° YAZIN SICAK EZGİSİ °
4. BÖLÜM: Siyah Kuğu
Hayat, herkesin güllerin pembe yapraklarını gördüğü, ancak dalındaki dikenlerden ibaret olan çiçekti. Kimine göre kardelen gibi diri duran, kimine göre kuraklıkta solan papatya gibiydi.
Şimşekler gelip penceremizi kırsa bile neden yağmur damlaları gibi pencerenin önünde süzülmeye devam ediyorduk? Oysa şimşek bizi de kırabilir. O yağmurlar bizi de ıslatabilir. Ancak, hayatımız kuru diken olsa bile hayatımızı terk edemezdik. İçimizdeki o küçücük kan pıhtısı ne kadar param parça olsa bile yağmur damlaları gibi zamanı geçirmeye mahkumduk.
Hiç kimse hayatıni terk edemez. O kuru dikenlerin zarar verdiğini bile bile gülden ayrılamaması gibi. Camı kırık olsa bile çerçevenin penceri tutmayı bırakamaması gibi.
Son bir haftadır sürekli Hande ile buluşuyor, o yapmacık tavırlarına rağmen onunla prova yapıyorduk. O gülün dikeni olsa bile, gövdeme batsa bile onunla çalışmaya mecburdum. Bu yarışmaya katılmamın amacı, tanınmak, iş sahibi olmak, yani geleceğim içindi. Ama artık geçmişim için de oldu. Kim çocukluğunun satılmasını isterdi ki? Okulan sonra pamuk şeker alıp gelen insanlara tebessüm eden o küçük kızı satamam. Annemin geçmişini, babamın geçmişini satamam.Bisiklet sürerek gittiğim o karavanı satamam.
Annemle babam yeni karavan fiyatlarına bakıyor, Akın bulaşık bulaşık restoran dolaşıyor. Ben ise bildiğiniz gibi.
En başta da dediğim gibi hayattı bu, ne kadar dalınız kırılırsa kırılsın, köklerinizle kalmak zorundasınız.
"Bence birimiz siyah birimiz beyaz giymeliyiz." diyen Hande dalgın ruhumu bozmuştu.
"Sen beyaz giy, ben de siyah." galiba ruhum dışıma da yansıyordu.
'Seni böyle karamsar görmek...dünyanın sonu be Leyal.' Tepki vermeyeceğim iç ses.
"Olur mu ki?" demişti. Hep senin istediğin olamaz aşkom.
"Olur tabi." dedim zoraki gülümsememle.
Ben siyah mini boy vücuda yapışan taş detaylari olan elbise, pırlantalarla süslü kurdele ayakkabı ve gumuş takılara karar verirken, Hande; beyaz eteği kabarık diz üstü bel detayları olan saten bir elbise, steletto ayakkabı ve golden takılara karar vermişti.
Tüm hazırlıklar bittiğinde gece için her şey tamamdı. Yarışmanın başlamasına iki saat varken hepimiz otelde son provaları yapıyorduk.
"Bu prensesi ben alıyorum canım. Yarışmada başarılar." diyip bir anda kurtarıcı meleğim olmuştu Zühre. Hande'ye bakıp gelirim bakışı atmıştım. Zühre bizi Tarık ve arkası dönük bir adamın olduğu masaya götürüyordu. Masaya ulaşınca o adamın Tansu bey olduğunu görmüştüm.
"Kurtulduk mu?" dedim soluk soluğa.
"Kurtarıcı meleğin sağolsun." demişti Zühre egolu tavırlarla.
'Hande'yle durmaktan herkesi Hande gibi görür olduk galiba Leyal.' Of of of...
"Sen siyah olur muydun be?" demişti Zühre konu değiştirerek.
"Nasıl herkesin doğduğunda bembeyaz olan yüreği kararıp, şeytanlaşıyorsa öyle oluyor." bazen insanların kalbi ak sütte yıkanıp huzur bulmak ister. O şeytan gibi kapkara dertlerden uzaklaşmak istercesine...
"Leyal'in içinde şair mi varmış?" demişti Tarık kaşları havalarda uçarken.
"Leyal hanımın." diye ekleme yapmıştı Tansu.
'Tansu bey Leyal.' İç sesime karşılık göz devirmiştim.
"Senin içindede şair var Tarık. Emin ol, sadece çıkmasının zamanı değil." dedim. Ardından Tansu beyle göz göze gelince "Tarık bey." diye ekleme yapmıştım.
'Ne kadar komik insanlarsınız siz ya?' Gülmenin hiç sırası değil iç ses.
"Diğer seviye bu kadar zor mu?" demiştim Tansu beye bakarak. Tansu konuşmadan Zühre cevap vermişti:
"Bakıyorum da yarışmaya çok odaklanmışız."
"Kazanmak için kalmadık mı zaten?" Demiştim yorgun gözlerle.
"Tamam şampiyon, sakin ol." demişti Zühre gülümseyerek.
"Seninki geliyor." demişti Tarık yüzünü buruşturarak.
"Seninki mi var Zühre?" dedim aval aval. Ardından onunki dedikleri çocuk gelmişti.
"Selam." demişti gülümseyerek.
"Eee... Yarışmada ki eşim Berk." demişti Zühre. Tarık'a görüşeceğiz bakışı atmıştım.
