İçeriğe geç

Yaşanamamış Bir Aşk Hikayesi

Bölüm 19 · 4 dk okuma

Yaşanamamış Bir Aşk Hikayesi

Bölüm 19

Yarım Kalan Vedalar

2024

''Hoş geldiniz canım.''

Pelin teyzenin yüzünde buraya geldiğimden bu yana ilk defa gerçek bir mutluluk ve hiç geçmeyen özlem duygusunu gördüm. Beni gördüğüne gerçekten minnettar olmuş gibiydi. Oğlunun yokluğunu bizim varlığımızla bir süre de olsa dindiriyor gibiydi.

O yeri dolmaz boşluğun acısı ne denli dinebilirse artık.

Ona sıkıca sarılıp

''Hoş bulduk Pelin teyze.'' dedim. ''Bizimkiler içeride mi?''

Ev ilk zamanlar ki kadar kalabalık olmasa da hala bir sürü tanımadık yüz girip çıkıyordu taziye için.

''Evet bahçedeler. Sen geç yanlarına.''

Selin'in ilk geldiği gün içinde bulunduğum durumdan dolayı sadece bütün gece ağlayıp sakinleşme çabasıyla geçirmiş bugün bile kendime gelememiş olsam da, yarın geri döneceğini bildiğimden ve buraya asıl geliş amacım Mete'nin cenazesi olduğundan kendimi toparlayıp Bahar'ın da desteği ile akşam üstüne doğru tekrar artık evden çok bir yas yuvasını andıran yere gelebilmiştim.

Bahar beni bıraksa da işiyle alakalı acil bir durum çıktığından ve bilgisayarı otelde kaldığından istemeye istemeye de olsa geri dönmek zorunda kaldı.

Bahçedeki çardakta sessizce oturan Berk'i gördüm önce. Biraz daha yaklaştıkça sigaralarını dalgın dalgın içen Murat ve Ezgi'yi. Ezgi'nin yanında daha önce görmediğim bir adam oturuyor ve sanki destek olmak ister gibi iki eliyle, Ezgi'nin boşta olan elini sıkıca tutuyordu.

Bu yabancı adam onun nişanlısı olmalıydı.

Sena beni fark ettiği sırada farkında olmadan sürüyerek yürüdüğüm ayaklarım yavaşça yaklaştırıyorlardı beni onlara.

Sena'nın kızarmış ve şişmiş gözlerine bakarken ne kadar süredir ağlıyor acaba diye düşünmeden edemedim. Yüzü hala ıslak ve gözleri dolu doluydu.

Beni gördüğü anda tekrar gözyaşları dökülürken diğerlerinin de dikkati üzerime çekildi.

Önce Sena ile selamlaştık. Sıkıca sarılırken ona, yıllardır yurt dışında olduğu için görüşemediğim arkadaşımla kavuşmanın özlemi değil, çektiğimiz acının ağırlığını paylaşmaya çalışıyor gibiydik.

Tek farkımız Sena özgürce ağlarken benim her bir göz yaşım akmak yerine boğazımda düğüm olup boğuyordu sanki beni.

Keşke dün olduğu gibi özgürce ağlayıp atlatabilseydim ama yine o buhrana sürükleniyordum ve her hücremde hissedebiliyordum olacakları.

Tahmin ettiğim gibi Ezgi'nin yanındaki adam onun nişanlısıydı. Samimi olmasa da içten bir minnetle tanıştık. Ben ona, Ezgi'nin hayatında tekrar çiçekler açtırabildiği için minnet duymuşken o da bana bu süreç hakkında büyük bir saygı duyuyordu sanki. Bunu konuşma biçiminden anlayabilmiştim.

Pelin teyze ve Salih amca da bize katıldığında birkaç saat sadece Mete'yi güzel anılarla konuştuk.

Selin ve Burak yarın döneceklerdi. Murat zaten burada yaşıyordu ve Ezgi bir süre daha burada kalacak, Pelin teyzeyi yalnız bırakmayacaktı

''Biz de dönüyoruz yarın.''

Aslında dönüş için bir planlama yapmamıştık ama burada daha fazla kalabileceğimi sanmıyordum. Ben bu durumdayken kimseye iyi gelebileceğimi de. Bu yüzden Pelin teyze her ne kadar üzgün baksa da bunu söylemek zorunda hissettim o an.

Geri dönmek en iyisiydi.

''Yine de, mutlaka tekrar gelin olur mu çocuklar?''

Bir kibar davetten çok yalvarış gibi çıkan sesine

''Elbette. Sizi yalnız bırakmayacağız hiç.'' diye karşılık verdik.

