Telefonu kapattıktan sonra bir süre düşündüm.
Acaba hepsi tesadüften mi ibaret? Yoksa kader mi? Kader ile tesadüf aynı şey mi? Tesadüf en garip, beklenmedik olaylarken; kader iki kişinin bir araya gelmesi için oluşmuş bir şey değil mi? Saçmaladım şuan. Neden birileri benim için gelsin ki. Hem aşk yalandan ibaret. Öyle bir şey olamaz. Sen aşık olamazsın Kumsal Soysert tamam mı? Sen aşık olamazsın! Herkes yüzüne vurmadı mı sen aptal bir aşıksın, sana kimse aşık olmaz diye. Vurmadılar mı yüzüne! Sen sadece kendine odaklan. Sen sadece kendini sev yeter sana! Başkalarını sevmek senin neyine, aptal! Başka kimseyi sevemezsin sen. Canının yanacağını bile bile aşık olamazsın! Uzak dur ondan!
Gözümden artarda iki yaş damladığında anladım ağladığımı. Ben öyle kolay kolay ağlayan bir insan değilimdir aslında. Ama geçmişte, küçükken yaşadığım zorbalıkları hatırlayınca duygusallaşıyordum. Hemen akan gözyaşlarımı sildim ve eski yerime yani tekli koltuğa oturdum. Bütün film izleme isteğim gitmişti.
Aşık olursam çok canım yanar mıydı? Bu soruyu sorabilecek bir arkadaşım bile yok. Bir arkadaşlığı bile çok görmüşlerdi bana. Kim ile arkadaş olmak istesem bana arkasını dönüp gitti. “Seninle arkadaş asla olmayız.” dediler bana. Aptal dediler, senden bir bok olmaz dediler bana.
Çok uyumlu ve eğlenceli bir insanımdır aslında. Sadece insanlar anlamak istemiyor. Ben eski okulumdan yeni bir okula geçtiğim zaman önyargılı davrandılar. Ne olsa benden bildiler. Bir kızın ya da erkeğin parası kaybolduğunda beni suçladılar. Kalemleri veya silgileri kaybolduğunda beni suçladılar, bana vurdular ve beni suçladılar. Bazen artık ben bile kötü bir insan olduğumu düşünmeye başladım. Herkes kaybolan eşyaları senin çaldığını düşünüyorsa sen çalmışsındır Kumsal dedim kendi kendime. Birisi zarar gördüyse sen yapmışsındır Kumsal dedim yine kendi kendime.
Ve biliyor musunuz? En kötüsü ben bunların yani bu olanların hiçbirini anneme anlatmadım. Evet anlatmadım. Çünkü anlatamadım. Kızının ne kadar kötü olduğunu düşünmesini istemedim. Zaten bir sürü işi gücü vardı. Bir yandan babamdan boşanmaya çalışıyor, başka bir yandan babam beni almasın diye uğraşıyordu ve beni okutmaya çalışıyordu.
Aslında kötü biri değildim ama kötü biri olduğuma inandırılmıştım. Ben o zamanlar sadece 8 yaşındaydım. Sadece 8…
Ve size bir şey daha söyleyeyim mi? Hani filmlerde görürüz ya, zorbalar alırlar kendinden daha zayıf birini alıp yüzüne pasta yapıştırırlar. Aynen onu yaşadım. Hem de doğum günümde. Benim kafama pasta attılar. Ve herkes gülerek beni izledi. Kimse bir şey yapmadı. İnsanlar bencildi. O yaşlarda bile bencildi. Herkes güldü ama bir Allah kulu da demedi ki bu kızda insan, kurtaralım buradan diye.
Ben her zaman kendimi eğlendirmenin bir yolunu bulurdum. Kendi kendimi güldürürdüm.
