İçeriğe geç

Yaşanamamış Bir Aşk Hikayesi

Bölüm 21 · 10 dk okuma

Yaşanamamış Bir Aşk Hikayesi

Bölüm 21

Denkleme eklenmesi engellenemeyen 3. kişi

2017

''Tatil nasıldı anlat anlat!''

Bahar'ın çığlıkları ile güne uyanmak beklediğim bir 'güzel güne başlangıç' tanımından oldukça uzaktı.

Korkuyla açılan gözlerim karışımda duran kıpır kıpır arkadaşımla buluştuğunda ona en nazik tavrımı sunarak üstümdeki ince pikeyi kafamın üzerine çektim.

Fakat sevgili pikem bu konumunu fazla koruyamadı çünkü Bahar onu dert top ederek çekti üstümden.

''Ya kalkasana, saat kaç olmuş yatıyorsun hala.''

''Yorgun hissediyorum biraz daha uyuyacağım.''

Gözlerim kapalı konuşuyordum.

Gerçekten üzerimde garip bir halsizlik vardı.

İzmir'den iki gün önce dönmüştüm. Beni amcamlar aldığı için bir gün de onlarla kaldım. Zaten Yiğit de oradaydı. Dün akşam adaya tekrar döndüğümde Bahar, özlemden gebereceğim, diye beni çağırsa da dışarıya, gerçekten yorgunum, diyerek kendimi odama kapatmıştım. Üzerimdeki yoğun ağırlık sürekli uyuma isteği uyandırıyordu.

''Balım sen hasta mı oldun yoksa?''

Bahar'ın elini alnımda hissedince huysuz bir tavırla ittirdim.

Derin bir nefes verip yattığım yerde doğrulup sırtımı yatağın başlığına yasladığım esnada Bahar da yatağımın ucuna bağdaş kurarak oturup çatık kaşlarıyla beni izlemeye başladı.

En sevmediğim ve beni daha da suskunluğa iten şeyin sürekli üstüme gelinmesi olduğunu bildiğinden sabırla konuşmamı bekledi.

Bu anlayışı hissetmek zaten garip ve anlamlandıramadığım ağırlığın altında ezilen bedenimde ağlama isteği uyandırdığında konuşursam geçer umuduyla bir bir dökmeye başladım taşlarımı.

''Geldiğimden beri hasta gibiyim ama hasta değilim. Yani bedenim hasta değil biliyorum ama sürekli uyumak istiyorum.''

''Neden?''

Tekrar sustum.

''Balım...'' derken dizleri üzerinde emekleyerek yanıma geldi ve başımı omzuna yaslayıp bir elini de saçımın üzerine koydu. Bu onun, anlat dinliyorum, deme biçimiydi.

Ben de tüm hikayeyi anlattım.

Baştan sona.

Bir peri masalı gibi başlayan hikaye korku filmi gibi devam ederken Bahar’ın mimiklerinde izleyebiliyordum tekrardan tüm yaşananları.

‘’Ne yani?’’ şaşkın sesi ve kafası karışmış yüz ifadesi ile. ‘’Her şey başlamadan bitti mi şimdi? Görüşmüyor musunuz artık?’’

‘’Tabii ki de görüşüyoruz onu arkadaş olarak kaybetmek en son isteyeceğim şey.’’

Derin bir nefes daha.

‘’Ama buraya geldiğimden beri attığı mesajlara belirli bir mesafeyle tepki veriyorum. Anlamış gibi bir şeyleri ama o her zamanki gibi üstüme gelmek yerine zaman tanıyor bana. Sanrım… Böylesi daha iyi.’’

‘’Pek de böylesi daha iyi gibi görünmüyor ama haline bakınca. Ayrıca Ezgi’nin hislerinden dolayı sen neden geri çekiliyorsun? Mete ondan hoşlanmıyorsa hiçbir şey yapamazsın. Hem aralarında olacak olsaydı 20 yıldır bir şeyler olurdu.’’

Bir kaşını kaldırarak bana meydan okurcasına konuşması sinirlenmeme sebep olmuştu.

