İçeriğe geç

YAZIN SICAK EZGİSİ

Bölüm 2 · 6 dk okuma

YAZIN SICAK EZGİSİ

Bölüm 2

1. BÖLÜM: Karanlığın Derin Işıltısı

° YAZIN SICAK EZGİSİ °

1. BÖLÜM: Karanlığın Derin Işıltısı

Hayat, yazı da kışı da aynı olan zaman döngüsüdür aslında. İsteyene yazın bile kış, kışın bile yaz olabilir. Yaz mı daha iyidir kış mı bilemem ama annemin bana öğrettiği bir şey vardı: kendin olmak.

Yıl bilmem kaçdı ama ben sekiz yaşındaydım. Yine karavanı kapatıp önünde oturduğumuz bir yaz akşamıydı. Yıldızlarin çok parlak ve güçlü olduğunu o zaman fark etmiştim. Tıpkı kanatları olmayan, çocuk tarafını yaralasa da kaybetmeyen ruhlarımız gibilerdi. Annemin emek kokan o elleri toprak kokan ellerime uzanmıştı avucuma dolan gecenin soğuğu, sıcacık şöminenin icinde kül olan odunlar gibi yok olmuştu.

"Leyal, gecem. Sana bu ismi neden verdim biliyor musun?" kafamı olumsuz anlamda sağa sola sallamıştım. Anlam vermeyen küçük çocuklar gibi, sekiz yaşındaki bir benden ne bekliyor olabilirdim ki? "Sen doğduğunda gözlerin öyle parlıyordu ki, yukarda gördüğün yıldızlar gibiydi. Ve ben dedim ki benim biricik kızım geceme umut, ışık olmalı. Belki gecenin karanlığı seni ele geçirebilir, ama o anda gecenin yıldızlarını gözlerinde taşıdığını unutma.

"Yani benim gözlerim uzaydan mı geldi anne?" annemin her anlaşltmasında kendi şapşallığıma gülerdim.

"Hayır Leyal. Sadece gözlerinın ışıltısı ile yıldızların ışıltısı aynı demek istiyorum." demişti annem kahkahalarla.

"Benim gözlerim yeryüzünün yıldızları o zaman." annem tekrar kahkahalara boğulduğunu derdi.

"Evet." demiş gülüşlerin arasından. "Hep böyle kendin ol."

"Başka biri de mi olunuyor ki? Mesela babam olabiliyor muyum ben anne? Hamit diye mi çağırıyorlar yoksa beni." ne şapşik bir şeymişim küçükken.

"Hayatta bazen başımıza istenmez şeyler gelebiliyor."

"Balonumun uçması gibi mi anne? Bu gün kalpli balonum uçtu da, ben ağladım diye de baloncu amca bana pamuk seker vermişti." kadın bana o kadar kederli, anlamlı seyler anlatırken nasıl bu kadar zevzek olabilmişim aklım almıyor.

"Yarın boncu amcaya pamuk şekerin parasını götürüyorsun tamam mı?" Kafamı sallamış olmalıyım yine. "Ne diyorduk? Başımıza ne gelirse gelsin, yüreğimiz ne çekerse çeksin, ister cefa ister sefa, kendin olarak atlatacaksın. Kışın soğuk karları bedenini kaplasa da, yüreğinin sıcacık yazından vazgeçmeyeksin. Yaralarının dönüştürdüğü, senk içine çektiği o kabukları kırmayı öğreneceksin. Bu da kendin olarak mümkün olur. İster kışın soğuğunda ağla, ister yazın sıcağında kavrul ama içindeki o ruhu bul." yüreğime parmakları dokunduğunda bir şeyler hissetmiştim. Küçücük bir kız olsamda hala ne hissettiğim o his apaynı duruyordu. "Koş bakalım bisiklete. Yıldızlarla birlikte uç."

"Tamam." diyerek hem bağırıp hem koşmuştum.

"Ama unutma Leyal. Yanındaki yıldızlar gibi uçma, kendin gibi, özün gibi."

"Kendim olmayı anladım da, nasıl özüm gibi olabilirim anne?" annem bunu her anlatmasında yanaklarım kızarıyor. Şu an gibi.

