"Deniz hadi! Seni bekliyoruz!" Diye bağırdı Sibel.
"Geliyorum!" Çantamı aldım ve kuzenlerimle birlikte asansöre bindim. "Ne ile gidiyoruz? Otobüs var mı aquaparka?"
"Sen ayakta mı uyuyorsun Deniz? Dün yemekte dedemden arabasını istedim. O da bana verdi." Parmağındaki araba anahtarını döndürdü Cihan.
"Evet. Hatta ben de ilk defa bir işe yarayacağı için Cihan'ı övdüm." Dedi Sibel. Cihan ise Sibel'in kafasına vurdu. Sibel de onun koluna yumruk attı. İkisi de şiddet yanlısıydı. Bu ikisiyle bütün yaz nasıl idare edecektim bilmiyordum.
"Sen niye bu kadar dalgınsın kuzi? Yoksa dünkü şemsiye çocuğu mu düşünüyorsun?" Dedi Sibel. Amacının Cihanın dikkatinin benim üzerime çekmek olduğunu biliyordum.
"O çocuk çok tuhaf. Bir insan niye tanımadığı birine şemsiye verir ki? Bence ondan uzak durmalısın." Cihanın bu sözleri bana Sibel'in abisini çok iyi tanıdığını gösteriyordu. Ama ben cevap vermek istemiyordum. Aynı taktiği benim de kullanmam gerekiyordu.
"Cihan sen araba sürmeyi biliyor musun? Ehliyetin var mı?"
"Tabii ki var. Geçen sene siz ikiniz inek gibi çalışıyorken ben kursa gittim. Ve tek seferde geçtim sınavı." Diye böbürlendi. Cüzdanından ehliyetini çıkarıp gözüme soktu.
"Tamam. Gördüm." Dedim elini iterken.
"Çok haklısın ona inanmamakta kuzi. Ben de hala üniversiteyi kazandığına inanamıyorum. Bana da öğrenci kimliğini gösteriyor."
"Ya Sibel! Düşmanım mısın kardeşim misin? Bir karar ver artık." O sırada asansörün kapısı açıldı.
"Ön koltuk benim!" Diyerek arabaya doğru koştu Sibel.
"Şoför koltuğu benim." Ellerini cebine koydu. Kardeşinin aksine yavaş yavaş yürüyordu.
"Hangi koltukta oturduğum umurumda değil." Hepimiz arabaya bindik. Yolculuk beklediğimden kısa sürdü. Cihan arabayı otoparka park etti. Daha sonra içeri girdik. Soyunma odalarının önüne geldik.
"Giyindikten sonra kapıda bekle. Burada buluşalım." dedi Sibel Cihan'a.
"Kızım, sizin hazırlanmanız uzun sürer. Ben giyindikten sonra birkaç kaydırağa binerim. Sizde büyük havuza gelirsiniz. Ben orada olurum."
"Hayır Cihan. Buraya eğlenmeye geldik. Birlikte." sağ elini beline koydu. Sol elinin işaret parmağını abisine salladı.
"Tamam. Bekleyeceğim."
"Anlaştık." Sibel bileğimden tutarak beni soyunma odasının içine doğru çekiştirdi. "Abimi biraz olsun tanıyorsam bizi beklemeyecek." Güldüm.
"Kafasını eseni yapar zaten. Söz dinlediğini hiç görmedim." dediğimde kafasıyla onayladı.
Üstümüzü değiştirdikten sonra güneş kremi sürdük. Sibel büyük olan güneş kremini diğer eşyalarla birlikte dolaba koyduktan sonra kilitledi. Anahtarı ve küçük boy olan güneş kremini cepli şort mayosuna koydu.
"Cihana da güneş kremi sür dedim arabada. Üç kere... Ama kesin geçiştirmek için sürerim dedi. Sürmedi. Sonra akşam pancar turşusuna dönecek. Her yeri yanık olacak."
"Sizin yaşlarınızı bilmesem büyük kardeşin sen olduğunu sanardım."
"Cihan işte. Kaç yaşına geldi hala çocuk gibi." İç çekti. Sonra kol kola girdik ve soyunma odasından çıktık.
"Bu arada dünkü şemsiyeli çocuk nasıl görünüyordu? Cihan dibimizden ayrılmadığı için soramadım..."
"Gözleri ve saçları simsiyahtı." dedim nasıl göründüğünü hatırlamaya çalışırken. "İyi görünen biriydi ama nasıl göründüğünü net olarak hatırlamıyorum. Ama aurası çok farklıydı. Sanki içten gelen bir ışığı var gibiydi."
"Kızım, sen fen lisesinde okudun. Sizin okuldaki herkes ölü gibiydi. O yüzden konuşkan birini görünce afalladın herhalde. Baksana seni bile yaşayan ölüye çevirmişler." dediğinde gülerek onu itekledim.
"Sibel! Deniz!" dedi bir kız bir anda ortaya çıkarak. Bu kimdi? Bizi nereden tanıyordu? Neden aniden ortaya çıkıp beni korkutmuştu?