‘’Onlar en yakın arkadaş Bahar! Birbirleri arasındaki bağ o kadar kuvvetli ki… Ayrıca Ezgi ondan sadece hoşlanmıyor, aşık. Aşık! Mete ne hissediyor onu da bilemeyeceğim. Belki onun da hisleri var ama aralarındaki bağı bozmaktan endişe duyuyor. Bilmiyorum. Bildiğim tek şey hiç kimsenin onların arasına giremeyeceği.’’

‘’Belki de her zaman tek taraflı olacak bir duygu için, ikinizde birbirinizden hoşlanırken ondan vaz mı geçeceksin?’’

Üstüme gelmesi daha da çok sinirlenmeme neden oluyordu.

Aslında sinirlendiğim kişinin o olmadığının da gayet farkındaydım.

Ezgi’ye sinirliydim. Madem böylesine aşıktı neden gizli tutmuştu. Ben değil, bir başkası da ona karşı bir şeyler hissedebilir ve ilişki yaşayabilirdi sonuçta ve o zaman ne yapacaktı? Uzaktan izleyecek miydi mutluluğunu?

Mete’ye sinirliydim. Nefes alışından nasıl hissettiğini anlayabildiği en yakın arkadaşının kendisine karşı taşıdığı büyük duyguları nasıl görememişti olabilirdi? Gerçekten hiç mi hissetmemişti?

Kendime de Mete ile aynı oranda ve aynı şekilde kızıyordum. Ezgi’nin neler hissettiği barizdi. Bazen fark ediyor ama belki de kondurmak istemiyordum. Onun aşık olduğunu, bir gecede söylediği ‘seni seviyorum’ dan anlamamıştım çünkü. Bu sadece bir kanıt olmuştu o kadar. Bir sonraki gün kahvaltıda yanlışlıkla elini çay demliğine değdirdiğinde canı Mete’den daha çok yanıyor gibi gözleri dolduğunda, ilişki konusu açıldığında kendisi hakkında ne söylenenleri ne sorulanları umursarken konu Mete’ye gelince endişeli bir ruh hali ile dikkat kesilmesinden, her güzel şey sonrasında gözlerinin ilk Mete’yi aramasından, gülerken sürekli Mete’ye bakmasından, kendi canının yanmasından çok onun canı yanarsa diye endişelenmesinden…

Ama hepsi için bir bahane oluşturabilirdim. Ezgi korkmuş olabilirdi. En yakın arkadaşını kaybetmekten ödü kopuyordu belki. Ya da sadece Mete’nin hislerine karşılık vermeme düşüncesi onu engelliyordu. Sonuçta böyle bir hissi yıllardır içinde, yalnız başına taşımak kolay mıydı da onu yargılamak bana düşecekti?

Mete belki de hiç kondurmadı böyle bir şeyi Ezgi’ye. Yaptığı her şeyi aşka değil arkadaşlıklarının güzelliğine yormak istedi. Bir kardeş gibi gördü belki onu o yüzden de hiç fark etmedi.

Ama bahane oluşturulamayacak tek bir durum vardı. Tüm bunları bilerek henüz Mete’ye karşı hislerim yoğunlaşmamış ve yeni yeni aklıma gelmeye başlamışken Ezgi’yi görmezden gelip Mete ile bir şeyler yaşama ihtimaline kapılmak belki de sonu kötü bitecek olan belirsiz bir hikaye ile iki arkadaşımı birlikte kaybetmek olurdu.

‘’Bizim yerimize koysana durumu bir.’’ Dedim düşüncelerim sakinleşmemi sağlarken. ‘’Senle ben bu durumda olsak, bile bile o adamla bir şeyler yaşama ihtimalini göze alabilir miydin?’’

‘’Saçmalama tabii ki de hayır.’’ Derken sesi oldukça kararlı ve netti.

‘’Aynı durum işte. Mete herkesin hoşlanabileceği kadar mükemmel bir insan. O arkadaşım olduğu için çok şanslıyım. Ve bunu kaybedemem. Ezgi’yi bile bile böyle bir ilişkiye girmek ikisini de kaybetmek demek.’’

Bahar derin bir nefes verdi.

‘’Keşke şu an sana haksızsın diyebilsem.’’ Dedi çaresizde.

‘’Keşke.’’ Diye mırıldandım.

*

‘’Görüşmeyeli uzun zaman oldu. Hoş geldin.’’

