Ben yine rezil olmuştum. Eskiden olduğu gibi. Okulda çok fazla rezil ettiler beni. Çok zorbaladılar.
Çok üzdüler beni. Özellikle beni en çok rezil edenler erkeklerdi. Belki de ruhum hep acıdığı, ağladığı için değilde erkeklerden korktuğum için aşık olamıyordum. Beni yine rezil ederse, üzerse, ağlatırsa diye korkuyordum sanırım.
"Ö-özür dilerim."
"Cidden mi?"
O sırada annem yanıma geldi ve çocuğun omzunu tuttu. Benim kadar olmasa da o da şaşırdı ve mahcup bir şekilde "oğlum" dedi ama ne diyeceğini bilemiyor gibiydi. Çocuk "sorun değil" dedi. Ama sinirlenmişti. "Neyse ki yanımda yeni aldığım kıyafetlerden var" dedi. Ve gitti.
Allah'ım, Allah'ım ne yaptım ben? Nasıl bir dikkatsizlik yaptım ben? Çocuğun karşısında aptal gibi kaldım. Şuan bir köşeye saklanıp ağlamak istiyordum. Yine rezil oldum. Ve bunu kendim becerdim. Her zaman dikkatli olan ben, bu sefer gerçekten aptallık etmiştim. Çocuğu bir şekilde bulup özür dilemeliydim. Yoksa vicdan azabından ölürdüm.
Annem "Aferin Kumsal aferin." Diye söylenirken onu bile duyamıyordum sanki. Başıma bir ağrı girmişti bir anda. Herkesten uzak bir yaşam sürmek istedim ama beceremedim. Ortaokulda da sakardım ve hep bu sebeple rezil olurdum. Yine sakarım ve rezil oldum. Aradaki tek fark yaşım...
Hemen masamıza geçtim ve çocuğun yolunu gözledim. "Anne çocuktan özür dilemem lazım."dedim. Tam cümlemi bitirdim başka bir tişörtle o çocuğu gördüm. İlk tişörtü beyazdı, şimdi ise lacivert bir tişört giyinmişti.
Hemen ayaklandığım sırada annem beni oturttu ve cocugun yanına gitti. Annem ne dediyse artık çocuk bana baktı ve masamıza yürümeye başladılar.
Stres yapmıştım. Hemde deli gibi. Baş parmağımın yanındaki deriyi soymaya başlamıştım bile. Çocuk karşımdaki sandalyeye oturdu. Annem ise benim yanimdaki sandalyeye oturdu. Yüzüne bakamıyordum. Konuşmaya başlarsam kekeleyecektim ama bir yerden başlamam gerekiyordu.
"B-ben çok özür dilerim. Seni görmedim. Üzgünüm."
Cevap vermemişti ama sonlara doğru gözlerim dolduğu için sesim de titremişti.
Ben her özür dileyeceğim zaman ağlıyordum. Bu benim en kötü huyumdu. Nefret ediyordum bu huyumdan. Nefret ediyordum sesimin titremesinden, nefret ediyordum gözlerimin dolmasından.
Gözümden bir damla yaş aktığı sırada karşımda bir hareketlenme oldu. Kalkıp gidecek miydi gerçekten? Kendimi daha kötü hissetmeye başlamışken yanımda eğildi ve "hey" dedi. "Üzülme bu kadar. Sorun değil, gerçekten." Dedi.
Yüzüne baktım. Doğru söyleyip söylemediğinden emin olmak için gözlerinin içine baktım. Gözleri yeşilin en güzel tonu olabilirdi. Samimiydi evet. Öbür gözümden bir damla daha yaş aktığında resmen gözlerinde bir duygu değişimi oldu. Ne olduğunu anlamadım. Üzülmüş müydü? Yok canım neden üzülsün. Beni daha tanımıyor bile...
"Bu arada" dedi ben Atlas
Atlas...
Atlas...
Atlas'tı ismi.
Ve çok güzeldi.
"Senin adın ne?" Diye sordu.
"Kumsal"
"Memnun oldum Kumsal" dedi. "Arkadaş olmaya ne dersin?" Diye sordu.
"Olur."
Ardından cebinden bir kalem çıkardı ve masanın üstüne bakındı. Ne yaptığını anlamamıştım. Ardından elimi tuttu ve avucumun içine sayılar yazmaya başladı. Sanırım telefon numarasıydı...
"Mutlaka konuşalım Kumsal." Dedi. Ne diyeceğimi bilemedim. Kalbim normalden daha hızlı atıyordu. Ah bana ne oluyordu böyle.
Numarasını yazdıktan sonra kalemi benim elime tutuşturdu.
"Sende benim elime numaranı yaz." Dedi.
Afallayarak baktım. Çok fazla arkadaşım yoktu. Yeni birisiyle arkadaş olmak güzel olabilirdi aslında. Üstüne kahve dökmeden tanışsaydık daha iyiydi ama neyse artık.
Elim titreye titreye elini tuttum ve numaramı yazmaya başladım. Ben yazma işlemini bitirdikten sonra elini kaldırdı ve numaraya baktı. Ardından telefonunu çıkardı ve numaramı kaydetti. Bende aynı şekilde telefonumu çıkardım ve numarasını kaydettim. Atlas diye kaydettim telefonuma.
"Tekrardan memnun oldum." Dedi ve gitti.
Gitmişti.
Nedense gitmesini istemiyordum. Kalsın sohbet edelim isterdim.





