"Sibel, nasıl görünüyorum?" Dedim etrafımda dönerken. Üstümde dizime kadar gelen mavi bir elbise vardı. "Abartı mı olmuş?"
Sibel beni süzdü. "Abartı değil. Günlük bir elbise." Sonra da gülümsedi. "Rüzgar geliyor diye mi giydin yoksa?"
Sorusu beni utandırmıştı. "Ondan değil. Genelde elbise giymediğim için bana hangi modellerin yakışıp yakışmayacağını bilmiyorum."
"Bilmiyorsan niye elbise aldın?"
"Annem..." Dedim sadece.
"Berfin yenge..." Dedi o da beni taklit ederek. "Yine kendi kafasına göre kıyafet almış."
"Sen hazırlanmayacak mısın?" Dedim bu konuyu konuşmak istemediğimden.
"Hazırlanacağım. Daha vakit var."
"Yarım saat sonra çıkacağız. Cihan o sürede hazırlanır ama sen?.."
"Yarım saat mi?" Bana şaşkınlıkla baktı. "Üstümü değiştireceğim, saçımı ve makyajımı yapacağım. Yetişemem. Sonraki seansa gidelim." Dudaklarını büzdü.
"Biletleri internetten aldık."
"Yani?"
"Babamın parasıyla babam aldı. Hani şu beni sosyal hayata kazandırmak için her dışarı çıktığımızda masraflarımızı ödeyen babam. Her dışarı çıktığımızda selfie çekip attığımız babam."
"Anladım. Anladım. Tamam çık odadan. Hızlıca hazırlanmaya çalışacağım."
Odadan çıktım. Salonda diğer kuzenimi gördüm. Sonra da Cihan'ı hazırlanması için başının etini yedim. O da pes edip giyinmeye gitti. Böylece hepimiz vaktinde hazırdık.
Kapı çaldığında çantamı aldım. "Hoş geldin Rüzgar!" Dedim kuş gibi şakıyarak.
"Hoş buldum!" Dedi gülümseyerek. "Çıkalım mı?"
"Bizimkiler hazırsa çıkalım." Arkamı döndüm ve içeridekilere seslendim: "Cihan! Sibel! Rüzgar geldi! Hadi çıkalım!"
"Rüzgar oğlum mu geldi?" Dedem biz tam çıkmak üzereyken yanımıza gelmişti.
"Ben geldim Turgut amca. Nasılsınız?"
"İyiyim evladım. Sen nasılsın? Neden geldin? Bir şey mi oldu?"
"Ben de iyiyim. Biz senin torunlarınla arkadaş olduk. Birlikte sinemaya gidiyoruz."
"Bak buna çok sevindim. Benim torunlarım pırlanta gibidir pırlanta! Sen de çok iyi bir çocuksun. İyi anlaşırsınız. Bundan sonra da sık sık gel. Olur mu çocuğum?"
"Tabii ki!" Neşeli sesiyle beraber sıcakcık gülümsemesiyle etrafı aydınlattı.
"Dede biz çıkacağız kusura bakmazsan. Seansımız kaçarsa biletler yanar." Dedi Cihan çıkmak için acele ederek.
"Tamam oğlum. Hadi görüşürüz. Sağ salim gidip gelin."
"Görüşürüz!" Dedik hep bir ağızdan. Sonra da binadan çıktık.
"Ne ile gidiyoruz?" Diye sordu Rüzgar.
"Otobüs ile. Sitenin dışındaki duraktan bineceğiz." Dedim gülümseyerek.
"O zaman acele edelim geç kalmayalım."
Neyse ki biz tam durağa vardığımızda otobüs gelmişti. Zamanında sinemaya gidebilmiştik. Hatta Rüzgar bize patlamış mısır almıştı.
Film korku filmiydi ama korkutucu olduğu söylenemezdi. Ama görüntünün büyük bir ekranda olması ve karanlık sinamada korkutucu seslerin yankısı beni biraz olsun germişti. Ancak karakterlerin aptallığı beni güldürmüştü. Bir ara Sibelle birlikte kahkahalar atmıştık. Daha sonra bu hareketimizin oradaki diğer insanları rahatsız etmiş olabileceğini düşünüp utandım. Ama o anda çok komik olduğu için sadece gülüyordum. Korku filmlerindeki karakterlerin bile bile ölüme gitmesi saçma olduğu için bana her zaman komik geliyordu.
