° YAZIN SICAK EZGİSİ °
6. BÖLÜM: Alevli Karşılaşma
Dün gece Tansu önünü göremeyecek kadar sarhoş olmuştu. Arabasına kadar sürünerek mi götürmüştüm emekleyerek mi orası hala meçhuldü. Arabanın qrka koltuklarına Tansu'yu yatırıp arabayı ben sürmüştüm. Şansım yaver gitmişti ki Tarık aradığında evinin yerini sorabilmiştim. Ama aldığım cevap otelde yatıyor oluşuydu. Bu daha kolayıma geldiğinden onu da arabasını da otele bırakıp evime dönmüştüm. Eve girdiğimde her yer karanlıktı. Kimseyi uyandırmadan odama geçmiştim çabucak. Ayaklarım ağrıdan sızlarken rahat bir gecem yok mu diye düşünürken uyuya kalmış olmalıydım.
Sabah beni uyandıran şeyin telefonumun titremesiydi. Göz ucu ile baktığımda yabancı numaraydı. Gözlerimi devirerek kapatmıştım. Daha sonra tekrar aradı ve ben tekrar kapattım. Tekrar uykuya dalmaya çalışırken uykumun kaçtığını fatk edince tekefonu duvardan duvara atmak istedim. Ama ne yazık ki o an bildirim gelmişti.
+90 5...
"Telefonlarına neden bakmıyorsun?"
Leyal Batım
"Kimsiniz?"
+90 5...
"Kartal otelin sahibi Tansu Kartal :)"
Ne demek Tansu? Ayıp oldu adama. Koskoca patron. Eyvah... Hemen son aramalara girip aramıştım.
"Benim numaram sende nasıl olur da olmaz? Yarışma jürisiyim ben." diyerek açmıştı telefonumu. Çok kabasın ama jürisin diye bir şey demiyorum.
"Af edersiniz." dedim sevecenlikle.
"Yine bir numara aradı."
"Dün ki numara mı?"
"Hayır değil. Babamın ofisinde bir şeyler olabileceğini söyledi." Neden bana söylüyor ki? Tarık'ı falan arasaydın ya be adam.
"Tarık falan yok mu?" dedim dayanamayarak.
"Olsaydı seni niye arayayım?" Odun, öküz, duvar...
"Odaya girme tuzak falan olabilir. Ben geliyorum oraya. Bekle beni." diyip kapatmıştım telefonu.
'Sen şuan otel sahibinin yüzüne telefonu mu kapattın?' Evet ve pişman değilim. Odunun, öküzün, duvarın teki o.
'Sinirlenmişiz bakıyorum da Leyal...' Evet sinirlendim. Gelip beni arıyor daha sonra da gerekli değilmişim gibi tavır yapıyor. Anlıyorum hassas konu ama, ah neyse...
"Kızım nereye gidiyoruz? Kaç kere sordum cevap vermedin." Taksici amcanın sorusunu sinirden anca duyduğumda sinirin yerini utanç almıştı.
"Pardon abi. Kartal otele gidelim." demiştim.
Aptal patron yahu...
Otelin girişinde durup şu görkemliğe bakmıştım. Sen Kartal Otel, bana çocukluğumu kazandır ne istersen o olsun. Yeter ki çocukluğumu kaybetmeyeyim...
Ağaçlar hep dimdik dururlar. Hep aynı görkem aynı şehvet. Hayat da agaç gibi durur ancak çiçek gibi solan içi vardır. O içi kimseler bilmez. Bir sen bilirsin bir de sızlandığın o geceler...
Düşünce balonlarını yok edip telefonumu Tansu'yu aramak için cebimden almıştım. Ama ben bu adamın numarasını kaydetmemişim... Mafya Patronu diye kayderek halletmiştim bu sorunu da.
"Kaçıncı katta, kaçıncı odadasın?" dedim hızlı hızlı.
"6. kata gel, sağ taraftan koridorun sonundaki oda."
"Tamam." deyip kapatmıştım telefonu.
'Bu ikinci yüzüne kapatışın oldu.' Öyle mi olmuş iç ses!
"Açalım mı kapıyı?" demiştim sisli gözlere bakarken.
"Geçmişin kapısını açalım bakalım..." dalgındı, kafası karışıktı.
Kapıyı açtığımız da yalnızca normal bir ofis vardı. Etrafa bakarken masanın üstünde bir fotoğraf vardı.
"Bu...annen...mi?" Demiştim elinde dondurma ve yanında küçük çocuk olan kadını göstererek. Hiç bir cevap vermeden fotoğrafı eline alıp dolmuş ve sisli gözlerle resme bakıyordu. Gözlerimiz de tıpkı bulutlar gibiydi. İçi yağmur gibi doluyor, sis gibi bulanıyordu. Yağmur gibi yapmadığında, o gözlerden kalan tek şey, kasvetli hava oluyordu. Ancak o gözlerin bilmediği bir şey vardı, eğer yağarsa o toprak kokusu gibi göğüs kafesinin huzurla doğacağını...
