''Üniversitenin ilk yılında, 2. dönemin sonu falandı galiba...'' Sena kıvırcık ve kabarmış saçlarını boşa bir çabayla kulağının arkasına atmaya çalışırken Ezgi'nin ateş saçan gözlerini umursamadan keyifle hikayeyi anlatmaya başlamıştı.
''Endüstri'de üst sınıflardan bir çocuk alttan bir dersi alıyordu bizimle. Bizim de bölümden yakın olduğumuz Hakan diye bir arkadaşımız daha vardı. Bu yıl yatay geçiş yaptı falan... Bu dersi alan yeni çocuk da yakışıklı bir çocuktu, böyle havalı bir tip yani. Böyle uzun boylu, sarışın biri. Ama hani böyle çocuğun tek derdi dersi geçmek falan. Hani böyle ful not alıyor sadece derse girip çıkıyor falan...''
Sena biraz fazla hızlı içtiğinden konuşurken dili dolanıyordu ve bazı kelimeleri muhtemelen bilinçsizce tekrarlıyordu. Bu hali beni güldürürken Murat devraldı konuşmayı.
''Bir kere biz dördümüz bahçede otururken geldi yanımıza. Mete ile ben tanımıyoruz tabii, hiç konuşması geçmemişti daha önce. Ezgi'den o aldıkları dersin notlarını istedi. Ezgi de ''Sen bizden daha çok not tutmuyor muydun?'' diye direkt soğuk yaptı elemana. Böyle dağ gibi çocuk nasıl mahcup konuşuyor ama bir görseniz.''
Ezgi her ne kadar başta sert çıksa da hikayenin devamını hatırlamış olacak ki çarpık bir gülüşle birasından bir yudum alırken ''Az daha abart.'' dedi.
Murat Ezgi'yi umursamadan tekrar bize döndü.
''Neyse gel zaman git zaman, bu çocuk bizi ne zaman görse yanımıza geliyor, Ezgi ile konuşmaya çalışıyor. Ezgi de böyle dışarıdan soğuk durduğu için muhtemelen adam nasıl yaklaşacağını mı bilemiyor ne, eli ayağına dolanarak konuşuyordu. Sonra arkadaş olmuşlar. Dersin bir ödevi için gruplarına dahil etmişler bu çocuğu da. Bizim de tahmin ettiğimiz gibi kısa süre sonra bu çocuk Ezgi'ye açıldı. Ezgi reddetmiş.''
''Yazık ettin taş gibi çocuğa.'' Mete koluyla Ezgi'yi dürtünce Ezgi ona burun kıvırdı.
''Beğendiysen sana yapsaydık.''
Mete de Ezgi'yi taklit edip onun gibi burun kıvırdı.
''Prensip olarak sarışı sevmiyorum.''
''Aha, hala şansım var. Kıvırcıklar oluyor mu acaba?''
Berk'in aniden kolumu dürtüp fısıldayarak söylediği şeyle bir an dumura uğrasam da saniyeler sonra kahkahayı bastım.
Berk de benimle birlikte gülmeye başladığında ekip şaşırsa da çok üzerinde durmadılar.
''Neyse çocuk aşkından derbeder oldu sonrasında. Mecnuna döndü. Sarışın mecnun.''
''Ya abartma artık.''
Ezgi'nin söylediği şeye karşılık Sena atıldı.
''Abartma mı? Bu grup ödevinde sunumu biz hazırladık Hakan ve bu sarışın da sunacaklardı. Hakan kendi kısmını bitirdikten sonra sarışın sunumu kapattırıp cebinden bir kağıt çıkardı. Amfinin önünde başladı Ezgi'ye yazdığı mektubu okumaya.''
Mete ve Murat kahkahalarla gülmeye başlamışken Ezgi o anı hatırlamış gibi utançla doldu. Berk ve bense şaşkın şaşkın dinliyorduk olanları. Sena anlatmaya devam etti.
''Ezgi... Buz gibi bakan gözlerin nasıl benim içimi eritebiliyor bu Ankara ayazında... Aylardan Mayıs ama.''
Murat'ın gülmekten gözünden yaş geliyordu.
''Abartma diyor bir de... Hakan o sunumdan sonra ben yatay geçiş yapacağım demişti. Bu arada çocuk 5 dakika boyunca o mektubu okudu. Hayatımda ilk defa Ezgi'yi domates gibi olurken gördüğüm tek an oydu.''
