İçeriğe geç

Yeminlerin ötesinde

Bölüm 19 · 4 dk okuma

Yeminlerin ötesinde

Bölüm 19

Gece gelen maske

Konsey salonundaki o fırtınalı sabahtan sonra sarayda hiçbir şey eskisi gibi değildi. Genevieve’in çığlıklar içinde sürgüne gönderilmesi, saraydaki dengeleri tamamen alt üst etmişti. Prens Julian, nişanlısının sürgün edilmesiyle kaybettiği itibarını geri kazanmak ve abisi Alistair’ı taht oyununda saf dışı bırakmak için gözünü tamamen karartmıştı. Julian’ın sinsi bakışlarını sarayın her koridorunda üzerimde hissedebiliyordum; dün gece o odada Alistair’ın altında inleyen kadının ben olduğumdan adı gibi emindi ama bunu kanıtlayacak tek bir açık vermemiştim.

Gecenin karanlığı sarayın üzerine çöktüğünde, odamın kapısının altından sızan küçük bir parşömen kağıdı buldum. Üzerinde Alistair’ın o dik ve sert el yazısıyla sadece birkaç kelime yazılıydı: “Bu gece yarısı, maskeli balo odasının altındaki eski mahzen. Kimseye görünme.”

Kalbimin o bildik heyecan ve şehvet dalgasıyla hızlandığını hissettim. Üzerime koyu renkli, vücudumu tamamen saran pelerinimi geçirip odamdan sızdım. Sarayın loş tünellerinden geçerek eski mahzenin ağır demir kapısını araladım. İçerisi sadece tek bir meşaleyle aydınlatılmıştı ve havada yıllanmış şarap kokusuyla birlikte Alistair’ın o delirtici, buram buram erkek kokusu vardı.

Kapı arkamdan kapanır kapanmaz, Alistair karanlığın içinden bir gölge gibi sıyrıldı. Üzerindeki veliaht prens üniformasını çıkarmış, tamamen siyahlara bürünmüştü. Beni görür görmez tek bir kelime bile etmeden belimden kavradı ve sırtımı mahzenin taş duvarına sertçe yasladı.

"Seni bütün gün o herifin yakınında görmek beni delirtti, Melisande," diye hırıldadı. Sesi az önceki soğuk prensten çok, aç bir kurdun fısıltısını andırıyordu.

Dudakları büyük bir hırsla ve sabırsızlıkla boynuma kapandı. Dişlerini tenime geçirip boynumdaki o hassas noktayı sertçe emerken, elleri pelerinimin altından içeri sızıp kalçalarımı sımsıkı kavradı. Beni duvarın üzerinde yukarı doğru kaldırırken, kasıklarındaki o devasa sertliği elbisemin kumaşı üzerinden bile doğrudan mahrem yerimde hissettim. Dün gece yarım kalan o yoğun, cinsel tansiyon anında odayı yaktı.

"Alistair... Dur," diye fısıldadım, nefes nefese kalmış bir halde ellerimi onun kaslı göğsüne koyarak. "Yarın gece kraliyetin büyük maskeli balosu var. Julian ve Genevieve’in gizli destekçileri babanı zehirleyip suçu senin üzerine atmayı planlıyor. Sarayın muhafız şefinden duydum."

Alistair boynumu emmeyi yavaşça bıraktı ama dudakları hala tenime sürtünüyordu. O buz mavi gözlerini gözlerime dikti, içindeki o karanlık ve akıllı veliaht prens yeniden canlanmıştı. Dudaklarının kenarı vahşi bir tebessümle kıvrıldı.

"Biliyorum," dedi, sesi ölümcül bir sakinlikle çıkmıştı. "Julian’ın ne kadar aciz olduğunu biliyorum. Bırak babamı zehirlesinler, Melisande. Çünkü yarın gece o baloda, babamı zehirleyen zehrin aynısını Julian’ın da kadehine koyacağız. Babamın ve kardeşimin ölümüyle boşalan o tahta ben oturacağım. Ve benim yanımda, kraliçe olarak..." derken elini bacaklarımın arasından yukarı, elbisemin altına daldırdı. Parmak uçları ıslanan kasıklarıma sertçe baskı uyguladığında inleyerek başımı arkaya vurdum. "...Ailesinin intikamını almış olan sen duracaksın."

Alistair parmaklarıyla beni duvarın üzerinde zevkten titreterek çıldırtırken, yarın gece sarayın kan gölüne döneceğini ve bu yangının içinden ikimizin zaferle çıkacağını biliyordum.