Bu zamana kadar hiç arkadaşım olmadığı için doğum günümü de kutlamadım. Sosyal medya da annem bana gösterirdi, bütün sınıf arkadaşlarım parti verirdi ve sınıftaki herkesi çağırırlardı. Bir kişi hariç. Ben…
Çok eskiden değil sadece 4 sene önce ben 13 yaşındayken ergenliğimin etkisiyle aşık olmuştum. Onun bana aşık olmama ihtimalini bile bile aşık olmuştum. Ama o bile güzel bir histi. Uzaktan hep onu izlerdim. Kimsenin beni görmeyeceği bir yerden onu izlerdim. Onu hep başka kızlarla konuşurken gördüğümde gözlerim dolardı. keşke derdim keşke benimle de konuşsa. Aşık olmasa bile günaydın deseydi, o bile yeter diye iç geçirirdim. Ama en büyük kazığı bana o atmıştı…
Okulda yine teneffüste kendi kendime vakit geçirirken yanıma geldi. Benimle gelir misin, sana bir şey göstereceğim demişti. Bende şaşkın ve mutlu bir şekilde tamam demiştim. Giderken elimi tutmuştu. O an anlatamayacağım kadar mutlu olmuştum. Tamam demiştim sonunda benimde arkadaşım var demiştim. Beni okulumuzun bahçesine kadar götürmüştü. Ardından bana hazır mısın? demişti. Bende evet demiştim. O yavaşça geri geri yürümeye başlamıştı. Ben o anın mutluluğundan ne yapacağımı bilememiştim ve sadece hayranlıkla onu izlemiştim. Ben onu izlerken onda bir anda sinsi bir gülümseme oluşmuştu ve birisi beni arkamdan su dolu bir balonla vurmuştu. Bana vuran kişiyle birlikte bir anda etrafta bir sürü kişi belirmişti ve herkes bana su dolu balon atmaya başlamıştı. Ben kaçmaya başlamıştım. Sanki bağıramıyordum. Sesim çıkmıyor gibiydi. En son kolumdan iki erkek tutmuştu ve beni okula sokmuşlardı. Öğretmenler iyi anlaştığımızı sanıp gülümsemişlerdi. Öğretmenlerim bile biliyordu içler acısı halimi…
En son beni okulun tuvaletine götürmüşlerdi. Tuvaletlerden birine sokmuşlardı ve nasıl yaptıysalar beni oraya kilitlemişlerdi. Çok korkmuştum. Kapıya vurmuştum ama nedense kimse duymamıştı. En son klozetin üstüne oturup bacaklarımı kendime çekmiştim. Kollarımı da bacaklarımın etrafına dolamıştım ve kafamı diz kapaklarıma koymuştum.
Biliyor musunuz? Beni uzun süre kimse bulamadı. 3 saat 27 dakika boyunca orada aynı şekilde bekledim. Öleceğimi sanmıştım. Beni kimse bulamayacak sanmıştım ve ölümü beklemiştim. Ölemem, daha hazır değilim gibi sözler söylerken annem ve öğretmenlerim beni bulmuş. Dediklerimi hatırlamıyorum ama annemi görünce ölüyorum demişim ve kollarına yığılmışım.
Bu olaydan sonra 5 ay boyunca her hafta psikoloğa gittim, ilaçlar kullandım, depresyona girdim defalarca. Düşünüyorum da ben yine kendi kendimi kurtarmışım. Kimse yokken sadece annem bana yardım etti. Manevi yardımı çok olmasa da maddi olarak hakkını asla ödeyemem annemin. Ben kendimin kurtarıcısıydım. Kendimin kahramanıydım. CİCERO insanın en büyük düşmanı doğrudan doğruya kendisidir demiş ama benim en büyük dostum doğrudan doğruya kendimdim. Kimse yokken yine ben vardım.
Ben bunları düşünürken annem balkondan geldi ve “Kumsal, ne oldu? Neden ağlıyorsun?” Dedi. Yalan söyledim. “İnternette duygusal bir video gördüm de, ona biraz duygulandım.” Dedim. Başını aşağı yukarı salladı ve tuvalete doğru yol aldı. Hızlıca göz yaşlarımı sildim ve burnumu çektim. Uyku bastırmıştı. Hemen yatağa yattım ve uyumak için bekledim. Saat aslında akşam 08.30’du fakat ağladığım için uykum gelmişti. Gözlerimi kapattım ve uyumayı bekledim.
Erken yattığım için erkenden de kalkmıştım. E haliyle de acıkmıştım. Çünkü dün akşam da bir şey yememiştim. Kalkıp elimi yüzümü yıkadım, saçımı taradım ve tepeden at kuyruğu yaptım. Açık mavi dar bir pantolon giymiştim. Üstüme ise kısa mor bir gömlek giymiştim. Kollarını da katlamıştım. Güneş kremi ve dudak kremi sürmüştüm. Hafif makyaj yapardım aslında ama şuan üşenmiştim. Kendi kendime "benim bu üşengeçliğim şaka mı?" Diye düşünmeden edememiştim. İçimde bir öküz oturuyordu işte. Telefonumu yanıma alıp aşağı odadan çıktım. Yemek bölümüne gidecektim ama asansöre binemezdim. Merdivenlerden inmek çok zahmetliydi ama merdivenden inmek zorunda kaldım. Uzun uzun indim merdivenleri. Neyse ki inmek biraz daha kolaydı. 3 dakika sonra inmiştim. Hızlı inmişim aslında. Yani bana o 3 dakika 3 saat gibi gelmişti ama neyse.