''Sinirden kızarmıştım bir kere!'' dedi Ezgi neredeyse bitirdiği bira şişesini daha sıkı kavrarken. ''Sahneye atlayıp yumruk atacaktım yumurta kafaya.''
''Bu anı nasıl kaçırdım ya.'' diye güldü Berk.
''Senin de aşk hayatı pek güzel sanki.'' diye bu sefer de Berk'e sardı Murat.
''Ne varmış oğlum benim aşk hayatımda?''
''Yok ki kardeşim. Aşk hayatı yani.''
Mete'de üstüne gelince Berk'in hikaye okları ona dönmüş oldu.
''Geçen evlilik teklifi etmeyi düşündüğün kızdan bahsediyorum...''
Murat'ın söylediği şeye karşılık sabır diler gibi gözlerini kapadı Berk.
''Allah için sus.''
Bu hikayeyi ev aradığım süreçte dinlediğim için yakından bildiğimden gülmeye başladım. Bu sefer de, hikayeyi bilmeyen Ezgi ve Sena merakla bakmaya başladılar.
''Kızla benim çalıştığım kafede karşılaştılar.'' dedi meraklı bakışlara karşılık Mete söze girerek. ''Bu ikisi sipariş bekliyorlar, ben almamıştım siparişleri sadece arkada hazırlıyordum. Bir tane pembe, simli bir içecek adını hatırlamıyorum şimdi... Diğeri de Ice Americano. Ben Americano'yu Berk'e uzattım pembe içeceği de kıza. Meğer tam tersiymiş siparişler. Aşkları böyle başladı.''
''Toksik masküleniteniz batsın.'' derken Berk de gülüyordu.
''Baktım bunlar akşama kadar oturdular en köşedeki masaya sohbet ettiler. Berk'le birlikte kapattık kafeyi. Yolda başladı 'abi aşık oldum bu kıza' demeye. Dedim kardeşim hayırlısı olsun. Kız iki gün sonra başka bir çocukla geldi kafeye.''
Normalde olsa üzülürdüm ama Berk'ten bu hikayeyi daha önce dinlediğim ve atlattığını bildiğim için tepki vermedim.
''Ben ne bileyim iki gün konuşmadık diye kızın direkt sevgili yapacağını. Günümüz aşkları zor hanımlar beyler.''
Berk her ne kadar deli dolu ve umursamaz görünse de içinde büyük bir duygusallık yattığını hepimiz bilirdik. Sürekli aşık odluğunu sanması herkese gönül verdiğinden değil, birisinden hoşlandığında onunla sonsuz olmak istemesinden ve gerçekten aşırı sadık oluşundan kaynaklıydı. Onun gibi insanların artık çok kalmadığının farkındaydık.
''Sen çok güldün sıra sende.''
Mete alkolün de verdiği keyif ve heyecanla Murat'a döndü.
''Benim yok ki aşk hikayem.'' dediğinde Murat,
''Başka hikayem var.'' diye sesli bir şekilde gülüp anlatmaya başladı Mete.
''Bir keresinde ayak bileğimi burkmuştum basketbol oynarken. Murat da hastaneye gidip gelirken bana eşlik ediyordu. Hastanede bekliyoruz işte oturduk boş koltuklardan ikisine sonra çok şık giyimli, kır saçlı ve en az 60'lı yaşlarında olmasına rağmen 40'larında gibi görünmek istercesine bir havaya sahip amca geldi.''
''Abi hayır ya! Bak hatırladım tekrar.''
Ezgi ve Mete kahkaha attılar. Gülüşleri arasında zar zor konuşmaya devam etti Mete.
''Boş yer olmayınca Murat yer verdi amcaya sonra her yer dolu olduğu için karşıdaki duvara geçip yaslandı. Murat ayakta kalınca amca baya süzdü Murat'ı. Kalite kontrolü yaparcasına''
''Oğlum o öyle mi anlatılır!''
''Gerçek ama oğlum.''
Berk kahkaha atıyordu.
''Doğru anlat şunu ya yoksa ben anlatayım.''
''Tamam tamam. Daha doğru tabirle Murat'ı tepeden tırnağa... inceledi''
Bilerek duraksaması Murat'ı deli ederken ben de gülmeye başladım
''Sonra Murat da rahatsız olmaya başladı yerinde kıpırdandı falan amca bakışlarını kesmeyince en son dayanamayıp "birine mi benzettiniz beni" diye sordu. Adam da bodoslama "Maşallah çok yakışıklısın" dedi. Hani çok da babacan değildi...''
