Sabah erkenden kalkıp üstüme spor kıyafetlerimi giydim. Daha sonra odamdan çıkıp Cihan'ın kaldığı odanın kapısını tıklattım.
"Cihan! Hadi! Hazır değil misin hala?" Odaya girip onu uyandırmıştım. Şimdiye kadar hazır olmalıydı.
Kapı açıldı. İçeriden Sibel çıktı. Buna şaşırdım çünkü o benimle aynı odada kalıyordu. Ne ara uyanmıştı? Ben neden onu görmemiştim? Sibel sağ işaret parmağını dudaklarına götürdü. "Bağırmasana kızım. Abimi uyandıracaksın." Fısıltıyla konuşuyordu.
"Zaten amacım abini uyandırmaktı." Dedim normal ses tonumla.
"Saçmalama Deniz. Cihan sabahını mahveder. Senden büyük olduğu için senin de abin olduğunu sanıyor. Kendince seni korumaya çalıştığını biliyorum. Ama ondan daha akıllı olduğun için onun korumasına ihtiyacın olmadığına eminim." Hala fısıldıyordu. Kolumdan tuttu ve beni salona doğru çekiştirdi. "Onu uyandırdın. O da geri uyudu. Bu yüzden suçlu hissetme. Şimdi boş ver onu. Gel birlikte çıkalım."
"Sen de mi geliyorsun?"
"Tabii ki geliyorum. Onun yerini alacağım. Ama biraz yürüdükten sonra yoruldum der sahil kenarındaki bir bankta otururum. Ondan önce üçümüz fotoğraf çekeriz. Ailene ve abime atarız. Böylece hem annenle baban para harcamadan da sosyalleştiğini görünce mutlu olur hem de Cihan ikiniz baş başa kalmadığınız için rahatlar."
"Sen fotoğrafı atınca Cihan'a bildirim gidecek. O sese uyanırsa ne olacak? Ayrıca Cihan sabahları zor uyandığı için on tane alarm kurmuştur. Herhangi birine uyanabilir."
"Bunları düşündüm tabii ki. Alarmların hepsini kapattım. Telefonunu bir saatliğine sessize aldım. Ayrıca neden bu kadar endişeleniyorsun ki? Cihan'dan korkmuyorsun değil mi?"
"Korkmuyorum Sibel. Abine değer veriyorum. Onu üzmek istemiyorum."
"Üzmezsin." Ona olan endişeli bakışlarımı görünce elini çenesine götürdü. "Eğer abimle aranız açılırsa sana söz veriyorum aranızı ben düzelteceğim. Oldu mu?"
"Oldu." O sırada telefonuma gelen bildirim sesiyle ekrana baktım. "Rüzgar kapıdaymış. Hadi gidelim."
Dışarı çıktıktan sonra Sibel dediği gibi birkaç fotoğraf çekti ve onları gerekli kişilerle paylaştı. "Tamamdır. Ben şuradaki banka oturuyorum. Bir saat sonra orada buluşalım." Daha sonra deniz kenarındaki işaret ettiği banka doğru gitti.
"Neden gelmiyor?" Rüzgar'ın meraklı bakışları yüzümde geziniyordu.
"Sana daha önce de söyledim. Sibel spor yapmaktan hoşlanmaz."
"Cihan nerede peki? Dün ne olursa olsun buraya geleceğini söylemişti." Kaşları çatıktı. Demek ki onların bizimle gelme fikri başından beri ona pekte sıcak gelmiyordu. Ama bu düşüncesini hiç dile getirmemişti.
"Onu uyandırdım ama geri uyumuş. O kadar alarma rağmen uyanmadığı için artık yapabileceğim bir şey yok." Bu sözlerimle beraber Rüzgar'ın yüzünde güller açtı. Yine de bu konu hakkında bir şey demedi. Birlikte sahil boyunca yürümeye başladık.
"Bu sene üniversite sınavına girdiğini duydum Aylin'den." Konuyu değiştiren o oldu. "Bu sene mi mezun oldun?"
"Evet. Peki sen?"
"Ben geçen sene mezun oldum. Ama istediğim bölümü kazanamayınca tekrar sınava girdim."
"Öyle mi? Hangi bölümü istiyorsun?"
"Eczacılık. Sen?"