"Aylin!" diyerek kıza sarıldı Sibel. Böylece karşımdaki yabancı sandığım kişinin aslında çocukluk arkadaşımız olduğunu anlamıştım.
"Dört yıl oldu değil mi?" Dedim sarılma sırası bana geldiğinde.
"Oldu gerçekten kızlar. Arkadaşlarla birlikte havuzda yüzerken Cihanla karşılaştık. Soyunma odasında olduğunuzu söylediğinde gelmenizi bekleyemedim. Arayı kapatmamız lazım! Ama önce gidip birlikte eğlenelim!"
"Eğleniriz tabii!" dedim enerjik olmaya çalışırken.
"Kimlerle geldin Aylin?" diye sordu Sibel.
"Tolgayı hatırlıyor musunuz?"
"Hani şu çocukken Deniz'e aşık olan mı?!" Sibel'in bağırmasıyla onu cimcikledim.
"Biraz daha bağır tüm Dünya duymadı."
"Evet o Tolga." Aylin beni umursamadı.
"Başka kimler var?" diyerek ilgilerini başka bir yerlere çekmeye çalıştım.
"Azra ve Rüzgar var. Onlarla dershanedeyken tanıştık. O yüzden tanıyacağınızı sanmıyorum. Ama Rüzgar iyi çocuktur. Onunla iyi anlaşırsınız."
"Peki Azra? O nasıl biri?" sorumla birlikte Aylin'in yüzündeki gülümseme soldu.
"Sibel! Deniz! Buraya!" diye bağırarak el sallayan Cihanı görünce gözlerimi devirdim. Sonra yanındakilere baktım. Tolga'yı hemen tanımıştım. Hala aynı görünüyordu. Yanındaki esmer kız Azra'ydı demek... Normal biri gibi görünüyordu. Tolga'nın diğer yanında siyah saçlı bir erkek vardı. Dikkatli bakınca gözlerim istemsiz olarak parladı.
"Sibel." dedim onu kolundan tutup kendime doğru yaklaştırırken. "Tolga ve Cihan arasındaki kişiyi görüyor musun?" diye fısıldadım.
"Rüzgar o demek ki..." o da fısıldıyordu.
"O sadece Rüzgar değil. O aynı zamanda şemsiyeli çocuk."
Kafasını bana hızlıca çevirdi. "Şaka yapıyorsun..."
"Yemin ederim o." dedim heyecanlanırken.
"Bu yaz düşündüğümden daha fazla eğleneceğiz gibi duruyor. Umarım Tolga ile Rüzgar senin için birbirine girmez."
"Saçmala Sibel. İkisiyle de aramda bir şey yok. Tolgayla olamaz zaten."
"Rüzgarla olabilir yani."
"Tatlı ve kibar bir çocuk gibi görünüyor. Ama ne olup olmayacağını gelecekte görürüz."
O sırada havuzdan çıkan Tolga hızlı adımlarla yanımıza gelmişti. İlk önce bana sonra da Sibel'e sarıldı.
"Özlettiniz kendinizi." Dedi gülümseyerek.
"Sen de öyle. Hiç değişmemişsin Tolga. Hemen tanıdım seni."
Arkasından Rüzgar gelmişti. Elini bana uzattığında gözleri gözlerime kenetlenmişti. Sol elimle saçımı kulağımın arkasına iterken sağ elimle uzattığı elini sıktım.
"Ben Deniz. Sen de Rüzgar olmalısın." Dedim heyecanımı bastırmaya çalışırken. İçimden Sibel'in deyimiyle pancar turşusu gibi kızarmamak için dua ediyordum.
"Memnun oldum. Evet Rüzgar ben." Aramızda bariz bir çekim vardı.
"Ay!" Diye bir çığlık sesiyle gözlerimizin konuşması yarıda kesildi. Azra yerdeydi. Ayağını tutuyordu.
"Buraya gelirken düştüm." Dedi beş yaşındaki bir çocuğun "Uf oldum." Derken dediği gibi konuşuyordu. "Rüzgarcım bana kalkmamda yardım eder misin?" Sonunu uzatarak konuşmuştu. Cırtlak sesi kulağımı tırmalıyordu. Aylin'in ondan neden hoşlanmadığını anlamaya başlıyordum. Ama neden bu kızı yanlarında tuttuklarına anlam veremiyordum.
Rüzgar elini elimden çekti. Sibel ile tokalaşmadan Azra'nın yanına gitti. Koluna girdi. Azra seke seke yanımıza geldi.
"Azra ben." Dedi soğuk bir sesle. Yüzündeki gülümsemenin sahte olduğunu anlamak için insan sarrafı olmaya gerek yoktu.
"Ben Deniz. Bu da kuzenim Sibel." Dedim tıpkı Azra gibi gülümseyerek.
"Buraya eğlenmeye geldik. Hadi kaymaya gidelim!" Dedi Cihan büyük bir heyecanla.
"Ama gidersek Azra yalnız başına kalır. Baksana haline. Tek başına yürüyemiyor bile." Dedim o kızın gitmesini umarak.
