° YAZIN SICAK EZGİSİ °
7. BÖLÜM: Endişe
Dün geceden sonra sürekli olarak yarışmanın yeni seviyesinin konseptini düşünüp duruyordum. Her hangi bir yöreye ait türkü söylenmemiz bekleniyordu ve ben ne söyleyeceğimi hala bilmiyordum.
Ben düşüncelerimin arasında balon gibi uçup kaybolurken zil çalmıştı. Koltuktan kalkıp kapıya baktığımda Zühre olduğunu gördüm.
"Hoşgeldiniz çapkın hanfendi." dedim gözlerimi küçülterek.
"Hoşbulduk da çapkın derken." kaşının birini kaldırmıştı. Beni yiyebileceğini sanıyordu.
"Geç içeri Zühre."
"Yarışmanın yeni konseptini görmüşsündür diye düşünüyorum."
"Gördüm gördüm. Ne yapacağız?"
"Söyleyeceğimiz şeyi seçebilsek gerisi kolay da."
"Sorun orası gerçi. Başlayalım çabucak."
Zühre ile uzun süredir şarkı bakıyor ses denemesi yapıyorduk. Her şeyi bölen bir telefon çağrısıydı.
"Kim o?" dediğimde telefonu bana çevirmişti ve arayanın Tarık olduğunu görmüştüm. "Ne ayak bu adam yahu?"
"Alo. Efendim Tarık... Leyal'le oturduk yarışmaya çalışıyoruz...hımm iyiymiş...iyiyim, sen... güzel... ne işi...önemli iş mi?"
Önemli iş derken...yoksa... Tabi ya...
Zümreye ağzımı kımıldatarak "nerde olduğunu sor" dedim.
"Nerdesin şu an?... otelde... anladım... tamam Tarık görüşürüz..."
"Kalk Zühre gidiyoruz. "
"Nereye Leyal?"
"Çapkın eniştemin yanına." dedim goz devirerek. "O işlerini ben biliyorum ve benim de orda olmam gerekli."
"Ama neden Leyal?"
"Bilmiyorum. Hadi acele et."
İlk gördüğümüz taksi ile otele varmıştık. Gözlüklerimizi şapkalarımızı daha da yüzümüze çekmiştik. Tarık'ın bir arabaya yaşlandığını gördük ve o arabaya bineceklerini anladıktan sonra sessizce arabanın arka koltuklarına geçip eğilmiştik.
"Fark ederlerse ne olacak Leyal?"
"Fark etmeyecekler Zühre. Sessiz ol gelecekler."
Çok geçmeden bilmişlerdi arabaya.
"Abi bu ne işi?"
"Birileri darda kalmış koççum el uzatıp geleceğiz. Kapiş?" Ne kadar tuhaf biri yahu.
"Tamam abi."
"Ayrıca senin bu telefon konuşmaların çok uzadı gibi Tarık."
"Yok abi ne uzaması-"
"Seviyorsun dimi ulan."
"Ney?"
"Yutma beni Tarık, çapkın arkadaşımı tanımayacak değilim."
"Seviyorum be abi." Zühre'nin gözleri büyüyüp ağzı açılırken hemen kapattım ellerimle. Sus Allah’ın cezası dedim ağzımi kımıldatarak.
"Bana diyorsun ama sende diğerinin yanından ayrılmıyorsun." demişti Tarık. Diğeri ben mi oluyordum?
Zühre sesizce sen demişti bana. Hayır hayır dedim sessizce. Yav he he der gibi hallere girmişti.
Araba aniden frenlemişti.
"İşlerimiz vardı Tarık sadece. Biz siz gibi iki saat telefonda konuşmuyoruz." Ağzımı kımıldatarak yalan demiştim. Zühre'nin gözleri büyümüştü. Şirinlik yapmaya çalışsam da artık nafileydi. Araba tekrar hareket ediyordu. "Dün bir kız geldi, tuhaf halleri vardı. Benden Leyal'i diskalifiye etmemi istedi."
"Nedenmiş o?"
"Hile yapmış."
"Vay kahpe!" Zühre'nin kapattığı gözlerinden, arabanin yine frenlenmesinden, Tarık'la göz göze gelmemizden sesli konuştuğumu anlamıştım.
İç ses onu nası sen demezsin ya, battık.
"Sen!" demişti Tansu arkasına dönerek.
"Z-Zühre." diyen Tarık her şeyin mahvolduğuna dair bakışları vardı.
"Ne işiniz var burada?" Çok mu sinirlenmişti patron.
"Ben dedim sana, bende gelmek istiyorum diye."
"Ama ben de dedim ki-" lafını kesmiştim ve bu daha çok sinirlenmesine sebep olmuştu.
"Bir dakika belim ağrıdı, şuraya oturayım." demiştim sıkıştığım yerden kalkarak. İllallah çekerek arabasını sürmeye devam ediyordu.
