Sibel'in anlattıklarından sonra eve döndük. Asansöre binmiştik.
"Onu bir elime geçireyim var ya..." Sibel hala sinirden titreyerek konuşuyordu.
"Aceleci davranma Sibel. Belki babaannem..."
"Aceleci davranmıyorum Deniz. Cihan benden büyük olabilir ama hiçbir şekilde hayatıma bu kadar müdahale edemez!" O an asansör durdu.
"Görüşürüz Rüzgar." Dedim yüzüm asılırken. Bu iki kardeş arasındaki kavga beni de kötü etkilemeye başlamıştı."
"Haberleşiriz o zaman." Rüzgar üst kata çıkmak için asansörü kapattı. Sibel ise evimizin ziline art arda birkaç kere bastı.
"Çatlamayın! Geldim!" Babaannemin sesini duyduktan biraz sonra kapı açıldı.
"Nerede o?!" Sinirle bağırdı Sibel.
"Kim nerede?" Babaannem çok sakindi. Yavaşça kapıyı kapattı.
"Kim olacak? O hıyar nerede? Kafasına geçireceğim bir tane!"
"Babaanne." Benim sesim Sibel'in aksine oldukça yumuşaktı. "Cihan'ın çok sinirli olduğunu söylemiştin. Hatta annemlerin geldiğini söylemiştin. Neredeler?"
"O mesele mi? Ben de bir şey var sandım. O konu-" Cümlesini Sibel'in çığlığı yüzünden tamamlayamadı.
"Pislik!" Sibel banyodan çıkan abisinin ayağına tekme attı. Ama sinirden fark etmediği bir şey vardı. Cihan daha yeni kalkmıştı. Saçları dağınıktı. Üstünü değiştirmemişti. Muhtemelen yüzünü yıkamıştı az önce fakat hala gözlerini açamıyordu. Sibel'in tekmesi yüzünden dengesini koruyamayacak kadar kendinde değildi.
"Ah! Salak mısın kızım? Sabah sabah ne bu sinir? Git az ötede delir."
"Beni delirten sensin! Babaannem söyledi. Eve gelmemiz için bağırıp çağırıyormuşsun!"
"Sen de buna inandın mı?" Cihan gülmeye başladı. "Enayi misin? Babaannem işte. Neyse beni oyalamayı bırak. Amcamların uçağı inmek üzeredir. Üstümü değiştirip onları havalimanından almam lazım." Ayağa kalktı ve odasına gitti.
"Babaanne!" Bu sefer Sibel'in hedefinde o vardı. "Bana ihanet mi ettin?" Dudaklarını büzdü.
"Ne yapsaydım kızım? Gelin yardım edin deseydim gelmezdiniz. Bak konu abin olunca nasıl koştura koştura geldin. Şimdi kapat bu konuyu yardım edin bana. Yarım saate gelirler." Dedi ve mutfağa gitti.
"Sana söylemeye çalıştım. Ama beni dinlemedin. Ayrıca kahvaltı yapmadın. Bu yüzden sinirlisin. Hadi git ağzına poğaça falan atıp babaanneme yardım et. Ben hızlıca etrafı süpüreyim. Sonra ben de size katılırım." Sırtına vurup onu da mutfağa gönderdim. Giderken hala söyleniyordu.
Aslında düşününce istediğini yaptırmak için farklı yollara başvurmak bizim ailemizde vardı. Babaannem iş yaptırmak için annemlerin çoktan geldiğini söylemişti. Sibel ise Rüzgar ile arama gireceğini düşündüğü için Cihan uyanmasın diye alarmlarını kapatmıştı. Babam depresyonda olduğumu düşündüğü için kuzenlerimi ikna edip beni tatil için buraya yollamıştı. Üstelik harcadığımız tüm parayı o ödüyordu. Artık onların bu davranışlarını tahmin etmeye başlıyordum. İstedikleri şeyleri yaptırmak için her türlü yola başvurmaları bana artık eskisi kadar garip veya korkutucu gelmiyordu.
Yaklaşık yarım saat sonra annem, babam ve Doğa gelmişti.
"Benim tatlı bebeğim!" Mutluluğunu bana sarılarak gösterdi annem. "Dön bir etrafında." Dediğini yapıp etrafımda döndüm. "Kızım, sen kilo mu verdin? Bir deri bir kemik kalmışsın." Bunları dedikten sonra babaanneme göz ucuyla baktı. Sonra kafasını tekrar bana çevirdi.
"Abartma anne. Sadece bir kilo verdim. Onu da isteyerek verdim. Bu yaz sekiz kilo daha vermek istiyorum." Dünü saymazsak her sabah tek başıma sahilde yürüyüş yapıyordum. Ayrıca yediğim yemek miktarını azaltmıştım. Demek ki boşa kürek çekmemiştim.
"Kızım." Dedi babam sakin bir ses tonuyla. "Özlemişim seni." Sarıldı. Daha sonra kendi anne babasına sarıldı. Cihan ve Sibel ile de ailem hasret giderdi. Ardından büyükler sohbet etmek için salona girdiler. Ama ben hala kardeşimle özlem gidermemiştim...
"Abla!" Bağırarak üstüme atladı Doğa.
"Ya yavaş olsana biraz!" Ses tonum öfkeli olsa da bir yandan gülüyordum. O benim tek kardeşimdi. Annemle babamın bilmesi istemem ama aralarında en çok onu özlemiştim. "Senin TYT kampın yok muydu? Nasıl getirdiler seni buraya?"
"Var tabii ki. Ama sadece hafta içi. Söyledim ya sana. Eğer gelmeseydim evde yalnız kalacaktım. Annemle babam bunu hem güvenli bulmadılar hem de yalnız kalırsam ders çalışmayacağımı düşündüler."
"Çalışır mıydın yalnız kalsam?"
"Tabii ki hayır." son heceyi uzatarak söylemişti. "Ben senin gibi inek miyim?" dediğinde kafasına bir tane vurdum.
"Ah!" diye bağırdı Doğa. "Niye vuruyorsun ya! Acıdı!" dediğinde şaşkınlıktan gözlerimi kırpıştırdım.
"Pardon." dedim hala şaşkınlığımı üstümden atamadan. "Alışkanlık olmuş sanırım." dediğimde ona vurduğum elime bakıyordum.
"Ne alışkanlığı ya! Sen şiddete meyilli bir manyaksın! Seni anneme söyleyeceğim!" Diye bağırıp koşmak için atıldığında onu kolundan tutup çektim. Ardından elimle ağzını kapattım. Doğa her zaman ki gibiydi. Ortalığı karıştırmak için an kolluyordu.
"Bak canım kardeşim. Ben şimdi senden özür diliyorum ve bir daha sana vurmuyorum. Sende beni affediyorsun ve normal bir şekilde hayatımıza devam ediyoruz. Anladıysan kafanı salla." Kafasını olumsuz anlamda salladı.
"Doğa bak elimdesin." Tehdit ettiğimde bu sefer başını yukarı aşağı salladı. Onu bu sefer bıraktım.
"Anne!" diye bağırarak salona doğru koşmaya başladı. Oflayarak pe
şinden gittim. Bu çocukla iki günüm nasıl geçecekti bilmiyorum...

