İçeriğe geç

Yeminlerin ötesinde

Bölüm 17 · 3 dk okuma

Yeminlerin ötesinde

Bölüm 17

Küller ve Kanıtlar

Alistair’ın dudakları boynumdaki o hassas noktadan yavaşça yukarı kaydı. Odanın kapısı kırılmıştı. Her yerde ezilmiş ahşap parçaları vardı. Havada hala o dondurucu baskının soğuk kokusu dalgalanıyordu. İçimdeki o intikam ateşi, yaşadığım bu korkuyla birleşince beni daha da hırçın bir hale getirmişti.

"Şimdi ne olacak?" diye fısıldadım. Sesim hala az önceki tutkunun etkisiyle derinden geliyordu. "Genevieve durmayacak. Yarın sabah her şeyi krala anlatacak."

Alistair, geniş ellerini belime yerleştirip beni mermer masanın kenarına doğru tekrar çekti. O buz mavisi gözlerinde zerre korku yoktu. "Bırak anlatsın," dedi, sesi bir komutan kadar net ve kararlıydı. "Bu sarayda güç, kanıtlardan daha önemlidir. Benim odamı baltalarla basarak sınırları aşan o oldu. Babam bunu tahta yapılmış bir hakaret sayacaktır."

Gözleri yerdeki darmadağan olmuş haritalara kaydı. Masanın altından ince, ipek geceliğimin kalan parçalarını topladı. Kendi siyah keten gömleğinin kopan düğmelerine baktı. Üzerindeki tırnak izlerimi parmak uçlarıyla yavaşça sildi. "Bu gece burada olan her şey bu odada kalacak," diye mırıldandı. Yüzünü yüzüme doğru eğdi. Sıcak nefesi yeniden dudaklarımı yakmaya başladı. "Şimdi odana dönmeli ve hiçbir şeyden haberin yokmuş gibi davranmalısın. Yarın sabah konseyde kıyamet koptuğunda, sadece sakin kal."

"Beni koruyabilecek misin?" diye sordum, gözlerinin tam içine bakarak.

Alistair’ın dudaklarında vahşi bir tebessüm belirdi. Beni duvara doğru sertçe bastırdı. "Seni sadece korumayacağım, Melisande," diye fısıldadı. Dudakları dudaklarıma hoyratça, sahiplenici bir hırsla kapandı. "Seni bu sarayın en dokunulmaz kadını yapacağım. Şimdi git."

Gizli geçidi kullanarak odamın yolunu tuttuğumda, tenimde hala onun kokusu ve delirtici sıcaklığı vardı. Sabaha karşı tüm saray, veliaht prensin odasına yapılan o gece yarısı baskınının dedikodusuyla çalkalanmaya başlamıştı bile.

Sabaha karşı tüm saray, veliaht prensin odasına yapılan o gece yarısı baskınının dedikodusuyla çalkalanmaya başlamıştı bile. Koridorlarda yürüyen hizmetçilerin fısıltıları, muhafızların kendi aralarındaki gergin bakışmaları duvarların ardında dalga dalga yayılıyordu. Herkes Prens Alistair’ın odasından parça parça çıkarılan kırık kapı odunlarını ve yerdeki kan izlerini konuşuyordu. Genevieve’in hırstan ve kıskançlıktan çıldırmış bir halde kendi dairesine kilitlendiği, Kral’ın ise öfkeden deliye döndüğü sarayın en ücra köşelerine kadar ulaşmıştı.

Ben ise odamda, yatağımın kenarındaı oturmuş, titreyen ellerimi dizlerime bastırarak sakinleşmeye çalışıyordum. Üzerimi değiştirmiş, o darmadağın olan ipek geceliği şöminenin kor ateşine fırlatıp küle dönmesini izlemiştim. Ancak tenimde hala Alistair’ın o possessif parmaklarının bıraktığı alevden izler, burnumda ise onun o yoğun, delirtici erkek kokusu vardı. O mermer masanın üzerinde yaşadığımız o günahkar ve cüretkar birleşme, kapıya inen balta darbeleriyle bölünmüş olsa da ruhumu onun ruhuna tamamen mühürlemişti.

Güneş sarayın devasa kulelerinin ardından yavaşça yükselip mermer pencerelerden içeri sızdığında, kapımın sertçe vurulmasıyla yerimden sıçradım. Kalbim anında göğüs kafesimi delercesine çarpmaya başladı. Gelen kimdi? Genevieve’in muhafızları mı, yoksa bizi ele geçiren başka bir tehlike mi?

Kapıyı yavaşça açtığımda karşımda Kral’ın baş muhafızını gördüm. Yüzü mermer kadar soğuk ve ifadesizdi.

"Melisande," dedi, sesi koridorda yankılanırken. "Kral Hazretleri derhal büyük konsey salonuna gelmenizi emrediyor. Veliaht Prens Alistair ve Lady Genevieve de orada. Tek bir saniye bile gecikmeyin."

İşte an gelmişti. Alistair’ın dün gece bahsettiği o büyük yangın, sabahın bu ilk ışıklarıyla birlikte başlamak üzereydi. Elbisemin eteklerini sıkıca kavrayıp muhafızın arkasından büyük salona doğru yürürken, içimdeki o intikam hırsını saklayan soğuk maskemi yüzüme yerleştirdim. Akıllı prens arkamdaydı, biliyordum; ama bu sarayın kurtlar sofrasında hayatta kalmak için benim de en az onun kadar acımasız ve zeki oynamam gerekiyordu.

Büyük konsey salonunun devasa ahşap kapıları önümde ardına kadar açıldığında, içerideki dondurucu hava doğrudan yüzüme çarptı.

Bölüm sonu

12 yorum