Biraz daha oturduktan sonra bir daha ne zaman birbirimizi göreceğimizi bilemediğimiz için gerçek bir özlemle veda ettik. Ezgi ile aramız Mete için bozulmuşken bizi tekrar birleştiren yine o olmuştu.

Otele geri dönmek için Bahar'a aramamı yada taksi çağırmama kesinlikle karşı çıkan Murat beni otele kadar götürdü. Araba yolculuğu boyunca tek bir kelime çıkmadı ağzımızdan. Ben zaten kendimde değil gibiydim. Gözlerimi kapatıp camı açarak rüzgarı yüzümde hissetmek ve nefes almaya çalışıyordum ama sanki tokat gibi geliyordu çarpan hava.

Araba durduğunda Murat benzin falan alacak sanmıştım ama gözlerimi araladığımda otele geldiğimizi fark edince gerçekten şaşırdım. Mesafe oldukça uzaktı.

O an, fark etmeden zamanda kaybolduğumu hissettim. Öylesine sonsuz düşünce dolanıyor ve bir sonuca varmıyordu ki beynimde, ben bu süreç birkaç dakikadır sürüyor sanırken zaman benden izinsiz akıp gidiyordu.

Korku kaplarken içimi

''Daha iyi misin?'' dedi Murat şu anki durumumdan habersiz, genel süreç hakkında konuşurken.

''Daha iyi mi görünüyorum?''

Ona karşı sert olmak isteyeceğim son şeydi. Yaşadığı zorluk ve acı görmezden gelinemeyecek boyuttaydı.

Fakat engelleyemediğim bir öfke vardı içimde.

Onu affedemiyordum.

Çoğu şeyi çözebilirdik.

Sadece birkaç ay önce öğrenmiş olsaydım Mete'nin hastalığını, son zamanlarını onunla geçirebilirdim.

Belki ona iyi gelirdik. Belki iyileşirdi.

Durumunu son evrede fark etmesi, tedavisinin imkansız olması zırvalığı umurumda değildi.

Şu dünyada imkansız ne vardı ki?

İmkansızsa bile belki bir mucize olurdu.

''Bu daha iyi hissettirecekse...''

Murat'ın sesi yorgun geliyordu. Hiçbir dinlenişin iyileştiremeyeceği bir yorgunluktu sanki. Bakışları buz gibiydi. Şu cehennem yazında ürpermeme sebep olacak kadar soğuk ve ulaşılmaz.

''Beni suçla. Umurumda değil. Ama hissettirmeyecek.''

Dişlerimi sinirden mi sıkıyordum yoksa ağlamamak için mi sorgulamadım.

''Hiçbir şey bana iyi hissettiremez şu andan sonra.'' derken inatla benden çok uzaktaki gözlerine baktım. Bana bakan ama hiçbir şeyi görmeyen gözlerine.

''Kaseti mi izledin?''

''Sadece mektupları gördüm. Okuyamadım bile...''

Yine o korkunç sessizlik.

''Biliyor muydun Murat?''

Neyi sorduğumu direkt anlamıştı.

Sadece yorgun gözlerini hafif ve ağır bir hareketle açıp kapamakla yetindi.

''Neden hiçbir şey söylemedin?''

''Sen dışında herkesin farkında olduğu şeyi mi?''

Yine tanıdık olmadığım o alaycı gülüşle kafasını geriye yaslayıp arabanın farı sayesinde aydınlanan yolu izlemeye başladı.

''Onu görmemek için gözlerini kapatan sendin.''

''Bilmiyordum. Yemin ederim.''

Sesim çaresizdi.

''Bana a...''

devam ettiremediğim cümlemle gözlerime baktı.

''Sana ne? Sana aşık olduğunu bilmiyordun.''

Acıyla yutkundu.

''Daha devamını bile getiremediğin o cümlenin ağırlığı tahmin edebileceğinden de fazla. Cümlelerim seni suçluyor gibiyse kalpten özür diliyorum ama amacım bu değil biliyorsun. Sadece, bilmeni isterim ki...''

Birbirimize veda ederken buraya geldiğimden bu yana ilk ve son kez eskiden olduğu gibi tüm kalbiyle ve dostluğunu esirgemeden bitirdi cümlesini.

''Ondan kalan hatıraları dinlemeye cesaret edebildiğinde bu yükün altından kalkabilirsin.''

''Hoşça kal Murat.''

''Kendine iyi bak Melis.''

Yarım kalmış vedalardı bizi karanlığa sürükleyen. Sonu gelmemiş, getirilememiş cümleler.

Hiç yaşanmamış, yaşanamamış hayatlar..

Duyulmak için can atan ama dinlemeye cesaret edemediğimiz hikayeler.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.