"Güzel bölümmüş. Ben tıp istiyorum."
"Baya iddialısın." Yere bakıyordu. Sakince birkaç nefes alıp verdi. "Tıp istemenin özel bir nedeni var mı?"
"Biden fazla nedeni var. Her şeyden önce insanlara gerçek anlamda yardım edebileceğin bir meslek. Ayrıca iyi bir itibar veriyor insana. Üstelik bu meslek sayesinde kendi ayaklarımın üstünde durabilirim."
"Ama diyecek gibisin."
"Aması... Beni korktuyor..."
"Nasıl korkutuyor Deniz? Kan görmekten mi korkuyorsun? O türde bir korku mu?"
"Hayır. Daha çok ya kazanırsam ve doktor olmayı sevmezsem ne olacak? Kazanmak için geceleri ağlayarak dualar ettiğim bölüm yüzünden ya kendi ellerimle geleceğimi yakarsam ne olacak? Ya da kazandıktan sonra o bölümü okuyacak kapasitemin olmadığı ortaya çıkarsa ne yapacağım?" Sakinleşmek için kısa bir nefes aldım. Sonra da tüm bedenimi ona çevirdim. O an ikimiz de yürümeyi bıraktık. Gözlerim istemsizce onun simsiyah gözlerine kenetlendi. O karanlık boşlukta süzülüyor gibiydim. Sanki aramızdaki kelimeler kalkmıştı. Bakışları öyle derindi ki gözleri ruhumu görüyor gibi hissettim. Yine de bilinçaltımda yatan tüm stres kendini açığa çıkarmıştı. Gözlerim dolmuştu. Ne kadar korktuğumu ve depresif hissettiğimi haykırmak istiyordum. "Ya kazanamazsam Rüzgar? Tüm bu emeğim boşa mı gidecek? Veya tüm bu çileye tekrar katlanmak zorunda mı kalacağım?"
"Seni anlıyorum Deniz. O korktuğun ihtimal benim başıma geldi. İlk başta çok üzülmüştüm. Ama okul veya arkadaşlarım olmadan daha rahat çalıştım ve bu sene geçen senelerdeki emeğimin üstüne katarak girdim sınava." Derken elleriyle kollarımı sıvazladı. "Ayrıca yine Aylin'den duyduğuma göre ebeveynlerin seni sosyalleşmen için dedenlerin yanına isteğin dışında göndermiş. Ders çalışmaktan kafanı kaşıyacak vaktin olmamış anladığım kadarıyla. Böyle birisinin o sınavı alt ettiğine eminim. O yüzden endişelenme. Sen başaramadıysan sınava giren kimse başaramamıştır."
Sözleri beni beklemediğim şekilde rahatlattı. Belki de ailemle bu düşünceleri paylaşsam beni dikkate almayıp sadece "Kazanmışsındır." Diyeceklerinden korktuğum için onlara bir şey demeye çekindim. Ama o bana aynı sözleri farklı bir şekilde söyledi. Beni ve korkularımı ciddiye aldı.
"Aylin benim hakkımda nasıl bu kadar çok şey biliyor ki?" Dedim yürümeye devam ederek.
O da bana hızlıca ayak uydurdu. "Eskiden çok yakın arkadaşlar olduğunuzu söylemişti."
"Yakındık ama ben dört yıldır buraya gelmiyorum. Üstelik benimle değil Sibel ile..." Dedim ve o an fark ettim. "Tabii ya. Sibel ile Aylin en yakın arkadaşlardı. Sibel ona olan biteni anlatmış olmalı."
"Öğrenmemem gereken bir şey mi öğrendim?"
"Hayır Rüzgar. Sadece Aylin'in benimle iletişim kurmadan hakkımda çok şey bilmesi rahatsız etti."
"Onuna yakın olduğunuzu sanıyordum..."
"Eskiden yakındık. Ama yeniden yakınlaşıp yakınlaşmayacağımızı zaman gösterecek."
"Sana onun numarasını atarım. Belki konuşunca yakınlaşırsınız."
"Olabilir. Bu arada onunla nasıl tanıştın?"
"Azra sayesinde." O kızın adını duyduğum an yüzüm düştü. O kızı sevmemiştim.
