İçeriğe geç

YAZIN SICAK EZGİSİ

Bölüm 4 · 4 dk okuma

YAZIN SICAK EZGİSİ

Bölüm 4

3. BÖLÜM: Vişneli Dodnurma

°YAZIN SICAK EZGİSݰ

3. BÖLÜM: Vişneli Donurma

Dün geceden tek hatırladığım, çok fazla rezil oluşumdu.

Sabah beni uyandıran şey:

"Herkes yeni seviyenin kuralları için Kartal Otelin üçüncü katına bekleniyor." bildiriminin gelmeisydi. Bildirimden sonra apar topar hazırlanıp, kahvalti için mutfağa gitmiştim. Herkes kahvaltısını yapıp çıkmıştı her zaman ki gibi. Annemle babam kebap karavana, Akın ise futbola gitmiştir.

Zühre'yi arayıp nerde olduğunu sorduğumda evden çıktığını söylemişti. Bende onların sokağına doğru yol almıştım. Ardından Zühre ve ben Otele varmıştık. Herkes otlein üçüncü katındaki büyük salonda toplanmıştı.

"Mümkünse bir daha geç kalmayalım." diyen sevgili sahibimiz Tansu beydi.

'Naparsın? Mafyacılık oynayıp vurur musun?' Bunu keşke dışımdan da söyleyebilseydim.

"Yeni konseptimiz, bu torbadan cikacak renkli toplar kiminle aynı ise o kişiyle eş olacak ve eşiyle bu seviyeyi geçmeye çalışacak." Tarık herkese torbayı uzattığın da bana mavi çıkmıştı. Herkes teker teker seçiyor ve sonunda sona ermişti eşleşme faslı.

"Mavi top kimde?" bu bağıran asalakla eş olamam...

"Bende..." diyerek el sallamıştım.

"Ah sen... Merhaba, ben Hande." ne bu hareketler kızım?

"Leyal ben de." diyerek uzattığı eli sıkmıştım.

"Hadi hazırlıklara başlayalım." Başlamasak keşke seninle...

"Peki." demiştim.

'Sen ve soğukkanlılık? Hayret ediyorum.' Buna sıcak davramamı bekleme!

'Bu seni ezer kızım.' Denesin bakalım, yer mı Anadolu çocuğu görmüş olur.

'Hadi bakalım çırak.' Bakmak istemiyorum ya.

"Heey! Dalıp gideceksen çok işimiz var." Seninle zaten çok çok iş var ama adam olmazsın.

Köşeye geçip şarkı seçmeye başlamıştık. Ne söylesem ya sesimin yakışmayacağını ya da ikimize uyumayacağnı söylüyordu. Ne sanıyordu bu kendini? Sonunda şarkının birinde kararlaşmıştık. Sen başla diye öncelik vermişti, ah ne kadar ince bir hareket öyle...

"O zor günlee-"

"Hayır olmayacak böyle ben deneyim bir de." lafımı geri alıyorum daha iki kelime söylememiştim. Ne söylediğini dinleyemiyordum sinirden. Etrafa aval aval alev atarcasına bakıyordum. Elinde telefonla bizi izleyen Tansu beyle göz göz gelmiştik. Hande görmeden elimle silah işareti yapıp onu vurması gerektiğini anlatmıştım ve bu hareketime gülmüştü. Sinirleniyorum be adam ne gülüyorsun?

"Ben iki dakika lavaboya gidiyorum." deyip yanından kurtulmuştum.

"Ama..." Aması maması yok aşkom güle güle. Tansu beye kaş göz yapıp gelmesini söylemiştim. Onay işaretini verince anladığına sevinmiştim.

"Sayın patron bey. Lütfen üç beş eşi değiştirelim. Yoksa ben bu kızla kanser olurum. Lütfen patron bey." kedi suratımı yapmıştım yine.

"Daha dün rezil oldum diye söylenen sen değil miydin? Ne bu cesaret mafya hanım?"

'Bu adam haklı Leyal. Hani bakamazdın daha yüzüne.' Yine tırnaklarımı yemeye başlamıştım. Niye aklıma soktunuz tekrar. Unutmuştum ne güzel.

"Yeme tırnaklarını." demişti asabi sesle.

"Tamam." demiştim elimi ağzımdan çekerek.

"Ve değiştiremem eş falan hileyle yarışacaksan katılmayacaktın." deyip arkasını dönüp salona doğru yürüyordu.

"Ben mi hile yapıyorum? Hakkımda geçtim seviyeyi yine geçerim." diye bağırmıştım arkasından. Bağırmama karşılık yuzunubana çevirip, kaşıyla sen mi de gibi mimik yapmıştı.

Evet ben ulan.

Aha fazla oyalanamayacağımı anladığımda Hande'nin yanına geri dönmüştüm.

