Kasada işlem alan Nazlı'nın yanında dikilmiş bir taraftan not kağıtlarını düzenliyordum bir taraftan da onunla konuşuyordum. Ama bir şey yapıyormuş gibi gözükmekti.
"Yani iki gündür hiç gelmedi kanka doğru mu?" Bunu ona kırkıncı soruşum olduğu için oldukça masum bir şekilde sormuştum.
"Yok kanka valla gelmedi. Gelse görmeme ihtimalimiz yok boyu maşallah." Söyledikleri ile kahkaha atmıştım. Doğruydu gelse reyonların arasında kaybolmazdı her şekilde gözükürdü.
"Sanırım onu bir daha göremicem." Yüzüm düşerken aklıma gelen soruyla gözlerim açıldı.
"Ayy kanka mağaza üyeliği var mıydı? Adı gözükür en azından. Gördün mü onu?" Üyelere özel kitaplarda indirim oluyordu ve onaylanmış bir üyeliği varsa isim soy isim bilgisi ekranda gözüküyordu.
"Yok numarasını vermek istemedi. Bir önceki müşteri geçti onun yerine." Ona ulaşabileceğim bütün ihtimaller elimde patlıyordu. Belki de ona ulaşmamı istemiyordu.
Müdürün gözüne daha fazla batmamak adına kasadan ayrıldım ve dizilecek kitapları arabaya doldurmaya başladım.
Bu işten çok sıkılmıştım ama kapitalist sistemin bir numaralı adamı olarak kredi kartlarımın limitlerinin sınırlarındaydım. Yani keyfi girdiğim işte mecburi olarak çalışmaya devam ediyordum.
Telefonuma gelen bildirimle kitapları önümdeki rafa bırakıp bu kadar borcumun olmasının temel sebebi olan telefonumu arka cebimden çıkardım.
Mehmet abi: Askeriyede kalmaya karar verdim
Mehmet abi altı aylık vatani görevini yapmaya gitmişti ama giderkende hep kalıp kalmamayı düşüyordu demek ki karar vermişti.
Umay: Hakkında hayırlısı olsun abi
Umay: Yakışıklı askerin falan olursa bana ayarlarsın heheheh
Mehmet abi: Hee sen burda dönen muhabbetleri duysam acaba neler yaparsın
Umay: Ne muhabbeti, neler yaparım??!!
Mehmet abi: Feminizm diye kırk kere ölür kırk bir kere dirilirsin dmkckflflfmfkf
Mehmet abi: Öyleli
Umay: Adres ver kadının gücünü göstermeye geliyorum.
Mehmet abi: Aynen paşam
Mehmet abi komik adamdı ve insanlar konusunda asla yanılmıyordu. Bundan bir kaç ay öncesinde bir çocukla konuşuyordum ve ona anlatmıştım, bana söylediği her kelimenin analizini yapmış ve aslında ne demek istediğini güzelce anlatmıştı. İşin sonunda gerçekten de söyledikleri çıkmıştı.
Erkek erkeğin dilinden anlıyordu. Sonuçta söyledikleri yalanlar birdi.
Mesajını görüldü bıraktım ve telefonu tekrar arka cebime koydum. Bu telefonu bir yerde unutmaktan aşırı korkuyordum.
Bugün erken çıkıştım o yüzden mutluydum ama henüz günün geri kalanının planını yapmamıştım. Eve gidip oyun oynamak mı yoksa arkadaşlarla dışarı çıkmak mı? Çokta seçeneğim yoktu gibi.
Kitapları dizdiğimde saati kontrol ettim ve çıkış saatimin geldiğini gördüm hızla ofis kısmına ilerleyip müdür yardımcımıza selam verdim.
"Merhaba Esra abla."
"Merhaba kuzucum, nasılsın?" Esra abla inanılmaz kibar ve cana yakın bir insandı buraya çalışmaya başlamadan öncesinde de tanıştığımız için arkadaşlığımız biraz daha farklıydı.
"İyiyim sen nasılsın?"
"İyiyim bende, bak sana ne diyicem victoria da indirim varmış gidip bakalım mı?" Heyecanla sorduğu soruya hayır deme ihtimalim yoktu zaten.
"Ay inanmıyorum! Hemen üstümü değiştirip geliyorum."
Kredi kartlarımın ağzına kadar dolu olmasının bir önemi yoktu. İndirim her zaman karlıydı sonuçta.
Kabine girip mavi tişörtü çıkardım ve onun yerine dolabımda olan siyah kısa kollu tişörtümü ve siyah oversize ceketimi giyindim. Mavi tişörtümü katlamadan hızlıca dolabımın içine tıkıştırdım ve kabinden çıktım.
"Umay ceketin ne güzel nerden aldın?" Birinin üzerimdeki bir şeye iltifat etmesine bayılırdım.
"Ayy gerçekten mi? Pull dan aldım linki atarım sana." Eliyle ceketin ucundan tutup kısa bir kalite kontrol testi yaptı.
"Güzelmiş gerçekten at bende bakayım alayım." Onu onayladım ve birlikte mağazadan ayrılıp aşağı katta olan victoriaya doğru ilerlemeye başladık.
Giriş katta bekleyen polisleri görünce şaşırmıştım ne oluyordu acaba?
"Ay baksana polis var noldu acaba?" Esra ablanın sorusuyla bende dikkat kesildim.