Yemek bölümüne indiğimde masalar boştu. Saat 7’de kalkınca tabi. Sadece birkaç kişi vardı. Bu yüzden rahatlıkla yer buldum. Kendime yumurta, zeytin, peynir gibi kahvaltılıkları aldım. İçecek olarak ise süt almıştım.
Süt beni her zaman mutlu etmiştir. Pek tadı yok gibi ama ben her zaman sevmişimdir sütleri.
Ben başımı gömmüş yemeğimi yerken karşımdaki sandalyenin çekildiğini gördüm. Başımı hızlıca kaldırdım. Karşımda sizce kimi görmüşümdür? Tabi ki Atlas.
“Günaydın.” dedi.
“Günaydın.”
“Karşına oturabilir miyim?”
“Tabi.”
Ne diyeceğimi bilemiyordum. Saçlarını yana doğru taramıştı. Düzgün ve güzel bir görüntüsü vardı. Siyah bir tişört ve siyah bir şort giymişti. O da sadece 1 adet yumurta almıştı. İçecek olarak ise su almıştı.
Bir anda aklıma bir soru gelmişti. Acaba soyadı neydi? Benim böyle saçma şeyleri merak etmek gibi huyum vardı.
“Bir şey sorabilir miyim?” diye sordum. Soru sormama şaşırmış olacak ki heyecanla “tabi.” dedi.
“Soyadın ne?”
Gülümsedi ve;
“Dinçer, senin?” Diye sordu.
“Soysert.” dedim. Ardından “sana saçma sorular sorsam cevaplar mısın?” diye sordum.
“Ne kadar saçma mesela?”
“En sevdiğin renk sorusu gibi sorular.”
“Bunlar saçma sorular değil ki. İki arkadaşın birbirini tanıması için gerekli sorular. Yani bence.”
Haklıydı. Neden saçma demiştim ki? doğum gününü bilmiyorsam, en sevdiği yemeği bilmiyorsam, en sevdiği rengi bilmiyorsam, hobilerini bilmiyorsam arkadaşlığımızın ne anlamı vardı ki…
“Haklısın, peki o zaman doğum günün ne zaman?”
Gözlerine bir hüzün çöktü sanki. Ama hemen yok oldu.
“21 Haziran 2007. Sen?”
“6 Mayıs 2007. Aynı yaştaymışız. Sevindim. Peki en sevdiğin renk?”
“Siyah. Senin?”
“ Mor. Pekala en sevdiğin yemek?
“Mantı. Çok severim. Sen peki?”
“Mantı güzel tercih ama ben oyumu sarmadan yana kullanıyorum.
“Sarma da güzel aslında.”
“Peki hobilerin neler?”
“Kitap okumak, film izlemek, yazmak falan. Senin?”
“Kitap okumayı bende severim. Onun haricinde uyumak gerçekten en büyük hobim.”
“Boğa burcusun ne olacak.” Dediğinde yemeğim bitmişti.
“Biraz öte de deniz var. Beren, Ayaz ve ben oraya gideceğiz gelmek ister misin?”
Resmen bana teklif sunmuştu. Hayatımda ilk defa birisi bana teklif sunmuştu.
“Bilmem ki.” dedim. “Arkadaşların beni ister mi?”
“isterler isterler. ” dedi. “Saat 2’de hazır ol tamam mı?”
“Tamam.”
Daha sonra ayaklandık ve odalarımıza yol aldık. Ben tam merdivene yönelmiştim ki Atlas;
“Ne yapıyorsun Kumsal?”
“Yukarı çıkacağım.”
“Merdiven ile mi?” Diye sorduğunda kaşlarını çatmıştı. Şaşırmışa benziyordu.
“Evet.”
“Neden asansörle çıkmıyorsun?”
“Korkuyorum.” Dediğimde gülmeye başladı. Onu güldürmüş müydüm?
“Hey, neden gülüyorsun?” Dedim koluna yumuşakça vurarak.