"Bende ki şapşallık, kime ne anlatiyorsam. Çocuk birine çocuk ruhu anlatılmazmış." bunu demesinde iltifat duymuş gibi ağız dolusu güldüğümu hala hatırlıyorum. Ne şebek bir şeymişim.

"Bu kadar utanma Leyal." dediğinde birden 22 yaşıma dönmüştüm. Evet, tıpkı o gece gibiydi ger şey, tek fark, yaşımdı. Bu iki gecenin birinde küçük birinde büyüktüm sadece.

'İki ekmek aldım biri büyük biri küçük...'

İç ses sessiz olsana, dalga geçme.

'Ama ne yapayım tutamadim kendimi. Ayrıca ben senin hala küçük olduğunu düşünüyorum.'

Pardon? Sen önce kendine bak dengesiz.

"Hadi kapatalım eve gidelim." diyen anneme kafamı sallayıp yürümeye başlamıştım.

Ne tuhaf şeydi hayat. Aslında her şey aynıydı zaman fark ayni olan şeyleri bile değiştiririyordu. Zaman, mutluluğu umutsuz bile yapabiliyordu...

"YAZIN HUZURUNU KARTAL OTEL ARALIYOR! GEL KATIL KAZAN! MİKROFON SENSEN SES VERİR!"

Yarışma mı varmış? Oha!

'Niye şaşırıyorsun? Köyden şehre inmedin sakin ol şampiyon.'

Şans mı bu?

'Hayır.'

Kader o zaman.

'Bilmem, değil.'

Her neyse, katılmalıyım. Kapıma gelen bu şeyi kaçırmam. Telefonumu çıkarıp Zühre'yi aramıştım.

"Zır deli yarışma vaaaaaar!" diye bağırmıştım.

"Ne bağırıyorsun be? Sakin ol." uyuyor muydu o?

'Kıza zır deli diyorsun ama asıl deli sensin ulan.' İç sesimin hep bana karşı gelmesini ne yapacağım bilmiyorum.

"Yarışma diyorum Zühre." yeni oyuncağı olan çocuklar gibiydim şu an.

"Ne yarışması?"

'Hangisiniz daha deli yarışması.' İç ses gülme.

"Ses yarışması. Kartal otel düzenliyormuş." zıplayarak konuştuğumu yanımdan geçen çift tip tip baktığında fark etmiştim.

'Rezil seni ya. Nasıl bi insanın iç sesiyim ben yahu?' Bizde sana bayiliyduk iç ses.

"Yarın katılırız Leyal tamam mı? Şimdi uyku zamanı. Bırak da rüyalarıma devam edeyim. Tamam mı?" bağırıp kapatmıştı.

"Ne bu asabiyet be? Neyse..."

'Uyuyan kediyi kaldırırsan yüzünü paramparça yapar zır deli.' O bi kedi değilsin. 'Ama sen uyku bozansın.' Heycanlandım sadece.

Yarışma afişinin fotoğrafını çekip eve doğru yol almıştım. Gece, ne kadar da kimsesiz ve karanlıktı. Herkes karanlıktan korkarken o kendinden kirkuyordu,ne kadar acı bir şey. Yıldızlar bi ordan bir burdan parlarken umut buluyorlardır belkide. Umarım öyledir.

"Abi şu adamdı toplantıyı basan."

"Emin misin lan."

Bu sesler neydi? Etrafıma baktığımda üç beş adam arabanın arkasında bekliyordu. Gördüğüm şeylerden sonra gözlerim fal taşı gibi açılmıştı.

"Silah var!" bu dediklerimden sonra kolumdan tutmuştu biri.

"Kapa çeneni korkak." Kim korkak ben mi?

'Koorkaak Leyal, çık dışarıya oynayalım.' Bana çocuk diyen iç sesim. Ana okuluna gitmedin mi? 'Yoo gitmedik.' Ayn ne yapabilirdim istemedim.

"Bana korkak diyenler arabanın arkasında saklanıyor. Ne kadar cesur bir hareket." Bu dediğime karşılık ayağa kalkmıştı.

"Abi yatsana vurulcaksın." yesil gözlü turnculu adam demişti bunu. Bana korkak diyenden hafif bodur gibiydi. Abi dediğine göre ya kardeşi, ya can dostuydu.

"Bana korkak diyenler var Tarık."

'Çocuk gibi inat ediyorsunuz ikinizde, şaka mı bu ya?' İç ses sende kapa çeneni.