''Abi en olmam gereken yerde ve zamanda acaba hangi alemdeydim yine.'' dedi Berk böyle bir eğlenceyi de kaçırmanın siniriyle
''Muhtemelen hazırlık derslerini asıyordun'' diye göz devirdi Murat.
''Teşekkürler falan diye mırıldandı Murat ama göz hapsinden kurtulmak için benim diğer tarafıma geçip bu sefer orda ayakta beklemye başladı. Telefonu açıp oynuyordu o sırada amca yine darladı. Laf atıp duruyordu işte 'nerde okuyorsun', 'nerelisin' falan diye. Murat da tamamen sallamasyon cevaplar veriyordu.''
''Ne gibi?'' diye atladı Berk her detayı öğrenme isteğiyle yanıp tutuşarak.
''Nerelisine ne demiştin Murat... ha şey... Bayburt. Kaç yaşındasın sorusuna üniversiteye gidiyorum ama daha 17 yaşındayım dedi.''
''Reşit değil diye rahat bırakır sanmıştım.''
''Sonra ne okuyorsun diye sorunca ebelik demişti.''
''Hayır. Ben aslında sinirle birden "Ebenin..." diye çıkıştım. Sonra adam gözlerini kocaman açınca, sonuçta 60 yaşında adam, utanıp toparlamak için ebelik diye çevirdim.''
Berkin neredeyse gülmekten gözünden yaşlar gelecekti ama onun kadar olamasam da ben de kahkahalarıma engel olamıyordum
"Neyse işte adam en son dedi ki "Hiç teklif aldın mı?""
"NE?"
"Nasıl yani?"
Berk, Sena ve benim gözlerimiz kocaman açılmışken Mete kahkahalarını serbest bıraktı. Sanırım fazla şapşal görünüyorduk
Murat iste o kadar mutsuzdu ki onun bu hali daha da güldürüyordu Mete'yi.
"Abi var ya şaşkınlıktan yanlış duyduğumu sanmıştım başta telif falan soruyor sandım dedim ne saçmalıyor" diye homurdandı dişlerinin arasından Murat.
Mete kahkahalarının arasında devam etti
"Sizin şimdiki tepkinizin aynısını verdik Murat ile. Adam da tekrar etti "Hiç reklam, modellik teklifi falan gelmedi mi? Güzel çocuksun." Böyle deyince rahatladık ama Murat öyle kızarmıştı ki...''
''Ya yanlış anladığımız için ayrı, adamın bunaltmasına ayrı sinirlenmiştim çünkü.''
Derken artık Murat da gülüşünü saklayamıyordu
"Adama çıkıştı birden "Amca etrafta sürekli genç çocuk gözleyen adamlar yok. Denk gelmiyoruz sürekli bugünkü gibi." diye.
Berk yüzünü buruşturdu
"Biraz ağır olmuş."
"Sonra çok utandım keşke demeseydim diye ama o zaman gerçekten rahatsız olduğumu zaten milyon kez belirtmişken hala üsteledi. Bu tacizdir. Kadın da rahatsız olabilir erkek de böyle durumlarda. O da ben de erkeğiz diye benim alanıma bu kadar müdahale edemez ki.''
Öyle haklı ve doğru konuşmuştu ki ortam ister istemez ciddileşmişti. Ciddiyeti 10. saniyesinde Mete bozdu.
"Haklısın kardeşim dediklerinde ama keşke demeseydim demenin sebebi daha çok amcanın verdiği tepki olabilir mi?"
Mete tekrar gülmeye başladığında Murat yüzünü buruşturdu.
"Adam travma yaratıp gitti hayatımdan."
Mete gülerek bize döndü
"Murat öyle çıkışınca adam da doğal olarak bozuldu. Sonra Murat'a göz devirip "Zaten bu boyunla sana anca şirinlerden teklif gelir." diyerek kalktı gitti yanımızdan.''
Gülmemek için o kadar zor tuttum ki kendimi... Berk bu zahmete elbette girmedi.
Murat uzun değildi ama kimse ona kısa da demezdi. Yine de şansına etrafındaki tüm arkadaşları ondan en az 10 15 santim uzun olduğu için gerçekten ister istemez göze kısa geliyordu.
''Murat cidden üzüldüm.'' desem de bıyık altından gülüyordum.
