İçeriğe geç

YAZIN SICAK EZGİSİ

Bölüm 6 · 3 dk okuma

YAZIN SICAK EZGİSİ

Bölüm 6

5. BÖLÜM: Yüreği Yananlar

° YAZIN SICAK EZGİSİ °

5. BÖLÜM: Yüreği Yananlar

Şafak sökerken üşüten o soğuğu bilir misiniz? Kolların buz keser ancak yüreğin, yanar, dağlanır, küle döner yine alev alır. Tıpkı, güneşin tüm gece sönüp, sabah olurken tekrar ateşlenmesi gibi...

Tansu ile yarışma gecesini geride bırakıp arabasına atlamıştık. Arabayı öyle hızlı kullanıyordu ki ağlama isteğini bastırmak içindi sanki. İçinde tutması daha kötüydü aslında. Ama demek ne haddime?

"Midem bulandı yavaş sür." dedim ellerimle ağzımı kapatarak.

"Benimde yüreğim yandı, daha da hızlı." diyordu dişlerinin arasından. Yavrusu yenilen aslan gibiydi kükreyişi. Aslanların yaşadığı bu ovada tek aslan da o değildi. Bi ayağı gazda bi ayağı frende olan bacağını ittirerek arabayı firenlemiştim. Görünen oydu ki, arabayı da onu da tozu dumana atmıştım.

"Yüreği yanan tek sen değilsin!" dedim yaptığı aslanlığa karşılık. "Ya bu yürekler yanmak için yaratıldıysa?"

"Dudaklarda bükülmek için mi yaratıldı, gülmek için mi?" Güzel soruydu. Önceden olsa gülmek için derdim. Ne değiştiyse sanki? Tek değişen içimin hırsla kaplanmasıydı.

"Bükülen duygulara gülümsemek için."

Bazen zaman öyle bir üstüne gelir ki, umut, ümit, ışık, aydınlık yerde gökte ne var ne yok unutturur. Ama bazı sözler de vardır, neler unutulduysa, neler gömüldüyse diriltir. Küllerinden doğmaktan vazgeçmeyen anka gibi...

"Sana telefonda ne dediler?" Ne soruyu sormaktan bıkmıştı ne de cevabı duymaktan...

"Annen bi cinayete kurban gitti..." dedim yorgun ifadeyle.

"Babamlara niye demiyorlar da bana diyorlar?" Direksiyonu sertçe kavramıştı. "Onca sene akıllarına gelmemiş mi?" Daha da sertçe... "Hangi şerefsizin işi bu lan?" Vuruyordu artık. Daha fazla düşünme seslerine dayanamayarak arabadan inip Tansu'nun tarafına geçerek kapısını açmıştım.

"İn artık. Ya sen arabayı kıracaksın, ya da araba seni boğacak." Aval aval bakıyordu. "İn hadi!"

Tansu'yu deniz kenarında ki banklardan birine oturtup etrafta gezinmeye başlamıştım. Aradığım yeri bulduğumda işimi halledip çıkmıştım.

"Al viski iç. Kafanı topla." Yine aval aval bakıyordu. Daha sonra elimen şişeyi almıştı.

'Adamı günaha soktun yahu.'

Sen onu günahtan çıktığını mı sanıyorsun?

'Nur topu adama ne diyorsun sen Leyal?'

Sen onu gelde külahıma anlat.

"Sen içip içip duracaksın bende seni izleyeceğim?" dedim kafamı eğip alttan yüzüne bakarak.

"Annem... ben küçükken öldü. Altı yaşındaydım. Çizgi film izlerken beni evde bıraktı. Daha sonra otele gidiyorum deyip gitti. Daha da gelmedi..."

"Kamera kayıtl-"

"Yok! Baktırdım ben."

"O yıl ki çalışanlar."

"Onlarda ölmüş. Çoğu yaşlıymış zaten."

"Sizce garip değil mi? Annenle birlikte bir devrin yok oluşu."

"Ne Babam ne halam ne evden tek birisi tek kelime etmez. Ancak fotoğraflar hala duruyor. Her yerde fotoğrafı var ancak, adı anılmıyor."

"Polise gits-"

"Daha sonra adam kastından beni içeri atsınlar."

"O adamları neden öldürdün?"

"Otelime uyuşturucu soktukları için."

'İlk defa terslemedi. Hayret.' Hayret vallahi iç sescim de, sarhoş biraz, ondandır.

"Polis yok, ipucu yokm ortada cinayet var, üstelik senin annen, ne var orta şimdi?"

"B*k var."

"Küfür edip durma sarhoş."

"Sarhoş etmeseydin." gözlerine üç beş saniye baktıktan sonra kalkmıştım. "Gelmemeye mi gidiyorsun sende?"

"Şu ana kadar kimseyi geride bırakmadım, bırakmam da." Yahu, be adam sana ne gideceğim yerden. Gider gelirim.

Gideceğim yere gidip gelmiştim. Elimde iki dondurma ile.

"Al. Vişneli dondurma." dedim elimdeki dondurmalardan birini uzatarak.

"Ödeştik mi diyorsun?" dedi çapkın gülümseme ile.

"Belki..." demiştim kafamı omzuma doğru bükerek.

Hepimizin sarhoş olan kalpleri kanlı ay gün yüzüne çıktığında acı içinde kıvrılırdı. Şarap kadar kızıl bir kan belirirdi ve o kan yalanların örttüğü gerçekler olabilirdi...

Bölüm sonu

2 yorum