İçeriğe geç

Yedinci Kattaki Patron

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Yedinci Kattaki Patron

Bölüm 3

3. Bölüm

Asansörün paslanmaz çelik kapısı, yedinci katın koridoruna açıldığında, içerideki hava aniden ağırlaştı. Burası, Kerem Aslanhan’ın imparatorluğunun kalbiydi; dışarıdaki modern, camdan gökdelenlerin aksine, yedinci kat eski bir Londra kulübü havasındaydı. Meşe panelli duvarlar, ağır deri koltuklar ve kehribar rengi bir ışığın süzüldüğü loş bir atmosfer… Ancak bu ihtişamın altında, çürümüş bir güç dengesinin uğultusu vardı.

Defne, topuklularının zeminde çıkardığı ritmik sesi bastırmaya çalışarak ilerledi. Kalbi, göğüs kafesini bir kafes kuşu gibi dövüyordu. Elindeki çanta, sanki içindeki belgeler canlıymış gibi parmaklarını yakıyordu. Bu belgeler onun tek silahıydı; Kerem’in karanlık dünyasındaki dokunulmazlığını bir süreliğine bozacak olan tek güç.

Kerem, masasının arkasında durmuş, şehri izliyordu. Sırtı Defne’ye dönüktü; üzerinde, sanki bir cenaze töreninden çıkmış gibi kusursuz kesimli siyah bir takım elbise vardı. Odanın içinde dönüp dolaşan o yoğun, odunsu parfüm kokusu, Defne’nin başını döndürdü. Kerem, onun geldiğini duymuştu bile; başını çevirmeden, buz gibi bir sakinlikle konuştu.

"Ofis saatleri bitti Defne. Artık başka bir dünyadasın."

Defne duraksadı. "Senin kurallarınla oynamıyorum artık Kerem. Bu belgeler… onları polise vermemem için tek bir neden söyle."

Kerem ağır ağır döndü. Gözleri, içinde fırtınalar kopan karanlık bir okyanusu andırıyordu. Masasına doğru yürüdü, her adımında aralarındaki mesafe azalırken Defne’nin geri adım atmasını engelliyordu. Kerem’in varlığı odayı daraltıyor, sanki duvarlar üzerlerine doğru geliyordu. Kerem durduğunda, aralarındaki mesafe o kadar azdı ki, Defne onun sıcaklığını ve o tehlikeli, yatıştırıcı ses tonunu iliklerinde hissedebiliyordu.

"Polis mi?" diye alaycı bir şekilde sordu Kerem, bir elini Defne’nin yanındaki masaya yaslayarak onu köşeye sıkıştırdı. "Senin 'adalet' dediğin şey, benim tırnaklarımla kazıdığım bu yeraltı dünyasında sadece bir yanılsama. O belgeler seni korumaz, aksine seni hedef tahtasına koyar. Benim yanımda olman, seni sadece benim karanlığımdan korur. Dışarısı… Dışarısı kurtlarla dolu."

Defne, Kerem’in gözlerinin içine baktı. Gözbebeklerindeki o yoğun çekim, onu mantıklı düşünmekten alıkoyuyordu. Kerem’in eli, Defne’nin çenesine doğru uzandı; parmak uçları cildine değdiğinde Defne bir ürpertiyle sarsıldı. Bu temas sadece bir tehdit değildi; bir sahiplenme, bir uyarıydı.

"Beni kaçıramazsın," dedi Defne sesi titreyerek, ama bakışlarını bir saniye bile ayırmadı. "Kendi dünyana hapsedemezsin."

Kerem, belli belirsiz gülümsedi. Bu gülümseme, avını köşeye kıstırmış bir yırtıcının memnuniyetinden başka bir şey değildi. "Hapsetmek mi? Defne, ben seni kaçırmak zorunda kalsam bile, bunu seni sevdiğimden değil, seninle oyun oynamayı sevdiğimden yapardım. Ama şu an, senin hayatta kalman benim için stratejik bir zorunluluk."