O kasvetli havası olan gözlerden cevap alamayacağım kesinleşmişti. Fotoğrafa tekrar bakmak için yanına giderken gözüme bir şey çarpmıştı, bir yazı.
"Bir saniye... bir şey yazıyor..." dediğimde fotoğrafın arkasını göstererek çevirmiştim.
"ANNENİN SON FOTOĞRAFI
İYİ BAK ÖZLEMİŞSİNDİR"
Ne demeye çalışıyor?
"Şerefsiz...it herif..." dişlerinin arasından tüm öfkesi boşalıyordu ancak içi kederden öfkeye yer bırakmıyordu.
Sakin ol demek isterdim ancak benim kafam da karışıktı. Tansu'nun gözleri öfkeden kızıl elmaya dönerken ben onun gözlerinde endişeyle kaybolurken tüm o havayı değiştiren bir telefon sesiydi, Tansu'nun telefonu.
"Ne var?" Diyerek açmıştı. Kimdi bu kadar sinirle açtığı kişi? "Benimle neden oynuyorsun? Sana ne geçmişimden geleceğimden şerefsiz it." diyerek başlamıştı yine. Daha fazla dayanamayıp kulağımı telefona yaslamıştım bende. O adamın sesiydi yine.
"Para istiyorum." diyince gözlerim açılmıştı birden.
"Ne kadar istiyorsun?" dedi Tansu yutkunarak.
"Otuz beş bin lira. Katili söyleyeceğim hem sana."
"Tamam nereye getireyim."
"Taksim meydanındaki köprünün altında buluşalım."
"Katili söyleyeceğine ne kadar inanabilirim." Her şeye kuşku duyması normaldi.
"İster inan ister inanma. Duymak istiyorsan gelirsin."
"Bilmece gibi konuşma-" telefon kapanmıştı.
'Bu garibanın yüzüne kapatam kapatana ama yazık oluyor.' İç ses ciddi bir işteyiz ama.
"Ne yapacaksın?" demiştim endişe ve merakla.
"O parayı vereceğim. Katili söylemezse o herifi de ebesine vereceğim." Öfkesi dakikadan dakikaya artıyordu.
"Ben de geleceğim." demiştim.
"Hayır. Tehlikeli olabilir. Silahli adam mıdır kimdir belli değil." Of işine gince mi çağırıyorsun sen insanı sadece.
"Ama bende-" lafımı ağzıma tıkayan yine bir telefon çağrısıydı.
'Sen koskoca adamın suratına telefonları kapatırsan seni lafıni da kesen olur elbet Leyal.' Yapma be iç ses. Benim tarafımda ol bir kere de yahu.
"Nerdesin sen geberdin mi?" diyordu Tansu. Tarık aramış olmalıydı. "Zühre kim?" Ne Zühre'si benim Zühre mi? Tabi ya, başka kim olabilir ki? Ama neden, nasıl? Zühre ne alakaydı?
"O benim arkadaşım." dedim ağzımı kımıldatarak. Kaşlarını kaldırdığında cevabını almıştım.
"Ne işin vardı onunla? Tamam çabuk gel. İşlerimiz var." deyip kapatmıştı telefonu.
"Zühre'yle ne alaka Tarık?" demiştim.
"Ben çapkın kuzenimi tanımam mı?" demişti fısıltı halinde.
"Ben gideyim. Kazanmam gereken bir yarışmam var. Bir şey olduğunda ararsın...ararsınız." demiştim sondaki saygınlığımı son anda belli ederek.
"Telefonlarını açarsan tabi ararım." demişti sitemle. Bu adam beni utandırmaktan ne zaman vazgeçecekti?
Yanından kalkarak asansöre doğru gitmiştim. Asansörden kimlerle karşılaşmıştım ben böyle. Ne kadar da sevdiğim biri anlatamam.
"Ooo Leyal... Merhaba..."
"Merhaba...Hande..." demiştim kaşlarım oraya buraya oynarken.
"Sen yarışma da nasıl hile yaparsın?" demişti öfke ile çatılmış kuşlarla.
"Bana hileci diyemezsiniz hırsız. Söyleyeceğim yerleri çaldın. Eğer karar verdiğimiz gibi söyleseydin ne sen hırsız olurdun, ne ben hileci."
"Ah... ne kadar üzücü..." demişti yüzünü buruşturarak. "Ama umrumda mı? Hayır. Bu yarışı sen başlattın hileci. Ve kazanamayacağin yarışmaya devam etmenin anlamı yok derim."
"Sana ne bundan Hande. Sen kendi kazanıp kazanamayacağına bak." dedim bir sinirle.
"Meydan okuyan ben değildim. Sen istedin bunu." deyip kapısı açılan asansörle gitmişti. Neyin tribine giriyordu bu?
#yazaski

