Dalgalı saçları vardı. Kahverengi gibiydi ama sarıya da yakındı. Boyu benden baya uzundu. Sanırım 1.80'lerdeydi. Gözleri yeşildi. Bunu ikinci kez söylüyorum hayatımda gördüğüm en güzel yeşil olabilirdi. Dudakları dolgulu değildi ama bu onu daha bi havalı yapmıştı. Sesi beni etkilemişti. Yüzü çok güzeldi. Her şeyden daha güzeldi.
Etkilenmiş miydim? Ah hayır. Ama yüzünü beğenmiştim.
Düşüncelerimi dağıtmak için başımı hızlıca iki yana salladım. Annem hemen sağımda oturuyordu ve bana bakıyordu. Çocuk kalktıktan bir 15 saniye sonra cocuğun yerine yani benim karşıma oturdu. Bana imalı imalı bakıyordu. Birde gülümsüyordu. Ben bu bakışı tanıyordum. Anneme neden bakıyorsun dercesine başımı iki yana salladım. Annem de bana hiiiç bakışı attı.
Onu gördüğümde çok garip hissetmiştim. Karşıma oturdugunda, yanıma gelip diz çöktüğünde. Sorun olmadığını dile getirdiğinde, gözümden bir damla yaş aktığını gördügünde onun gözlerinde olan değişimi gördüğümde, avucumun hemen yanına telefon numarasını yazdığında...
"Artık kalkalım mı?" dedi annem. Bana uyardı.
"Tamam." deyip ayaklandım. Annem de benimle beraber ayaklandı. Yemek bölûmünden hızlıca çıktık. Biraz yürüdükten sonra AVM'den de çıktık. Annem hemen taksi çağırdı. Ben ise az önce yaşadığım şeyi düşünüyordum.
İlk başta sinirlenmişti. Sinirlenmesinde sorun yoktu. Ben olsam daha fazla sinirlenirdim belki de. Hatta o kişinin yüzüne baktıkça daha fazla sinirlenirdim. Ama o gözlerim dolunca ya da gözümden bir damla yaş aktığını görünce sakinleşmişti.
Taksinin gelmesini bir süre bekledik. Annem de bende konuşmuyorduk. Ama annem hâlâ gülümsüyordu. Annemin gülümsemesini gördükçe çıldıracak gibi oluyordum. Çocuğa nasıl baktıysam artık annem yanlış anlamıştı.
Taksi geldiğince annemin yüzüne bakmayarak ve sessizliğimi korumaya devam ederek arabaya bindim. Annem de arkamdan arabaya bindi. Oturdu ve otelimizin adını söyledi. Araba yola çıkınca başımı cama çevirdim ve dışarıyı izlemeye koyuldum.
Umarım düşündüğüm şey olmuyordur. Umarım aşk beni bulmuyordur. Bulmasın beni. Eskiden hiç bulmadığı gibi yine bulmasın. Kaybetsin beni. İnsanlardan özellikle erkeklerden bu kadar korkarken aşık olamam. Kalbimi kırmalarına dayanamam. Onlar yüzünden gözyaşı akıtamam. İlk görüşte aşık da olamam.
Acaba aşk ilk görüşte mi oluşur yoksa insanı tanıdıkça mı?
Benim görüşüm ilk görüşte aşk diye bir şey yoktur. İnsan insanı tanıdıkça sever. Tanıdıkça aşık olur. Herkes ilk görüşte aşık olsaydı ohoo. Ortada adam kalmazdı. Bu ilk görüşte bence sadece bir insan beğenilir. İlk anda o insandan hoşlanamazsınız bile.
Aşk için önce insanlar birbirlerini tanımalı, o insanın içini görmeli. Aşk ancak o şekilde oluşur...
Aşka karşı olan bir insan nasıl bu kadar yorum yapabiliyor diye düşünüyor olabilirsiniz. Zamanında beni utandırmalarının, rezil etmelerinin asıl sebebi bu olduğu için bu kadar net konuşabiliyorum...
Ben bunları düşünürken annem kolumdan dürttü. Başımı anneme çevirdiğimde araba durmuştu. Arabanın durduğunu bile fark etmemiştim. Hemen indim arabadan. Annem de ücretini ödedikten sonra arabadan indi ve çok acıktığını söyleyerek içeri girdi. Bende onun peşinden hızlıca girdim. Saat akşam 5'e geliyordu. Annemle hemen yemek bölümüne gittik. Benim iştahım kaçtığı için bir şey yemek istemedim.