Yarın dünyayı yakacağız, Alistair..." diye fısıldadım, tırnaklarımı onun kaslı omuzlarına geçirirken. "Ama bu gece sadece ikimiz yanacağız."

Bu cüretkar sözüm Alistair’ın içindeki o sabırsız yırtıcıyı tamamen zincirlerinden kurtardı. Boğuk, hırıltılı bir inilti koyuvererek dudaklarımı hoyratça, ağzımın içindeki her noktayı talan edercesine mühürledi. Güçlü elleri kalçalarımı kavrayıp beni duvardan indirdi ve mahzenin ortasındaki devasa, eski şarap fıçılarının üzerine tek bir hamlede sırtüstü yatırdı. Arkamdaki ahşap yüzeyin sertliği sırtıma batarken, Alistair üzerime bir kabus gibi ama bir o kadar da delirtici bir arzuyla çöktü.

"Beni tamamen delirtiyorsun, Melisande," diye hırıldadı. Sabırsız parmakları üzerimdeki koyu renk pelerini ve elbisemin önünü tek bir hamlede aşağı doğru sertçe yırtarak sıyırdı. Dikleşen göğüslerim mahzenin o loş, meşale ışığında tamamen açığa çıktığında Alistair’ın buz mavisi gözleri adeta aç bir kurt gibi parladı.

Eğilip göğüs uçlarımdan birini hoyratça, dişlerini hafifçe tenime geçirerek sertçe emmeye başladı. Diğer elini ise bacaklarımın arasına, elbisemin yırtılmış kumaşının altından çıplak uyluklarıma daldırdı. Dün geceden beri ona susamış olan, sırılsıklam ve kor gibi yanan mahrem yerime parmaklarını tek bir hamlede sertçe bastırdı. Dudaklarımdan mahzenin taş duvarlarında yankılanan yüksek ve şehvetli bir çığlık koptu.

"Alistair... Lütfen, daha fazla bekleme..." diye yalvardım, kalçalarımı onun eline doğru içgüdüsel olarak yukarı kaldırıp kıvranırken.

Alistair inleyerek gömleğinin düğmelerini koparırıcasına açtı ve o geniş, kaslı, tırnak izlerimle dolu göğsü tamamen tenime mühürlendi. Siyah pantolonunun önünü hızla indirirken, o devasa, yakıcı sertliğini ıslak kasıklarımın tam girişinde hissettim. İki eliyle kalçalarımı fıçının kenarında sımsıkı kavrayıp beni kendine doğru tamamen büktü ve hiçbir uyarı yapmadan, tek bir hırçın darbeyle santim santim, köküne kadar içime sızdı.

"Ahhh! Alistair!"

İçimin onun o muazzam genişliği ve sıcaklığıyla tamamen gerilip dolduğunu hissettiğim an başım arkaya düştü, gözlerim zevkin yoğunluğundan karardı. Alistair hiç durmadı; o akıllı ve soğuk prens gitmiş, yerine beni tamamen yutmak isteyen vahşi bir canavar gelmişti. Kalçalarıma uyguladığı o ağır ve acımasız baskıyla, fıçının üzerinde yavaş ama son derece derin, hırçın darbelerle beni alt üst etmeye başladı. Tenlerimizin birbirine her sert ve ıslak çarpışında mahzenin loş tavanında sadece şehvetli iniltilerimiz yankılanıyordu.

Bacaklarımı onun geniş beline daha da sıkı doladım, tırnaklarımı sırtına geçirip etini neredeyse kanatacak kadar derin izler bıraktım. Her git-gelde içimdeki o kıvrandırıcı sıcaklık daha da büyüyor, kasıklarımdan yukarı doğru tırmanan o yoğun, elektrikli şehvet zirveye ulaşıyordu. Alistair tempoyu daha da artırarak beni zevkten delirtirken, iki elimi de onun gür saçlarının arasına daldırıp dudaklarını yeniden kendi dudaklarımla buluşturdum.

Bütün bedenim zevk krizleriyle titreyip kasılırken, Alistair da boğuk bir çığlıkla içime sıcaklığını tamamen boşalttı. İkimiz de nefes nefese, ter içinde birbirimize mühürlenmişken, yarın gece kopacak olan o büyük fırtınanın fitilini bu mahzende, günahın en koyu rengiyle ateşlemiştik.

Bölüm sonu

8 yorum