"Ben de senin gibi dedemin evinde kalıyorum. Dedem ve deden komşu oldukları için yakın arkadaşlar. Ben de dedeni böyle tanımış oldum. Ben de normalde burada yaşamıyorum. Ailem ilk yıl istediğim yeri kazanamamamın serseri olduklarını düşündükleri arkadaşlarım olduğu kanısına vardılar. Beni o yüzden buraya gönderdiler. Onlardan uzak kalayım diye. Ama işin üzücü tarafı gerçekten bu fikirleri işe yaradı. Ders çalışıyordum ama çok yalnız hissediyordum. Dedem ve babaannemi seviyordum ama onlarla pek fazla ortak noktamız yoktu. Daha sonra beni bir dershaneye yolladılar. Böylece düzenli olarak çalışabilecektim. Yeni sınıfımda Azra ile tanıştım. İlk başta böyle değildi. Nasıl desem..."
"Gıcık?"
"Hayır..."
"Garip?"
"Daha farklı bir kelime..."
"Haddini bilmeyen şımarık bir yapışkan?"
"Onu gerçekten sevmiyorsun değil mi?"
"Sadece bir kere gördüm onu. Ama o kadar sinir etti ki beni anlatamam."
"Ama dediğin doğru. Çok yapışkan. Birine kafayı taktıktan sonra o kişiyi inanılmaz derecede rahatsız ediyor. İlk tanıştığımızda normaldi. Hatta çok iyi bir arkadaştı. Bu sınavın üstesinden birlikte geleceğimizi söylemiştik. Sonra deneme sınavlarında Azra beni Tolga ile tanıştırdı. Aylin ise Tolga ile yakın olduğu için böylece onunla da tanışmış olduk."
"Anladım. Azra işe yaramış hiç olmazsa." Güldü.
"Siz nasıl tanıştınız?"
"Dedemleri ziyarete geldiğimiz bir yaz annemler bizleri parka götürmüştü. Sanırım üç yaşındaydık. O gün Aylin de oradaydı. Sık sık parka gittiğimiz için annelerimiz de tanıştı. Daha sonra Aylin ile arkadaş olan Tolga ile tanıştık. Ama Azra'yı ilk kez bu yaz gördüm."
"Azra'nın ailesi Azra mezun olduktan sonra buraya taşınmış. İki yıl önce..."
"İki yıl mı? Azra yirmi yaşında mı?"
"Evet. Ama neden buraya taşındıklarını veya hangi bölüm için iki kere mezuna kaldığını bana hiç söylemedi. Ben de ilk başta saygı duydum..."
"Artık saygı duymuyor musun?"
"Saygıdan değil. Artık onu tanımak istemiyorum."
"Ama onunla görüşmeye devam ediyorsun?"
"Çünkü o kız biraz... Bilirsin..."
"Evet onun nasıl birini hatırlıyorum Rüzgar. Ama bu onunla görüşmek için yeterli bir sebep değil."
"Daha önce iletişimi kesmeyi denedim. Ama hem fenalaştığı hem de aynı sınıfta olduğumuz için bu zor oldu. Üstelik Tolga gelip sınava kadar dayanmam için bana yalvardı. Ben de eve dönene kadar idare etmeye karar verdim. Eve döndükten sonra hiçbir şekilde onunla iletişime geçmek istemiyorum."
"Senin için zor olmalı. Ancak az kaldı. Hepsi geçecek." Bu sefer ben onun kolunu sıvazladım.
"Teşekkürler." Gülümsedi. Eve dönüş yolunda bizi mutsuz eden şeyler hakkında değil gelecek hayallerimizden bahsettik. Mutlu bir gelecek inşa etmekten...
Sibel'in oturduğu banka geldiğimizde Sibel bizi görünce hemen ayağa kalktı. Koşarak yanımıza geldi.
"Babaannem aradı." Sesi endişeliydi. "Annen, baban ve Doğa gelmiş."
"Beklediğimizden erken gelmişler. Bilseydim bugün yürüyüşe çıkmazdım. Ama bunda bir sorun yok ki. Annemler spor yapıyor olmamı destekliyorlar."
"Sorun o değil." Titriyordu. "Babaannemin sesi tedirgindi. Cihan. Çok sinirliymiş. Onu bir türlü sakinleştirememiş. Çabuk eve gelin dedi." Anlaşılan eve gittiğimizde başımız büyük belaya girecekti.