"Dur danışmaya soracağım." Hemen yanımızda olan danışmaya ilerledim ve sarışın kadına hitaben konuştum.
"Pardon neden polisler bekliyor acaba bir sıkıntı mı var?" Kadın soruma karşılık ifadesiz bir şekilde cevap verdi.
"Bir hırsızlık olayı olmuş ama adam kaçmış onu arıyorlar." Anladığımı belli etmek adına kafamı aşağı yukarı salladım ve Esra ablanın yanına geri döndüm.
"Hırsızlık olmuş ama adam gitmiş o yüzden gelmişler." Esra ablaya doğru konuşurken bir taraftanda polislere doğru bakıyordum.
Bir anda gözlerimle buluşan mavilerle bir ateşin içine düşmüştüm. Yanıyordum. Kollarımı saran sıcaklar kalbime ulaştığında nefes almayı bırakmıştım. Ne kadar da güzeldi bakışları.
Kafasını aşağı eğerek bana uzaktan bir selam yolladı. Beni görmezden gelmeyişi yüzümde çiçeklerin açmasına ruhumdaki kara kışı baharın kucaklamasına izin vermişti. Beni biliyordu. Beni tanıyordu.
Gülümseyip aynı şekilde ona selam verdim. Daha fazlasını yapmak isterdim. Yanına gidip konuşmak isterdim.
Hey sen kimsin, sen kimsin de beni ateşlere atıp ardından ruhumu mavilerinde sakinleştirebiliyorsun. Lütfen söyle kimsin?
Söyliyebilmek isterdim. Ama olmadı o bana arkası dönük olan polis ile sohbetine devam etti ben ise onu son bir kez daha inceledim.
Siyah tişörtü ve deri ceketi siyah kotu ve bağcıklı botlarıyla orada duruyordu.
Sesini duymak isterdim. Bana saatlerce konuşsun anlatsın isterdim. Ruhumu sesiyle sakinleştirsin ve ben geri kalan hiçbir şeyi düşünmeyeyim isterdim.
"Umay hadi gel bu taraftan gidelim." Onu kafamla onayladım ve takip ettim. Aklıma mavi gözlü adamda kalsa da Esra abla ile mağazaya doğru ilerledim.
Mağaza her zamankinden daha kalabalıktı. Bu boğucu ortamda durmamak için her zaman kullandığım kokuyu alıp Esra ablanın yanına gittim. İki koku arasında kararsız kalınca ona yardımcı oldum ve birlikte kasaya doğru ilerledik.
Aldıklarımız ücretini ödedik Esra abla mağazaya dönerken bende eve geçmeye karar verdim. Mavi gözlü adam kapı tarafında olduğu için içimde ufak bir heyecan vardı. Acaba hala orda mıydı? Ordaysa ne yapacaktım ki?
Aklımdaki düşüncelerle hızlı hızlı yürürken birine çarpmamla yere düşmüştüm. Düşmemek için ellerimi siper etsemde işe yaramamıştı ve popomun üstüne düşmüştüm. El bileğimde hissettiğim sızıyı es geçerken bir taraftan da rezil olduğum düşüncesi beyinimde dolanıyordu.
“Pardon iyi misiniz?” Soruyu soran kişi çarpıştığım adamdı.
“Problem yok iyiyim.” Sözlerimle beni onayladı ve tekrar özür dileyip yoluna devam etti. Poşetimin elimde olamadığını farkedince arkama döndüm ve mavi gözlü adamı gördüm, yerden poşetimi alıyordu.
Poşeti bana uzattı ve bakışları bileğimde dolaştı.
“İyi misin bileğimi vurdun sanki?” Sert sesi ve düzgün diksiyonu karşısında bir kaç saniye durdum.
“İyiyim ufak bir sızı var sadece.”
“Bakayım bir.” Bana biraz daha yaklaştı ve kokusu burnuma doldu. Deniz gibi ferah bir kokusu vardı. Gözlerinde denizi taşıyordu bu adam. Ben yüzme bilmiyordum.
Baba bana neden öğretmedin yüzmeyi? Bu adam beni boğacak şimdi. Hepsi senin yüzünden gördün mü?
Kolumu kavradı narince ceketimi yukarı doğru çekiştirdi ve kızadan bileğimi ortaya çıkardı. Bir eli bileğimin altında destek olarak dururken diğer eliyle bileğimin sap tarafına baskı uyguladı sızı dirseğime kadar ulaşırken irkilerek kolumu çekmeye çalıştım ama buna izin vermedi.
“İncinmişe benziyor zemin katta revir var gidelim sarsınlar birazda soğuk uygularız şişmemiş olur en azından.” Bana kalsa önemsemezdim ama birlikte gidecektik onu reddetme ihtimalim yoktu. Bunun farkında mıydı?
Kafamı sallayarak onu onayladım.
Boğma beni mavi!
Sev sadece.
Babam öğretmedi bana yüzmeyi,
Ondan bu telaşım bu çekingenliğim.
Hiçbirini söylemedim sadece gözlerinin içine baktım. Analamasını bekledim.
🍓
Bölümü nasıl buldunuz
Fikirlerinizi belirtmekten çekinmeyiinn
Beğendiyseniz bölüm kalbine dokunmayı unutmayın
Çok çok öpücüklerle
-sev
🍓