Yaz tatilinin sonlarına doğru dönem başlamadan bir hafta önce amcamlarla birlikte Ankara’ya geldik eve yerleşebilmek için. Yiğit ve kuzenlerim de her ne kadar gelmek isteseler de onların okulu çoktan başlamış olduğu için bu sefer sadece yengem ve amcam bana eşlik ediyordu.

Selim evden Ağustos’un başında ayrılmış, anahtarı da Mete’ye bırakmıştı.

‘’Evet, uzun zaman oldu. Hoş buldum.’’

Mete’nin gülümseyen gözlerine bakmak hem beni deli gibi mutlu ediyor hem de kaçarak uzaklaşma isteği uyandırıyordu. Onu gerçekten özlediğimi, daha doğrusu bu kadar derin bir özlem duyduğumu o an fark edebilmiştim.

Amcam ve yengem Ankara’daki bir arkadaşlarını ziyarete gitmişken onlara eşlik etmek istemedim ve anahtarı almak için Mete’nin çalıştığı kafeye geldim.

‘’Ne içmek istersin? Güzel kahve hazırlarım.’’

Yüzüne yerleştiği gururlu ifade beni güldürürken ona eşlik ettim.

‘’Ee bir lattenizi alırız o zaman Mete Bey.’’

‘’Hemen geliyor.’’

Ben kafedeki köşede bir boş masaya otururken Mete de kısa süre sonra elinde bir latte bir de americano ile yanıma geldi.

‘’Seni işinden alıkoymuyorum değil mi? Sorun olmasın sonra?’’

Gülümsemesi yüzünden hiç eksik olmadan kafasını hayır anlamında sakince iki yana salladı.

‘’Başka bir arkadaş bakıyor merak etme.’’

Bir şey demeden hazırladığı kahveyi içtiğim sırada beni izliyordu.

‘’Beğendim. Yeni favori mekanım olabilir bundan sonra burası.’’

‘’Değil miydi zaten? Çok yakışıklı bir baristası varmış benden söylemesi.’’

‘’Hani nerede? Tanıştırsana beni de.’’

Yüzünü buruşturduğunda buraya gelmeden önceki gerginliğim çoktan uçup gitmiş ve eğlenir olmuştum.

Tatilimin geri kalanının nasıl geçtiğini sorduğunda biraz da yaz tatilimizden bahsettik.

‘’Benimle arana tekrar mesafe koyduğunu hissetmiştim.’’

Birden bire tüm dürüstlüğü ile söze girdiğinde ne diyeceğimi şaşırdım.

‘’Ama yüz yüze gelince aynı samimiyete ulaşabiliyoruz. Sorun mesajlaşmakta mı? Yoksa doğru bir tahminde mi bulundum?’’

Derin bir nefes verdim.

Gözlerimi ondan çekip artık soğumuş ve yarısına kadar gelmiş olduğum kahve kupama yönelttim.

‘’Ben çok düşündüm.’’ Derken sesim mırıltı gibi çıkıyordu. ‘’Bence böyle iyiyiz. Dahası… Daha fazlasına gerek yok.’’

Mete hiçbir şey demedi. Yüzüne bakmaktan korkuyor muydum yoksa yüzünde göreceğim ifade tüm her şeyi açıklıkla anlatmama sebep olur diye endişeleniyor muydum bilmiyordum. Fakat o kadar uzun süre sessiz kaldı ki, bakışlarımı tekrar ona yöneltmek zorunda hissettim.

Yeşil gözlerindeki ifade kalbimi kırabilecek kadar yoğun bir hüzündeydi.

‘’Yanlış bir şey mi yaptım?’’

‘’Hayır.’’ Dedim sakin bir şekilde. Yanlış bir şey vardı evet ama bunun sorumlusu o değildi sonuçta. Bitmek bilmeyen derin nefeslerden biri daha. ‘’Birçok sebep var ama sebeplerin hiçbirinde suç veya sorun sende değil. İlişkimizin bu noktadan daha ileri gitmemesi gerekiyor sadece.’’

Kaşları çatıldı. Bu ifade, onda nadiren gördüğüm bir ifadeydi.

‘’Gerekiyor?’’

‘’Evet.’’ Kararlı durmazsam hemen vazgeçebilirdim, pişman olabilirdim sanki dediklerimden. Halbuki yaptığım doğruydu. Olması gereken buydu.