Odamıza da yalnız çıkamadım merdivenlerden çıkmaya kalkarsam ömrüm geçerdi. Bir daha aynı çileyi çekemezdim. Asansöre de yalnız binemezdim. Çünkü hâlâ korkuyordum.
Annemle beraber herhangi bir masaya oturduk. Ben sadece su almıştım. Annem ise bir kase mercimek çorbası ile balık almıştı. İçeceği ise benimle aynı olarak suydu.
"Sende bir şeyler yeseydin ya kızım."
"Canım istemiyor anne."
"Çocuk seni affetti, üstüne birde arkadaş olmak istedi. Neden hâlâ surat asıyorsun Kumsal?"
"Hâlâ utanıyorum çünkü." dedikten sonra suyumdan bir yudum aldım.
"Utanacak bir şey yok ki..."
Annem hâlâ böyle konularda ne kadar hassas olduğumu anlamıyordu ve uzun sürede anlamayacaktı galiba. Bazen oturup düşünüyorum acaba çok mu abartıyorum geçmişte bana yaptıklarını diye. Ama sonra abartmadığımı anlıyorum.
Belki de siz de abarttığımı düşünüyorsunuz ama hayır. Abartmıyorum.
Gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başlamıştı. Direnmeye çalışıyordum ama uyku beni usul usul ele geçiriyordu. Annem de fark etmiş olacak ki yemeğini yeme işini hızlandırdı. Ardından annemin yemeği bitince bardağımda kalan son suyu 2 yudumda içtim ve ayaklandım. Annemde kalktı ve berbaber asansöre yürümeye başladık. Asansörün önüne geldiğimizde bizim olduğumuz katın yukarısında bir kattaydı. Bu yüzden asansörü çağırmak zorunda kaldık.
Asansörün gelmesi için tuşa bastım ve etrafıma bakındım. Annem de benim gibi etrafına bakınıyordu.
Ama beni şoka sokan bir şey oldu.
Yanlış görüyorum galiba.
Yoo, hayır karşıda.
LAN!!
Benden neredeyse 40 metre uzakta Atlas vardı ve yanında onun yaşlarında bir erkek vardı. Arkadaşı olmalıydı. Arkadaşı Atlas'tan 5 ya da 6 santim daha kısaydı. Gözleri maviydi. Uzaktan bakınca bile anlaşılan bir tonu vardı. Saçları sarıydı ve dalgalıydı. Atlas'ım saçlarına göre biraz daha uzundu. Atlas'a göre daha iriydi.
Gözlerimi öyle bir açmıştım ki bir an yuvalarından çıkacak sandım. Annem de görmüş olacak ki yok artık!! diye fısıldadı.
Asansör çoktan gelmişti fakat bu umrumda bile değildi.
Annemle onlara bakarken Atlas beni gördü ve o da şok içinde bana baktı. Hemen arkadaşının kolunu dürttü ve ona bir şeyler söyledi. Ona bir şeyler anlatırken bize bakmaya devam etti tabi. Arkadaşı Atlas kadar büyük bir tepki vermemişti ama sanki o da biraz şaşırmıştı. Atlas bir anda bize doğru yürümeye başladı. Ne yapacağımı bilemedim. Telaşa kapılmıştım.
Yanımıza vardı ve "selam." Dedi. Bende ona "selam?" Diye karşılık verdim.
"Bende şok içindeyim merak etme." Deyip gülümsedi. O sırada arkadaşı da yanımıza varmıştı.
Arkadaşı olduğunu düşündüğüm eleman;
"Merhaba, ben Ayaz." dedi ve sıkmam için elini uzattı.
Nedenini bilmediğim bir şekilde tereddüt ettim ama yine de elini sıktım.
"Bende Kumsal."
"Memnun oldum."
Arkadan Atlas lafa atladı:
"Benim küçüklük arkadaşım kendisi, sen üstüme kahve döktüğünde Ayaz da oradaydı."
İnanamıyorum! Birde arkadaşına mı rezil olmuştum? Üst üste rezillik! Allah'ım bana sabır ver...
"Tekrar özür dilerim, aslında dikkatli bir insanımdır. Dikkatsizliğim çok nadir ortaya çıkıyor, sende o ana denk gelmişsin."
"Özür dilemene gerek yok." dedi ve tekrar gülümsedi.