Dediği köprüye gelmiş olacağız ki, orda bekleyen maskeli bir adam vardı.
"Arkandaki çantayı uzat." Siniri hala geçmemişti. Bir şey demeden çantayı uzatmıştım sadece. "Arabada kalıyorsunuz ve çıtınızı dahi çıkarmıyorsunuz." Sadece kafamızı sallamıştık.
"Zühre camı aç ve eğil."
"Neden?"
"Dinlememiz lazım Zühre." dedimten sonra dediğimi yapmıştık.
"Katil kim çabuk söyle?" demişti Tansu şiddetle.
"Çok yakından birisi." maskeli adam ve maskeli cümleleri...
"Bana bilmece sorma it herif. Kim onu söyle?"
"En dibinden birisi." Yine aynı cevap...
"Şuracık da gebertirim seni, çabuk söyle ve annemle bağın ne senin? Sana ne ölen kadından?"
"Bu adamın sesi çok tanıdık geliyor." diyen Zühre ye anlam veremeyerek baktım.
"Nasıl yani?" dedim.
"Bilmiyorum ama çok tanıdık." Zühre'nin söyledikleri beni daha çok meraklandırıyodu. Dayanamayıp dışarı çıkmıştık. Arabanın kenarında öylece duruyorduk.
"Annenle benim bağım seni ilgilendirmez. Ve katil ise bir nefeslik kadar yakınında." Tansu'nun söylediklerinden sonra maskeli adam ile göz göze gelmiştik ardından cebinden silah çıkarıp havaya ateş etmişti. Tansu bizim olduğumuz tarafa bakmıştı.
"Arabaya binin çabuk." diyordu Tansu sinirle. Tarık bizi korumak için olsa gerekti önümüze doğru gelmişti. Biz arabaya binelim derken, siyah bir araba gelmişti olduğumuz yere ve maskeli adam Tansu'nun elindeki çantayı alıp, arabaya binip gitmişti. Tek derdi para mıydı yani? Hepimiz aval aval kaybolan arabanın arkasından bakıyorduk.
"Şu herife şerefsiz demekten bıktım artık." Tansu yere çökmüş ellerini başına koymuş sinirinin dinmesini bekliyor gibi duruyordu. "İt herif." derken yerden kalkmıştı. "Size çıkmayın dedim. Sağır mısınız?"
"Hiç bir şey olmadı bize." dedim dik başlılık göstererek.
"Ulan endişelendim kızım, anlamıyor musun?" burnu burnuma değecek kadar yaklaşmıştı sinirden. Kızaran gözlerine bakmıştım. Ardından gözlerine yutkunan kendimi gorunce kendimi geriye attım. Zühre kenarda Tarık'ın yanında su içerken Tansu alnını arabaya yaslamış vaziyetteydi. Ben ise duyduyduklarımı düşünürken yere çökmüştüm. Herkes soluksuz sessizliği olan ortam da sesini çıkarmaya korkuyor gibiydi. Yine beynim o cümleyle yankılandı "Ulan endişelendim kızım, anlamıyor musun?"
"Tarık sen kızları bırak, ben geç olmadan otele gelirim." deyip kaybolmuştu yanımızdan. Tarık bizi bizim eve bıraktıktan sonra otele gitmişti.
......
Aradan bir hafta geçmişti ve ben bu son hafta sürekli yarışmaya hazırlanarak günlerimi çürütmüştüm. Beklenen o gün gelmişti sonunda. Saate baktığımda evde hazırlanmanın geç kalacağım neden olacağını anladığımda eşyalarımı alıp otele gitmiştim. Sahne arkasına geçip hazırlamaya başlamıştım. Siyah deri tulumumu giyip saçlarımı lüle lüle yapmıştım. Makyajımı ve geri kalan her şeyi tamamlamıştım. Zühre'yi bilmak için hazırlanma odasından çıkacakken bir şey olmuştu:
Kapı açılmıyordu!
Tekrar denedim, kapıyı ittirdim ama olmadı. Telefonuma baktığımda ise şarjım bitmiş durumdaydı. En iyisi bağırmaktı.
"Kimse yok mu? Kilitli kaldım yardım edin!" ne ses vardı ne seda.
"Kimse yok mu?" daha da güçlü bağırıyorum.
"Lütfen sesmi duyun."
"Kimse yok mu?" Sesim duyulmadıkça gözlerim doluyordu.
"Hayır yarışma burda bitemez... kazanmak zorundayım. Kimse yok mu?" sesim daha çok çatallaşmıştı.
"Kimse yok mu?" göz yaşlarım gözlerimi terk etmeye başlamıştı ve sağanak yağmur gibi atıyorlardı.
"Çocukluğumun göz yaşlarım gibi elimden kaymasına izin veremem... lütfen sesimi duyun... lütfen!"
Okumanız ve begenmeniz dilegiyle yorumlarinizi bekliyorum
#yazaski
@cizgistudio