Kerem’in eli çenesinden boynuna, oradan da kalp atışlarının hızını hissettiği noktaya kaydı. Defne’nin nefesi kesildi. Kerem, kulağına doğru eğildi; sesi bir fısıltıdan daha derin, bir yemin kadar tehlikeliydi. "O belgeleri çantandan çıkarıp masaya bırak. Şimdi. Eğer onları korumaya çalışırsan, sadece benim değil, bu şehrin tüm gölgelerinin seni avlamasına izin vermiş olursun."

Defne, çantasına sarıldı. Kerem'in gözlerinde, yalan söylemediğini anladığı o soğuk gerçekliği gördü. Kerem Aslanhan, sadece bir patron değil, bir oyun kurucuydu ve bu oyunun kuralı hayatta kalmaktı. Ancak Defne teslim olmayacaktı. Aralarındaki gerilim, sanki odaya yayılmış bir statik elektrik gibi cızırdayarak boşalmaya hazırdı.

Kerem, Defne'nin inatçı bakışlarından etkilenmiş gibi gözlerini kıstı. Tam o sırada, koridordan gelen boğuk bir gürültü sessizliği böldü. Bir camın kırılma sesi, ardından ağır botların zeminle buluşan ritmik vuruşları… Kerem’in yüzündeki maske anında düştü. Artık baştan çıkarıcı bir patron değil, soğukkanlı bir tetikçiydi.

"Beni dinle," dedi Kerem, sesi artık bir komut kadar keskinleşmişti. "Şimdi buradan çıkıyoruz. Arka kapıdan. Sakın çantanı bırakma, o senin sigortan. Ama şunu bil, o kapıdan geçtiğimiz an, artık geri dönüş yok."

Defne, koridorun ucundaki siluetleri gördü. Siyahlar giymiş, yüzleri görünmeyen adamlar. Kerem onu kolundan kavradı, sertçe kendine çekti. "Bana tutun," dedi dişlerinin arasından.

Tam kaçacakları sırada, ağır meşe kapı büyük bir gürültüyle menteşelerinden sökülerek içeri uçtu. İçeri doluşan toz bulutunun arasından, Defne’nin tanıdık gelen, ancak bu dünyada asla görmeyi ummadığı bir yüz belirdi. Her şey durmuştu. Kerem elini belindeki silaha götürdü ancak gelen adamın elindeki lazer, doğrudan Defne’nin göğsünü işaret ediyordu.

Kerem, Defne’yi hızla arkasına aldı, vücuduyla onu siper etti. "Seni bulacaklarını biliyordum," diye fısıldadı Kerem, sesinde garip bir pişmanlık ve hırsla.

Defne, arkasına sığındığı adamın sırtındaki kasların gerildiğini hissetti. Kapıdaki kişi, soğuk bir ifadeyle konuştu: "Aslanhan, senin vaktin doldu. Ama kız… kızın başka planları var."

Defne bir an için Kerem'in omuzunun üzerinden o yabancıya baktı. Hayatının tamamen değiştiğini, artık sadece Kerem'in dünyasında değil, bambaşka bir cehennemin kapısında olduğunu anladı. Kerem’in eli, Defne’nin elini buz gibi bir sıkılıkla tuttu ve onu pencereye doğru çekmeye başladı.

"Hazır mısın?" diye sordu Kerem, dışarıdaki boşluğa bakarak.

Defne, yedi kat aşağıdaki şehrin ışıklarına baktı. "Başka çarem var mı?"

Kerem gülümsedi ama gözlerinde hiç ışık yoktu. Pencereye doğru bir adım daha attılar. Defne, Kerem'in hamlesini beklerken, adamların ateş açtığını duydu. Kurşunlar camı tuzla buz ederken, Kerem, Defne’yi boşluğa doğru sürükledi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.