“Asansörden korkmana gülüyorum.”
“Saçmaladın yani şuan Atlas. Olamaz mı?”
“Olabilir tabi de bilmiyorum. Senden beklemiyordum.”
“Neden? Ben insan değil miyim?”
“Öylesinde bilmiyorum. Neyse benimle beraber çıkar mısın peki?” Deyip elini tutmam için uzattı ve bir prens edasıyla karşımda eğildi.
“Binerim.” dedim gülümseyerek ve bende elini bir prenses edasıyla tuttum.
Beraber asansöre bindiğimizde şimdiden nefesim kesilmiş gibi hissetmiştim. Annem yanımdayken daha iyi ve rahat hissediyordum kendimi. Asansörün kapısı kapandığında Atlas çıkacağımız kata basıyordu. Bende onu izliyordum. Kapı kapandığı anda nefes alamadığımı hissettim. Sanki nefesim kesilmişti. Neden bu kadar gerildiğimi anlamamıştım.
Atlas kat numaramıza bastıktan sonra bana döndü. Bir süre bana baktıktan sonra telaşlanarak;
“Kumsal, iyi misin?” Diye sordu.
“Evet.” Dedim. “Neden ki?”
“Yüzün kızarmış da, o yüzden.”
“Sadece biraz nefes almakta zorlanıyor gibiyim.”
Hemen karşımdaydı. Ben asansörün duvarına yaslanmış yere bakıyordum ve nefes almaya çalışıyordum. Omuzlarımdan beni tuttu ve karşımda eğildi. Yüz yüzeydik.
“Kumsal, sakin ol. Derin nefes al, ver, al, ver.”
Dediklerini uygularken sıcak basmaya başlamıştı. Neyse ki yaklaşmıştık. Çünkü gerçekten nefes almak benim için iyice zorlaşmaya başlamıştı. Asansör bir anda durduğunda başımın döndüğünü hissettim ve Atlas’ın kolunu tuttum. O da bana destek olmak ister gibi bir eliyle kolumu diğer eliyle ise belimi tutmuştu. Asansörden çıkmıştık çok şükür. Hemen asansörün yanındaki duvara yaslandım ve derin derin nefesler almaya başladım. Atlas’ta bana destek olmak için yanımdaydı.
“Teşekkür ederim.”
“Rica ederim, bir dahaki sefere seninle beraber merdivenden çıkarız.” dedi ve gülümsedi.
O an sadece 2 saniyeliğine gülüşüne baktım. Gerçekten çok güzel gülümsüyordu. Gülerken dudagının yanında gamze çıkıyordu ve ona tatlı bir görüntü katıyordu. Bende ona gülümsedim. Yaslandığım duvardan ayrıldım. O da bana destek olmak için beni belimden tutuyordu. Odamın kapısının önüne geldiğimizde ona baktım ve;
“Tekrar teşekkür ederim.” diye mırıldandım.
“Tekrar rica ederim. Saat 2’de hazır ol tamam mı?”
“Tamam.”
Arkasını dönüp kendi odasına yürümeye başladı. Bende kendime hızlıca çeki düzen verdim. Dokunuşu güzel hissettirmişti.
Kapıyı tıkladım ve annemin açmasını bekledim. Saat 9 olmuştu. Uyanmıştır herhalde. İçeriden sesler gelince uyandığını anladım. Birkaç saniye sonra kapıyı annem açtı. Daha yeni uyanmış olmalıydı. Saçı başı dağınıktı.
"Günaydın anacım." Dedim.
"Gunaydın evladım." Dedi annem de.
"Anne Atlas ve arkadaşları denize gidecekmiş, bende gidebilir miyim? Atlas çağırdı da o yüzden."
Annem bir an bana baktı. Şaka yapıp yapmadığımdan emin olmak istiyor gibiydi. Hayatımda annemden başka kimse ile bir yere gitmediğim için şaşırmıştı haklı olarak.
"Emin misin?"
"E-evet. Neden sorguluyorsun anne?"
"Hiç benden başka kimseyle dışarı çıkmadığın için sorguladım.
Annem de haklı. Kızının bu zamana kadar hiç arkadaşı olmadığı için...
"O zaman anladığım kadarıyla izin veriyorsun ha?" Dedim.
Gülerek "evet." Diye cevap verdi.
Belki de bu denize gitme işi hayatımın dönüm noktası olur. Belki bana yardım eder. Bana yeni arkadaşlar verir...