Film bittikten sonra yemek yemeye karar verdik.
"Ne yesek?" diye sordu Sibel.
"Pizza yiyelim herkese uyarsa..." dedim.
"Sen diyette değil misin? Ne biçim diyet bu? Her şeyi yiyorsun." diye söylendi Cihan.
"Diyetteyim diye yemek yemeyecek değilim. Boş ver şimdi. Pizza iyi mi?" Hepsi başını onaylarcasına salladı.
"Ben bir şeyi merak ediyorum. Madem korkmuyorsunuz neden sinemada korku filmi izlemek istediniz ki?" Diye sordu Rüzgar.
"Ben amcam ödü-" Konuşan Cihan'ın sözünü karnına dirseğini geçirerek susturdu Sibel.
"Deniz'in bir yapılacaklar listesi vardı. Yapmak isteyeceği yüz şeyi yazmıştı. Ama hepsi bu yaz içinde birlikte yapabileceğimiz şeyler değildi. O yüzden Deniz listeyi kısalttı. Ve birlikte yapabileceğimiz hale getirdi. Bu yaz hedefimiz Deniz'in listesini tamamlamak." Dedi Sibel gülümseyerek.
"Öyle mi?" Kaşlarını kaldırdı Rüzgar. "Ne gibi planların var peki?"
"Öyle ilginç planlarım yok. Aquaparka gitmek, sinemada korku filmi izlemek onlardandı. Ama zaten önemli olan farklı şeyler yapmak değil birlikte vakit geçirirken eğlenmek."
"Haklısın. Peki her yaptığınız etkinlik tek bir günlük mü?"
"Her sabah yürüyüşe çıkıyorum."
"Öyle mi? Ben de her sabah koşuya çıkıyorum? İstersen birlikte koşalım sabahları? Sen kaç gibi çıkıyorsun?"
"Ben koşmuyorum. Yürüyüş yapıyorum. Saat 6 veya 7 gibi çıkıyorum."
"6-7 gibi mi? Ben genelde 10 gibi çıkıyorum."
"10 bana geç gibi geliyor."
"Senin çıktığın saatlerde bana çok erken geliyor."
"İstersen ortayı bulabiliriz Rüzgar. 8 nasıl?"
"Sekiz buçuk diyelim anlaşalım. Olur mu?"
"Tamam anlaştık o zaman."
"Ama kuzenlerine sormadık? Kızmasınlar saati değiştirdiğimiz için?"
"Cihan zorunlu olmadıkça erken kalkmaz. Sibel ise spordan nefret eder. O yüzden hiçbir sorun olmaz." O sırada ellerimi arkamda birleştirmiştim. Tatlı olduğunu düşündüğüm bir tebessümle bakıyordum.
"O zaman yarından başlayarak birlikte spor yapıyoruz." O da gülümsedi. "Sabah sporundan sonra sorun olmazsa size katılmak istiyorum. Listedeki her şeyi yapmak için. Olur mu?"
"Olur tabii ki. Ama yarın çıkamayız. Ailem hafta sonu beni ziyaret etmeye geliyor. Hep birlikte piknik yapmaya gideceğiz. Ama pazartesi günü bir şeyler yapabiliriz..."
"Ne gibi mesela?"
"Çok şey var. Beş numara gondola binmek. On dört numara balık tutmak. Sanırım dokuz numara korku evine gitmekti. Ben yazdım ama sırasıyla hatırlayamıyorum maalesef."
"Deniz, bana numaranı verir misin?" Aniden sorduğu soru beni utandırdı. İlk başta cesurca gözlerimin içine bakarak sorduğu soruyla birlikte beni afallattığını fark edince utanıp başını yana çevirdi. "Şey..." Herhalde sorduğu soruyu sormayı planlamıyordu. Şaşkın görünüyordu. Ve bu tavrı bana inanılmaz tatlı gelmişti. Derin bir nefes aldı. Sonrada bana tekrar baktı. Tam gözlerimin içine. "Eğer bana numaranı verirsen bir grup oluştururuz. Böylece neyi ne zaman yapacağımızı planlarız. Daha iyi olmaz mı? Hem böylece birbirimizden haber almak için evlerimize gitmek zorunda kalmayız. Direkt ararız." Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım. Telefonun ne işe yaradığını bildiğimi biliyordu ama heyecandan aklına ne geliyorsa onu söylüyor gibi görünüyordu. Belki de ona numaramı vermem için beni ikna etmeye çalışıyordu.