"Yok ya." Bir süre durdu. "İyiyim. Yürüyebilirim. Hatta yüzebilirim."
"Öyle mi? Bu iyi bir haber." Dedi Rüzgar ve anında kızın kolundan çıktı. "Deniz bak şu kaydıraktan mutlaka kaymalısın."
"Ben de kayacağım!" Dedi hemen Azra.
"Hep birlikte gidelim o zaman." Dedim mecburen.
Günün kalanı öyle geçmişti. Ne zaman bize katılan bu kişilerle konuşmaya çalışsam Azra bir şekilde araya giriyordu. Sadece Rüzgarla değil Tolga veya Aylinle konuşurken de araya girip duruyordu. Çocukluğumuzdan bahsederken bile konuya giriyordu. Ve işin tuhaf olan kısmı beni takip etmişti bir süre. Neyse ki, onu atlatıp eğlenmeyi başarmıştım. Birkaç saat sonra yorulmuştum.
"Eve mi gitsek artık?" Diye sordum Sibel'e.
"Bence iyi olur. Sen ne dersin Cihan?"
"Tamam gidelim."
"Siz gidiyorsanız biz de gidelim." Dedi Aylin.
"Aylin hala eski evinizde mi yaşıyorsun?"
"Hayır. Evimiz kentsel dönüşüme girdi. Bizde taşındık." Dedi Aylin.
"Biz arabayla geldik. Yaşadığın yer yakınsa dedemin evine bırakalım seni."
"Ters kalıyor. Teşekkürler yine de."
"Rüzgar sen dedemle aynı sitede oturuyorsun değil mi? Birlikte dönelim." Dedim gülerek.
"Ben sizde kalayım mı o zaman?" Dedi Azra Rüzgarın koluna sarılırken. Rüzgar şaşırarak Tolgaya baktı. Tolga hemen Rüzgarı Azradan kurtardı.
"Saçmalamayı kes Azra. Baban bizi almaya gelecek. Kimsenin de evinde kalamazsın."
"Sana ne ya! Seni ilgilendirmez."
"Ama beni ilgilendirir. Sonuçta benim evim. Ben de bugün teyzemde kalıyorum. O yüzden olmaz Azra."
"Tamam Rüzgar. Sonra görüşürüz." Dedi ve havuzdan çıktı. Kollarını bağlayarak yürümeye başladı.
"Bu ne ya?" Dedim sinirle. "Bu kız hiç iyi değil. Bununla niye arkadaşsınız?"
"Değiliz ki. Tolganın kuzeni." Dedi Rüzgar gözlerime bakarak. Onun da ondan hoşlanmadığını görebiliyordum.
"Kız dediğin gibi iyi değil." Dedi Aylin iç çekerek. "Psikolojik sorunları var. Tolga ilaç aldığını söylemişti. Birkaç kere dershanede panik atak geçirdi. Tolgayı çağırınca onu da çağırıyoruz mecburen. Yoksa yine fenalaşıyor."
"Biz de Aylin ile bir süre idare etmeye karar verdik." Havuzdan çıktı. Bize oradan baktı. "Tolga da yakın arkadaşımız. O da çok dil döktü. Kuzeni sonuçta. Kıyamıyor ona. Ama bizde mümkün olduğunca Tolga ile de görüşmemeye karar verdik Azra yüzünden."
"Geçmiş olsun. İnşallah iyileşir. Ama dediğiniz gibi Tolga ile aramıza mesafe koysak iyi olur. "
"Yarın boş musunuz?" Sibel kızı umursamamış gibiydi.
"Ben boşum." Dedi Aylin ve Rüzgar aynı anda.
"O zaman yarın şeye gidelim mi?" Dedi ve bana baktı. Sanırım benim listemdeki bir şeyi yapmayı kastediyordu.
"Sinemada korku filmi izlemeye." Dedim gülümseyerek.
"Ben nefret ediyorum korku filmlerinden. Hele sinemada asla izlemem. Asla!" Dedi Aylin. "O zaman yarın değil başka zaman buluşuruz."
"Ben gelirim." Dedi Rüzgar. "Sinemaya gitmeyeli oldu biraz. Benim için iyi olur."
Böylece yarın ki planımız belli olmuştu. Üstümüzü değiştirdikten sonra eve döndük. Otoparka arabayı park ettikten sonra evlere yürümeye başladık. Rüzgarın evi evimizin üst katındaydı. O yüzden ben ona şemsiyesini getirene kadar kapımızın önünde bekledi.
"Bunun için gerçekten teşekkürler." Dedim şemsiyesini geri verirken.
"Rica ederim." Bir süre birbirimize boş boş baktıktan sonra utandım.
"Yarın görüşürüz o zaman." Dedim daha fazla dayanamayıp. Onunla konuşmak istiyordum ama heyecandan aklıma bir şey gelmiyordu.
"Görüşürüz." Dedi ve ben eve girene kadar bekledi. Delikten baktığımda gülümsediğini gördüm. Sonra da hızlıca merdivenlerden çıktı. Ben de kapıya sırtımı dayadım. Yarına kadar nasıl bekleyecektim bilmiyorum.