"Abi saçmalama yat yere yahu!" Tarık denen o adam söylemişti bunu. Arabanın yanından bakıyordum etrafa. Evet, itiraf etmem gerekirse biraz korkuyordum, sadece biraz. Eyrafa bakındığımda karşıda ki heriflerden birnin silahla uğraştığını gördüm. Etrafıma bakınırken yanimdakilerin de ateş edebileceğini unutmuştum. Ta ki korkak diyen korkak adam ateş edene kadar. Sorunumuz şuydu ki, ateş ettikden sonra bizim sahamıza da ateş edilmişti.

'Ne ara bizim sahamız oldu Leyal?' Bende bilmiyorum iç ses.

"Korkak diyen korkak adam vuruldu!" diye bağırmıştım.

"Sana kala çeneni demiştim dimi?" diyordu omzunu tutarken. Sakin ol diyormuşcasına jestler yapıyordum. Omzu kanıyordu. Ben kimlerin eline düşmüştüm böyle, mafya mıydı bunlar?

'Yok lolipop mağazası.'

Omzunu tutarken küçük bi bakışma yaşadık ve ardından boynumda fuları çekti birden.

"Sar şunu omzuma Tarık." demişti dişlerinin arasından. Omzu sarıldıktan sonra kalkıp ateş ediyor daha sonra tekrar yatıyordu. Artık sıkıntıdan ateşleri saymaya başlamıştım.

"Savaşa katıyorsunuz bari silah verin bana da." demiştim sıkkın sıkkın.

"Silah senin neyine korkak?" Soloh sonun noyunemiş, hahaha.

"Bırakın beni gideyim o zaman." derken ayağa kalkmak için hamle yapmıştım ancak vurulan adam beni tutmuştu.

"Ölmek istiyorsan git aptal." Demişti bağırarak. Vurulan omzunun olduğu koluyla tutmuştu. Mimiklerinden acıdığını anlamıştım. Kolumu kendime çekip:

"Bırak omzun acıyor." demiştim gözlerimi gözlerinden geri çekerek.

Ben yere oturup ümitsiz şekilde beklemeye başladığımda ateş sesleri devam ediyordu.

"Çak bi başlık abi." diyen Tarık gülerek beşlik çakmıştı korkak diyen korkak adama.

"İşte bu kadardı." diyerek etrafa bakınıyordu.

"Neden onları öldürdünüz? Katilsiniz siz. Beni de bırakmadınız ki, cinayet oyunlarınıza beni de alet ettiniz. O insanlar yaşamak istiyorlardı belki de, belki de siz bunlari biliyordunuz ve bile bile öldürdünüz sizi pis ka-" adını bilmediğim adam vurulan omzunu tutup eliyle durmamı söyleyen jest yapmıştı.

"Ulan yavaş gel. Bizim emanetlerden fazla ateş ediyorsun." adıni bilmediğim korkak demişti bunu.

'En azından senin gibi ağzı bantlı değiliz canım.' Varya iç ses, arada bir beni savunmana bayılıyorum.

'Ricalar efendim ne demek.' güldürdün beni be kız.

"Oy şiştim." fısır fısır konuşan Tarık denen adam demişti. Terbiyesiz yahu. Tarık'dan sonra korkak diyen korkak adam konuşmuştu:

"Birincisi biz katil değiliz. İkincisi yaşamak isteselerdi böyle bir sonuç olacağını bile bile öyle yapmazlardı. Üçüncüsü her ölümün nedeni vardır. Dördüncüsü bir daha böyle çok konuşma, yorgunum." Tarık'ın dediği gibi, içim şişmişti.

"Bana diyene bak, benden fazla konuştu." dedim kollarım bağlı, yere konuşarak.

"Ve son olarak. Evine gitmezsen seninde ölümüne neden olacağım." diyerek hızla yanıma gelmişti.

"Ay tamam. Sizle kalmaya meraklı değilim zaten. İyi geceler." cevap beklemeden çekip gitmiştim. Üç beş sokak sonra evime ulaşmıştım. Eve girdiğimde herkes yatıp uyumuştu karanlıktan anlaşılacağı üzere. Mafya savaşına girmenin yorgunluğuyla hemenden sızmıştım bende.

Bölüm sonu

4 yorum