"Tamam. Telefonunu ver." Dedim. Onun telefonuna kendi numaramı yazdım. Sonra da kendimi çaldırdım. Ardından "Deniz'in Yaz Listesi" adında bir grup açtım. Rüzgar ile iki kuzenimi ekledim. Eğer katılmak isterse Aylin de gelebilirdi ama Azra'dan dolayı Tolga'yı çağırmak içimden gelmiyordu. "Artık bana istediğin zaman ulaşabilirsin. Tabii müsait olursam." Bana Dünya'nın en güzel gülümsemesini bahşetti. Gözlerimiz birbirine kenetlenmişti. Şehrin gürültüsü kaybolmuştu. O kadar sessizdi ki göğsümde çalan orkestrayı Rüzgar duyabilecekmiş gibi hissettim.
"Bu grup ne Deniz?" Telefonunu suratıma sokan Cihan yüzünden çığlık attım.
"Deli misin sen? Niye aniden geliyorsun?"
"Aniden gelmedim ki. Sana sesle-" Sibel abisinin sözlerini ayağına basarak kesti. Bu sefer çığlık atma sırası Cihandaydı.
"Özür dilerim abicim. Acıdı mı?" Sibel yalandan üzülmüş gibi yaptı.
"Ne demek acıdı mı? Senin ayakların 41 numara. Fırıncı küreği gibi. Bastığın yer acımadı. Çöktü! Sayende burada bir yarık oluştu. Belediyenin bu çukuru doldurmak için haftalarca çalışması gerek!"
"Abartma be! Bir kere benim boyum uzun. O yüzden ayaklarım büyük. Ayrıca sen kendi ayaklarına bak. Suya düşsen tekne gibi taşır seni!"
İç çektim. Bunlar kime çekmişti Allah aşkına?
"Yarın sekiz buçukta sabah yürüyüş yapacağım. Rüzgarla..." Dediğimde kedi ve köpeğin dikkatini çekmiş oldum. "Yarın benimkiler gelmeden birlikte yürüyüş yapalım mı?"
"Ya kuzi biliyor musun daha yeni istediğim kiloya ulaştım. Şimdi daha da zayıflarsam buharlaşıp atmosfere karışırım." Dedi Sibel. "Abimle ben amcamlar gelene kadar uyuruz. Siz gidin Rüzgarla."
"Hayır. Ben sizinle-" Sibel Cihan'a vurdu. "Kızım, vurmasana! Bari cümlemi tamamlayayım!"
"Ne cümlesi? Cümlene başlatma! Daha iki kelimeyi yan yana getiremiyorsun! Bir de bana cümlemi bitireyim diyorsun!" Bu sefer Cihan Sibel'in omzuna vurdu.
"Ah!" diye inledi. "Ya ben senin kardeşinim. Niye düşmanına vuruyor gibi vuruyorsun?" Omzuna acısının geçmesi için masaj yapmaya başladı.
"Senden ala düşman mı var Sibel?" dedi ama sinirlice bir nefes verdi. Sanırım bu kadar sert vuracağını kendi de bilmiyordu. "Her neyse yarın ben de yürüyüşe geleceğim."
"Ama sen öğleden sonraya kadar uyumaya devam ediyorsun..." Hemen itiraz ettim.
"Merak etme. Yarın ne olursa olsun uyanacağım." Bana bakarak gülümsedi. Sonra Rüzgar'a baktı. "Hiçbir şey yarınki yürüyüşe katılmama engel olamaz. Ondan
sonraki yürüyüşlere de." Bunları söylerken pis pis sırıtıyordu. Böylece Rüzgar ile baş başa kalma planım kendi kuzenim tarafından mahvedilmiş oldu.