‘’Anlamıyorum.’’

Sesinde isyandan çok hüzün vardı sanki. Fikrimi değiştirmek istiyor muydu bilmem ama buna uğraşmadığı kesindi. Çünkü bana en başında bir söz vermişti. Ve ne olursa olsun sözünde duracaktı.

‘’Her şey için teşekkürler.’’ Dedim bana bakmıyor olmasına rağmen gözlerimi ondan çekmeyerek. ‘’Hala arkadaşız değil mi Mete? Daha ilerisini istemiyor olsam da, seni kaybetmek de istemiyorum. Bencilce geliyorsa özür dilerim. Arkadaş kalmak istemezsen de anlarım ama…’’

Gözleri gözlerimi bulunca sustum. Buruk bir gülümseme sundu.

‘’Hala arkadaşız Melis. Beni hiçbir zaman kaybetmeyeceksin. Gitmemi istemediğin sürece burada olacağım.’’

O an anlatmak istedim her şeyi. O bana böyle bakarken, onu sorularla kaplı bir dünyada sıkışık halde bırakmak yerine her şeyi bir bir anlatmak için yanıp tutuştum.

Ama hiçbir kelime çıkmadı dudaklarımdan. ‘’Teşekkür ederim.’’ den başka hiçbir şey.

*

Okullar başladığında çoktan eve yerleşmiş ve evi çok hızlı bir şekilde benimsemiştim. Mete ile aramızda garip bir duvar yoktu artık. Eskisi gibiydik. Hatta her geçen gün biriktirdiğimiz anılar sayesinde eskisinden daha da çok eğlenir olmuştuk.

Evime ilk kez tüm arkadaşlarım ziyarete geldiklerinde her ne kadar ihtiyacım yok desem de bir sürü hediye getirmişlerdi.

‘’Ne gerek vardı ki?’’ dedim mahcubiyetle hediyelerini açtığım sırada.

‘’En çok benim hediyemi seveceksin eminim. Hadi önce onu aç bırak kokuşmuş Murat’ın hediyesini.’’

Berk oturduğu koltuktan atlayıp elimdeki hediye paketine uzandığı sırada kedi yavrusu gibi ensesinden yakaladı Murat.

‘’Bir dursana çocuk! Kız sırayla açıyor işte.’’

Berk küskün bir şekilde Murat’ın elinden kurtulunca tekrar hediyeye uzanmaya cesaret edemese de, herkesi görebilmek için halının ortasına oturduğumdan o da tekrar koltuğa geçmek hemen karşıma bağdaş kurup oturdu.

Onların bu haline güldükten sonra tek tek hediyelerini açtım.

Murat ikili bir çay kupası almıştı. Tasarımına hepimizin hayran kaldığı kupalar için ona teşekkür edip sabırsız Berk’in hediyesini açtım.

Peluş bir köpek yavrusuydu hediyesi.

‘’Çok teşekkürler Berk.’’ Dedim gülümseyerek. Aslında peluşları pek sevdiğim söylenemezdi. Çocukken bile sadece bir peluş oyuncağım olmuştu çünkü onunla oynamadığımdan dolayı bana tekrar tekrar peluş oyuncak almak yerine puzzle veya lego alırlardı. Yiğit bile daha çok severdi peluşları küçükken.

Sıra Ezgi ve Sena’nın birlikte aldığı hediyelerine geldi. Beni en çok eğlendiren şey onların hediyesi olmuştu çünkü hediyeleri bir vazoydu. Kutuyu açtığım anda gülmeye başlamamın sebebini sadece ezgi ve Sena anlayabilmiş ve onlar da bana eşlik etmişlerdi.

Evlerine gittiğimde masa üzerinde duran vazolarına çok övgü yağdırmıştım çünkü vazolara karşı garip bir ilgim vardı ve tasarımları güzel olanlara bir sanat eseri muamelesi yapardım.

Çok övdüğüm vazoyu gecenin ilerleyen saatlerinde yerde paramparça bir halde bulmuştuk. Sena yanlışlıkla çarpıp düşürmüş böylelikle adım nazar atan Melis e çıkmıştı.

Son olarak Mete’nin hediyesini açtım.

‘’Ciddi olamazsın!’’