O sırada arkadan bir kız sesi "Atlas!" diye seslendi. Atlas arkasını döndü ve "gel gel buradayız!" Diye seslendi. Kız da Atlas'ı hemen gördü ve koştur koştur yanımıza geldi.
"Ay çok yoruldum ayol." Diye söylendi. Atlas hemen o kızı da bana tanıttı;
"Bu da Beren, yine benim küçüklük arkadaşım."
"Memnun oldum, bende Kumsal."
"Bende memnun oldum."
Tatlı bir kıza benziyordu. Yeşil yeşil gözleri vardı. Dolgun dudakları vardı. Saçları sarıydı ve oldukça uzundu. Saçlarını at kuyruğu yapmıştı ama ne kadar uzun olduğu yine de belliydi. Boyu da benden sadece birkaç santim uzundu.
"Bizde burada kalmak için geldik." Dedi Atlas sessizliği bozmak için.
"Oda numaranız kaç?" Diye sordum.
"Birazdan öğreneceğiz." dedi.
"Biz sizi daha fazla tutmayalım o zaman." Dedim ve annemi çekiştire çekiştire asansöre bindirdim.
Annem yine gülümsüyordu. "Anne ya, neden gülümsüyorsun?" diye sordum.
Annem gülümsemeye devam ediyordu. "Hiç." dedi i harfini uzatarak.
Annemle 3 saniye kadar bakıştık ama gülümsemeye devam etti.
Neden öyle gülümsüyordu ki. Herhalde çocuğa aşık olduğumu düşünmüyordur. Bakışları hiç öyle demiyor ama neyse artık.
Oteldeki odamıza geldiğimizde annem kapıyı açtı. Gülümsemeye devam ediyordu. Ben ise hiçbir şey diyemiyordum. Hemen içeri girip üstümü değiştirdim. Hava hâlâ kararmamıştı. Saat akşam 7’ye geliyordu. Hemen pembe şortumu giyindim. Şortum pembeydi ama üzerinde beyaz bulutlar vardı. Oldukça şirindi ve işin iyi tarafı bu takımdı. Hemen üstüme şortumun takımı olan pembe tişörtü giydim. Üstümde yine aynı şekilde beyaz bulutlar vardı. Saçımı dağınık topuz yapmıştım. Topuz yapmak benim için pek zor değildi. Çünkü saçlarım topuz haline gelecek kadar uzundu. Annem ise sarı saçlarını açık bırakmıştı. Mavi bir şort giymişti. Üstüne de beyaz bir tişört giymişti. Ve nasıl olduysa gözlerinin mavisi iyice açığa çıkmıştı.
Tam odamızdaki tekli koltuğa oturmuş ve televizyonu açmak için kumandayı almıştım ki telefonum çaldı. Oflayarak telefonumu çantamdan almak amacıyla ayaklandım. “Kim arar ki bu saatte.” diye söylenirken çantamın yanına ulaştım ve fermuarını açtım. Telefonumu aldım ve karşıma çıkan isimle afalladım.
Beni neden aradı ki bu saatte? Bir derdi mi vardı yoksa? Ya bir şey olduysa? Ya benimle ilgili kötü bir şey derse?
Atlas beni arıyordu. Beni ya. Hem de bu saatte.
Tereddütle açtım ve “alo?” dedim.
“Alo, Kumsal sana bir şey sorabilir miyim? Tabi eğer müsaitsen.”
“Sor.”
“Senin oda numaran kaçtı?”
Neden sormuştu ki? Düşünsenize bu çocuk mafya çıkıyor, yanındaki iki arkadaşı da onun sağ kolu ve beni kaçırıp adamlarının eline veriyorlar. Orada beni eşek sudan gelinceye kadar dövüyorlar. Allah’ım neler düşünüyorum!
“Ne yapacaksın?” diye sordum. Bu da soru mu Allah aşkına. Saçmaladım hepten.
“Senin odanda sabahlamayı düşünüyoruz.” dedi.
“Ne!”
“Şaka şaka! Merak ettim sadece.”
Arkadan Ayaz’ın sesi geldi;
“Korkma kız!” dedi ı harfini uzatarak.
Onu duymamazlığa verip kaşlarımı çatarak, “356.” Dedim. “sizin ki peki?” diye sordum.
“353.” dedi yarı şaşkın bir şekilde.
353 mü? Hemen çaprazımızdaki odadaydılar. Bu kadar tesadüf biraz fazlaydı sanki. Ama tesadüf olmayacaktı da ne olacaktı ki?







