarak aramızdaki mesafeyi kapattı. "Tristan’ın etrafında dolandığını gördüm. O basit melodilerinle onun gibi bir prensi etkileyebileceğini mi sanıyorsun? Tristan sadece geçici heveslerin adamıdır ve şu an senin o ucuz gizemin onun ilgisini çekiyor olabilir. Ama sınırını bil. Sen bu sarayda sadece bir kölesin ve ben tek bir kelimemle seni bu krallıktan sürdürebilirim."

Yüzümdeki sakinliği milim bile bozmadım. Aksine, dudaklarıma hafif, onu çıldırtacak kadar kendinden emin bir gülümseme yerleştirdim. "Prens Tristan’ın ilgisini çeken şey benim melodilerim mi, yoksa saraydaki diğer her şeyin ne kadar sıkıcı ve sıradan olması mı, buna siz karar verin Lady Genevieve. Ben sadece müziğimi yapıyorum."

"Sen..." Genevieve öfkeden kıpkırmızı kesildi. Tam elini kaldırıp üzerime yürüyecekti ki, çardağın hemen arkasındaki devasa meşe ağacının gölgesinden soğuk bir ses yükseldi.

"Genevieve. Burada ne yapıyorsun?"

Gelen Alistair’dı. Üzerindeki koyu renkli askeri üniforma ve göğsündeki madalyalar onun o tavizsiz, sert duruşunu daha da belirginleştiriyordu. Buz mavisi gözleri önce Genevieve’in öfkeli yüzünde, ardından benim tamamen tepkisiz duran sakin ifademde gezindi.

Genevieve hemen Alistair’a döndü, sesindeki öfkeyi mağdur bir edaya büründürmeye çalışarak: "Alistair! Bu hadsiz kadın Tristan’ı kendi ağına düşürmeye çalışıyor! Sarayımıza nasıl böyle güvenilmez insanları alabiliyorsunuz anlamıyorum!"

Alistair, Genevieve’in bu çıkışına karşı tek bir kasını bile kıpırdatmadı. Bakışlarını doğrudan bana çevirdi. "Genevieve, haklı olduğun konular olabilir. Matmazel Melisande’nin geçmişi ve sarayımıza bu kadar hızlı sızabilmesi gerçekten de araştırılması gereken bir konu."

Bana doğru adımladı. Aramızdaki mesafe azaldıkça, yaydığı o soğuk ve tehlikeli aurayı hissedebiliyordum. Gözlerinde en ufak bir hayranlık kırıntısı yoktu; o sadece bir avcı gibi açığımı yakalamak istiyordu.

"Ancak," diye devam etti Alistair, sesini biraz daha alçaltarak ama her kelimesini üzerime bir ağırlık gibi bırakarak. "Saray misafirlerini tehdit etmek senin görevin değil Genevieve. Tristan’ın kararları beni ilgilendirmez ama bu kadının bu sarayda olmasının başka bir nedeni varsa... bunu bizzat ben çözeceğim."

Alistair'ın bu sözleri hem Genevieve’e bir uyarı hem de doğrudan bana verilmiş açık bir gözdağıydı. Genevieve sinirle ayağını yere vurup arkasını dönerek hızla bahçeden uzaklaştı. Nedimeleri de peşinden koştu.

Bahçede sadece Alistair ve ben kalmıştık. Rüzgar ağaçların yapraklarını hışırdatırken, Alistair bana doğru bir adım daha attı. Gözlerini kısmıştı.

"Dün gece çaldığın o şarkı..." dedi Alistair, fısıltıyla. "Melodisi çok tanıdıktı. Yıllar önce bu saray alevler içindeyken yitip giden o hanedanın, Zaman Koruyucuları’nın gizli arşivlerinde benzer notaların olduğunu hatırlıyorum. Kimsin sen Melisande? Ve o maskenin ardında gerçekten neyi gizliyorsun?"

İçimdeki o eski Elara bir an için irkildi ama gözlerimi Alistair’ın o keskin mavi gözlerinden ayırmadım. "Herkesin sakladığı bir geçmişi vardır, Prens Alistair. Belki de benimki sadece duymasını bilenler için güzel bir melodidir."

Alistair hafifçe gülümsedi ama bu gülümseme ölümcül bir tehdit barındırıyordu. "Güzel melodiler bazen en büyük zehirleri taşır. Seni izliyorum, Melisande. En ufak bir hatanda o maskeni kendi ellerimle indireceğim."

Arkasını dönüp sert adımlarla uzaklaşırken derin bir nefes aldım. Alistair çok zekiydi ve şüpheleri her an planımı bozabilirdi. Tristan'ı kendime bağlamalı, Genevieve’in kıskançlığını körükleyerek sarayda büyük bir kaos yaratmalıydım. Çünkü ancak o kaosun gölgesinde Alistair'ın keskin gözlerinden kaçabilirdim.

Zaman daralıyordu ve intikam ateşi içimde her geçen saniye daha da harlanıyordu.

Bölüm sonu

19 yorum