"Ben son kez kontrol yapmaya gidiyorum. İyi sohbetler size." İyiyi bastırarak söylemişti Tarık. Tam ben lafa atlayacağım sırada Tansu bey konuşmuştu:
"Jürilerin yanina gidiyorum." diyip gitmişti. Otlelin sahibi olmanın ayrıcalığı vardı tabi. Masaya baktığımda fazlalık telefon verdi.
"Asabi patrona yetiştireyim de daha da küstah olmasın." Masadan kaçarken Berk salak salak gülüyordu. Zühre'nin yalandan gülümsediğini o kadar iyi anlamıştım ki. Boşa sekiz yıllık arkadaşım değildi. Telefon elimde nereye gideceğimi düşünürken yarışmadan sonra vermeye karar verdim. Ardından telefonum titremişti. Telefonuma baktığımda Zühre'den mesaj vardı.
Esmer şeker: Ben senin kurtarıcı meleğinimken beni yalnız bıraktın. Şeytansın kızım sen.
Esmer güzeli: Üzgünüm...
Yarışma başlamadan önce ilk biz çıkacağımız için sahnenin arkasiıa geçmiştik. Büyük bir alkış koptuğunda yarışmanın başladığını anlamıştım. Ve ismizi fuymayı beklemeye başlamıştım.
"Hadi, gösterelim gücümüzü!" demiştim.
"Ben hep gösteriyorum gücümü canım." Şu an seni kafama takamayacak kadar doluyum bilmiş şey. Çok geçmeden sahneye çıkmıştık. Açılışı yapmak için son nefesimi almıştım.
Ve başladım...
"O zor günler, solan güller eskidendi, geçti
O zaman âşık olduğum rüzgârlar esti, esti, geçti..."
Sıra Hande'nindi...
"O zor günler, solan güller eskidendi, geçti
O zaman âşık olduğum rüzgârlar esti, esti, geçti..."
Tekrar sıra bendeydi...
Ancak ben söylemeden Hande atlamıştı öne.
"Aşk seni bulabilir de uzakta durabilir de..." bakıp gülümsüyordu bir de.
"Sıramı çaldın hırsız..." dedim dişlerimin arasından. Daha çok gülümseyip devam ediyordu.
"Samimi oluyor derken mesafe koyabilir de..." sahnenin ortasında başımdan aşağı kaynar su dökülmüş gibiydim. Ben böyle kalamazdım. Evet yaptığı adiliğe seyirci olamazdım ve söyleşisine bende eşlik etmiştim. Hemde onun gibi gülümseyerek.
"Bu böyle, vurabilir de ilgisiz durabilir de
Onu sana katıyor derken tuzaklar kurabilir de
Bu böyle..."
İzleyiciler eve jurilere bir taraftan gülümserken, Hande'ye kusar gibi bakıyordum, tüm sinirimle öfkemle...
"Aşk seni bulabilir de
Mesafe koyabilir de
Bu böyle..."
Son nakaratlari birlikte söylesekte yarışma boyunca hep söyleyeceğim yerleri çalmıştı Hande. Tam bir yılandı bu kız. Haksızlığa uğramıştım ancak bu böyle devam edemezdi. Son cümleyi elimle dur işareti yaparak güzel bir vokal ile bitirmeye çalışmıştım:
"Bu böyle..." son cümlelerle beraber gözlerimde kapanmıştı. Unutmamalıyım kazanmak zorundaydım. Alkış sesleriyle gözlerimi açmıştım jurinin puanlarından sonra sahnenin kenarında diğer yarışmacıları dinliyorduk. En son Zühre ve Berk çıkmıştı Sezen Aksu'nun Haydi Gel Benimle Ol şarkısını söylemişlerdi. Ardından gürültüden uzaklaşmak için çantamı alıp gidecekken telefonum çaldı. Kimin aradığını bakmadan açmıştım.
"A-" alo demeden karşıdaki konuşmuştu.
"Annen bir cinayete kurban gitti."
"Annem mi?" dedikten sonra telefon kapandı ve ekrana baktığımda, olamaz bu benim telefonum değildi. Tansu... Telefon bana be telefona bakarken önümde bir gölge belirdi... Tansu....
"Senin annen vefat mı etti?" dedim şaşkın bir şekilde. Duyduğum şeylerin şokunu atalatamıyordum. Neden bu soruyu sorduğumu sorguluyordu.
"Nerden çıktı bu soru?" Onu hiç görmediğim kadar öfkeliydi. O mafyacılık oynadıkları gece bile bu kadar öfke dolu değildi.
"Telefon...senin telefonun...aradılar..." korkudan kekeliyordum. Ne duyduğumu hazmedemiyordum. Kelimelerin anlamını unutmuştu aklım.
"Kim aradı Leyal?" bağırması daha da korkutuyordu.
"B-bilinmeyen numara..." bir atakla yanıma gelip elinden telefonunu almıştı.
"Ne dediler?"
"Bağırma korkuyorum." dedim dolmuş gözlerimle.
"Ne dediler dedim sana?" korkudan bir damla yaş süzülmüştü sağ gözümden.
"Annen bir cinayete kurban gitmiş, bunu dediler." demiştim çatlak sesimle.
"Ha siktir ya!"