"Biz böyle devam edersek seviye falan geçemeyiz. Otel dışındada çalışmalıyız."

"Ne?" demiştim kendimi tutamayarak.

'Pot kırdık asalak çeneni sağlam tutsana!' Pardon iç ses...

"Eee...bence görüntülü falanda çalışabiliriz..." demiştim mahcup ses tonuyla.

'Asıl buna ne? Atın beni şu kızın içinden ya.' Sus iç ses, sana mı kızıyım kendime mi?

"Aferin. Mantıklı fikirmiş bu." sizi mutlu edebildiysek ne ala prensesim. O saçlarından tutar çuvala koyar vurarım duvara kızım.

"Evet." diyip gözlerimi kırpıştırdım.

"Bir iki üç, prova." dediğinde tekrar başlamıştım.

"...solan gülleer eskidendii..." teker teker neleri söyleyeceğimize karar veriyorduk.

Oteldeki provalar bittiğinde karoke odasında da prova yapmıştık. Onlarca kez çalıştıktan sonra deniz kenarına gitmiştim yorgunluğumu deniz kokusuyla gidermek için.

"Arkadaş kabul eder misin?" diyen kişiye baktığımda yine mi karşılaştık sorusu belirmişti kafamda. "Üstelik dondurması da var." Hileci dediği aklıma gelince dodnurmayi kafasına yapıştırasım gelmişti. Ama dondurma vişneliydi, yazık olurdu.

"Seni değil ama vişneli dodnurmanı kabul ediyorum." diyip dondurmanın birini almıştım elinden.

"Bende vişne yanaklıyı kabul ediyorum." demişti. Yanaklarım kızarmış olabilirdi, evet. Ahh olmamalıydı...

"Yüzsüz ya..." demiştim gözlerimi devirerek.

"Ben mi sen mi? Utanmadan dondurmayı kaptın." haysiyetsize bak sen...

"Ama vişneli..." demiştim diğer ucundan dondurmayı yalarken. Yandan Tansu beye bakarken biliyordum bakışı vardı. Neyse... "Şu benim eşim olan kız, kimin nesi ya?"

"Ha o kız. Tarık'ın kardeşinin arkadaşı."

"Diskalifiye edilmez değil mi?"

"Sen neler söylüyorsun öyle? Şeytan çıktın bakıyorum da."

"O kızı sevmedim ya." dedim kendimi tutamayarak.

"Tarık'a söylerim bak." Tekfitkar adam yahu.

"Söylersen söyle ya. Ya da dur, söyleme." Ona da çok rezil olmuştum maalesef. İskele boyu laflamıştık biraz. Ancak son beş dakikadır ikimizde laf etmiyorduk. Birimiz bir şey demezse patlayacaktım sessizlikten.

"Geç oldu evine git sen." sen kim oluyorsunda bana emir verirsin ukala.

"Ne zamandır emir verir oldun sen ya?" bu sıralar dayanamayıp içimdekileri söyleyiveriyordum galiba.

"İyiliğini düşündük hileci." demişti.

"Ben hileci değilim." demiştim iki karış açık olan ağzımla.

"Öylesin." Biri şunu alsın yanımdan.

"Ah... iyi geceler sana düşünceli patron." deyip hızlı hızlı adım atmaya başlamıştım.

"Sana da hileci." diye bağırmıştı arkamdan. Ağzım açık geri dönüp bakmıştım. Dudağının kenarıyla gülüyordu ukala.

Sinirli şekilde söylenenlerek eve gitmiştim. Eve girdiğimde herkes salondaki masada otrup kagit başındaydı.

"Hayrola. Hepinizin gemileri batmış." dedim çantamı koltuğa bırakırken.

"Keşke gemimiz olsaydı da batsaydı abla." demişti Akın. Kaşlarım çatılmıştı bi an da. Ben daha yorum yapmadan annem konuşmuştu.

"Karavanı satılığa çıkarmışlar. Evin ipoteklik olmasından korkuyoruz." diyen annemin şu an rüya olup olmamasını sorguluyordum.

"Ne?" demiştim tüm şaşkınlığımla. "Anne, orası benim çocukluğum satılamaz."

"Bizde bilmiyoruz kızım."

"Beni il kulübüne alsalardı böyle olmazdı." diyordu Akın.

"Canını sıkma evlat." demişti babam Akın'a.

"Ne kadar süresi var anne?" demistimbjr şeylerden ümit ederek.

"Beş hafta."

Çocukluğumun satın alınmasına izin vermeyecektim...

Uçurtması kayıp bir çocuk umutsuzdur. Ancak uçurtması delik olsa bile elinde olan çocuk umudu unutmaz hiç bir zaman.

Bölüm sonu

1 yorum

  • Sonu çok güzeldi vişneli dondurma 🍧🍨🤭😊

    1Yanıt