Mete’nin yüzünde güller açarken uzun zamandır aradığım kitabın hiçbir yerde basımı olmamasına rağmen şu an ellerimin arasında tutmanın şaşkınlığını yaşıyordum.

‘’Bu kitabın basımı yoktu ki? Nasıl buldun bunu?’’

Mete sadece mutluluğumu izleyip 32 diş gülümserken Murat kaşlarını çattı.

‘’Sen o yüzden mi bir haftadır fellik fellik sahaf geziyorsun?’’

Mete doğrulup yaslandığı kırlenti Murat’a fırlattı sus der gibi. En mahcup olduğum ve olabileceğim hediye onunkiydi.

‘’Çok teşekkürler.’’ Derken gözlerine minnetle bakıyordum. Hemen sonra diğer arkadaşlarıma dönüp onlara da bolca teşekkür sunduktan sonra yemek yapmayı becerebilen biri olmadığım için öncesinde eve söylediğim yemekleri tabaklara koyarak servis ettim.

Çok eğlendik. Çokça güldük ve gün sonuna geldik. Onlara apartmanın kapısına kadar eşlik ettim. Geri merdivenlere yönelip 2. Kata yeni ulaştığım esnada hemen evimin alt katında bulunan dairenin kapısı açıldı.

‘’Selam.’’

Duyduğum sesle duraksayıp benim yaşıtlarımda olduğunu tahmin ettiğim gence baktım. Apartmana yeni taşındığım için benimle tanışmak istediğini düşünerek sıcakkanlı bir sesle

‘’Merhabalar.’’ dedim.

Ama benim samimiyetimin aksine oldukça soğuk bir ifadeyle kapıyı iyice açarak öne doğru çıktı. Uzun boylu, ve atletik biriydi. Muhtemelen sporcudur diye düşünmenize sebep olacak bir tipi vardı ve siyah saçları yeni kesilmiş gibi kısacıktı. Kaşlarını neden çatıyordu bilmiyordum ama sanki bu sert yüz ifadesi şu ana özel değil de, onun klasik bir tavrıydı.

‘’Yeni taşındın sanırım.’’

Öylesine sert bir ifade ile bakıyordu ki sıcakkanlı halim çoktan gitmiş yerine gergin bir tavra bürünmüş Melis gelmişti.

‘’Evet.’’

Kendimi tanıtma ihtiyacı duymadım hatta sorarsa farklı bir isim vermeyi düşündüm bir anda.

Elinde tuttuğu çöp poşetini o an fark ettim. Kapının önüne koyup köşeye doğru ittirirken

‘’Doğu ben.’’ Dedi. ‘’Bir şeye ihtiyacın olursa kapıyı çalabilirsin. Taşınma işleri zordur.’’

Arkadaş canlısı tavrı gerçekten çok hoş olsa da bu yardımsever cümleleri bile aynı sert yüz ifadesiyle kurduğundan hala gergindim. Bu yüzden onun gibi kendimi tanıtmak yerine teşekkür etmekle yetindim. Tam tekrar merdivenlere yönelecekken

‘’Ha bir de…’’ diyerek durmamı sağladı. ‘’Evcil hayvanın mı var? Çok fazla patırtı sesi geliyordu da.’’

Berk’in bugün oradan oraya zıpladığını düşününce ne kadar çok rahatsızlık vermiş olabileceğimizi fark edip durumu açıklayarak özür diledim. Ve ilk defa güldüğünü gördüm.

‘’Evcil hayvanın olsa bu kadar ses çıkartamazdı zaten. Goril falan besliyor olman lazım evde.’’

Berk’e yapılan muamele bir an benim de gülmeme sebep olurken

‘’Bir daha dikkatli olacağız. Kusura bakmayın.’’ dedim.

‘’Önemli değil. İyi akşamlar.’’

‘’İyi akşamlar.’’

Kapısı kapandığı sırada ‘bu da neydi şimdi’ anı yaşayarak evime geçtim. İyi bir insan olduğu barizdi ama bu kadar sert duruşa sahip biriyle konuşmadan önce asla iyi biri damgasını koymazdım.

İnsanları damgalamak ne kadar doğruydu o da tartışılırdı tabii.

Kısacası Doğu ile karşılaşmamızı ilk ve son zannetsem de, hikayemiz çok daha uzun soluklu olacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.