''Çok inandırıcı Melis, böyle devam.'' derken göz devirdi.
Bir sürü sohbet daha açılıp kapandı. Küçük güneş yanıklarından dolayı kızarmış yüzlerimiz ve omuzlarımız, yüzümüze yüzümüze vuran akşam rüzgarı, kahkahalarımızla gecenin sessizliğini bölmek için bize eşlik edermişçesine öten cırcır böcekleri...
Bir yaz gecesi...
Hayatı daha da yaşanılabilir hale getiren bütünüyle mükemmel bir yaz günü...
Keyifli şeyler kadar gece ilerledikçe bazı üzücü şeylerden de bahsedilmeye başlanmıştı. Kırılan kalpler, çok yakın olmalarına rağmen bitirilen arkadaşlıklar...
Alkolü iyiden iyiye kaçırdıklarında ilk defa Mete'de hafiften çakırkeyif olmuş ama tam sarhoş da sayılmaz bir durumdaydı. Yine o gün sohbetlerin arasında kimsenin, Ezgi'nin bile Mete'yi sarhoşken hiç görmediklerini öğrendim. Dediklerine göre Mete her zaman nerede bırakacağını bilirmiş. Çok sarhoş ayıltmak zorunda kalmış, ki bunu birlikte yapmışlığımız da vardı, ama hiçbir zaman kendisi sarhoş olup da birileri tarafından idare edilmek zorunda kalmamıştı.
Ekibin geri kalanı yine sarhoş modlarına girince Mete aile evinde olduklarından ve artık saat iyice geciktiğinden herkesi odalarına gönderdi. Daha doğrusu kızları ben, Berk ve Murat'ı da Mete götürdü odalarına.
Sena onu yatağa yatırmaya çalıştığımda bir süre sarılıp bırakmadı beni. Kaç kere öptü yanaklarımı hatırlamıyorum bile ama sonunda beni rahat bırakıp kafasını yastığa koyar koymaz uykuya daldı. Bir süre gülümseyerek bu tatlı arkadaşımı izleyip minnet duydum hayatımda olduğu için.
Tam arkamı dönmüş odadan çıkacaktım ki, Ezgi'nin yatağında çok garip bir biçimde yattığını fark ettim. Böyle kalırsa sabah uyandığında boynu tutulmuş olurdu.
Derin bir nefes verip yanına ulaştım. Biraz zor olsa da yastığını düzeltip üzerine de ince bir battaniye örtmüştüm. Ona özellikle bir minnet borçlu gibiydim. Mete kadar belli eden biri değildi hislerini ama gerek yurtta yaşadığım zorluklarda bana ev olmuş, gerekse panik atak geçirdiğimde beni kendime getirmişti. Bunlar sadece yakın zamanda hatırladıklarımdı elbette. Okul süreci boyunca, bu bir yılda her zaman küçük bir kardeşi gibi korumaya çalışıyordu beni.
Yüzüne düşen saçlarını geriye doğru ittim rahat etsin diye. Ona da, görmeyecek olsa bile, minnet dolu bir gülümseme sunup tam yanından ayrılacakken mırıltısını duydum. Başta su falan mı istiyor diye durum dinledim ne demeye çalıştığını.
''Mete...''
Kaşlarım çatıldı.
''Mete'yi mi çağırmamı istiyorsun?'' Sena uyanmasın diye onun duyacağı kadar mırıldanmıştım ama beni duyuyor gibi değildi.
''Mete...'' tekrar onun adını sayıklamasının hemen ardından kapalı göz kapakları arasından bir damla yaş akıp saçlarına karıştı.
''Seni seviyorum.''
Olmamam gereken bir yerdeydim. Duymak istemediğim, duymaktan korktuğum şeyi, ihtimalinden korktuğum şeyi duymuştum o anda.
''Mete... Seni seviyorum.''
Yutkunamadım bile. Zaten iki büklüm durduğum halde devrileceğimi hissettim.
''Neden?'' Bu soru sanki onun değil benim dudaklarım arasından kaçmıştı. ''Neden beni görmüyorsun?''
Yıkıldı o an her şey.
Sanki o oda yıkıldı ve ben bu sözlerin, onun gözyaşlarının enkazı altında kaldım.
Bir yaz gecesi...
Her şeyin başladığı ve bittiği...
Hayatı daha da karmaşık hale getiren bütünüyle mahvolan bir yaz günü...