İçeriğe geç

Yaşanamamış Bir Aşk Hikayesi

Bölüm 13 · 8 dk okuma

Yaşanamamış Bir Aşk Hikayesi

Bölüm 13

Eve Çıkma Kararı

2017

Ankara’da geçirdiğim ilkbahar tahmin ettiğimden de güzel, tahmin ettiğimden de zor geçiyordu. Okula ve arkadaşlarıma alışmış, girdiğim buhranlardan daha kolay çıkar olmaya başlamıştım.

Zorlaştıran ise asla alışamadığım ve gittikçe daha kötü hissettiren oda arkadaşlarımdı. Oda değiştirmeyi birkaç kez denemiş olsam da gerek doluluktan gerekse oda değiştirmek isteyen birini bulamadığımdan başka odaya geçemiyordum.

‘’Eve çıkmak şart oldu desene.’’ derken limonatasından bir yudum daha aldı Ezgi.

‘’Keşke bizimle yaşayabilseydin. Çok eğlenirdik.’’ Sena birlikte yaşama hayalini gözünden geçirmiş gibi heyecanlı bir haldeydi. Ne var ki 1+1 öğrenci evlerine dahil olmam mümkün değildi.

‘’Düşünmeniz bile yeterli.’’ Diye gülümsedim Sena’nın bu tatlı haline.

‘’Yine ne kaynatıyorsunuz bakalım.’’

Murat, kampüsteki Mete’nin çalıştığı kafenin bahçesinde oturduğumuz yuvarlak masaya yan taraftan boş bir sandalye çekip aramıza katıldığı sırada

‘’Melis’in deccalden farksız oda arkadaşlarını.’’ Diye cevapladı sorusunu Ezgi.

‘’Hoş geldin.’’ dedim.

‘’Hoş bulmadım sizi ama adettendir: Hoş bulduk.’’

Sıkıntıyla derin bir nefes verdim.

‘’Başka yurda geçmeyi falan düşünmüyor musun?’’

‘’Başka yurtta karşılaşabileceğim insanlar da böyle olursa?’’

‘’Tek çare ev o zaman.’’ diye fikrini yeniledi Ezgi.

Eve çıkma fikri baştan beri sıcak bakmadığım bir fikirdi çünkü yalnız kalmanın beni ne denli bir buhrana sokabileceği, özellikle halihazırdaki değişken ruh durumumdan dolayı, beni en korkutan şeydi.

Fakat bu sohbetin üstünden 1 hafta geçtikten sonra odada bardağı taşıran son noktayı da yaşamak daha kötüsü olamaz diyerek ev arayışlarını başlatmama sebep olmuştu.

Okuldan odaya döndüğümde yatağımın üstünde ıslak bir havlu görmek kafamın tasını attıran son damlaydı.

‘’Bunun burada ne işi var?’’ derken sesim sinirliden çok şu an gerçekten bu yaşanıyor mu şaşkınlığıyla doluydu.

‘’Aaa ben onu oraya mı koymuşum ya.’’

Rahat ve umursamaz bir tavırla üst ranzadan kafasını uzatıp yatağımın üstündeki havluya bakıp bana döndü.

‘’Uzatıversen.’’

Birkaç saniye sakinleşmeyi bekledim. Tabi ki işe yaramadı. En başından korktuğum şey gerçekleşti ve açtım ağzımı yumdum gözümü.

‘’Hiç mi aile terbiyesi almadınız siz! Ne pis, ne terbiyesiz insanlarsınız! Size kaç aydır katlanıyorum ama daha ne kadar sürecek bu terbiyesizlikleriniz.’’

Beni ilk defa böyle görmek onu şaşırtmış mıydı yoksa daha çok korkutmuş muydu bilmiyorum ama yayıldığı yerden doğrulup yüzünü ciddileştirdi.

‘’Tamam ya kusura bakma.’’

Sinirden gözüm seğiriyordu.

‘’Kusura bakma mı! Bunu söylerken bile utanma yok yüzünde. Ne arsız insansın sen be. Bir başkasının yatağına pis havlunu bırakmak ne demek!’’

Öyle yüksek sesle bağırıyordum ve ağzıma geleni saydırıyordum ki, bana cevap vermeye yeltenip yeltenmediğini bile hatırlamıyorum. Odaya giren diğer oda arkadaşlarım önce olayı kavramaya çalıştı sonra beni sakinleştirmeye.

‘’Hepiniz birbirinizden betersiniz!’’ derken bu arada kaç şey saydırdım her birine bilmiyordum ama zaten okuldan yeni geldiğim için kenarda öylece hazır duran çantamı ve telefonumu alıp çıktım yurttan.

Birkaç gün geri dönmedim ve her ne kadar küçücük bir alanda yaşamamız gerekse de beni canı gönülden misafir eden Ezgi ve Sena ile kaldım. Yine de onlara daha fazla yük olmak istemediğimden sakinleşip yurda geri döndükten hemen sonra ev arayışına başladım. Zaten okulun bitmesine 1 aydan az kalmıştı. Bir süre daha bu iğrenç insanlara katlanıp yeni dönemde kendi evimde olabilmenin hayalini kuruyordum.

Evet yalnız kalmak zor gelecekti ama arkadaşlarımın bu süreçte beni yalnız bırakmayacaklarını biliyor olmak rahatlatıyordu içimi. Ev arama sürecinde bile hep benimlelerdi. Hiçbir baktığım eve tek göndermediler beni. Bazen ekipten bir, iki kişi eksik, bazen sadece aralarından biri ama mutlaka benimle geldiler her eve.

Tahmin ettiğimden de zordu bu süreç. Bazı ev sahipleri uçuk kiralar veya kurallar koyuyor bazıları ucuza kiralıyor ama evdeki sorunları biz es kaza görmesek asla sesli söylemiyordu.

Güvenilir ve uygun bir ev bulma serüveni hiç bitmeyecek gibi gelirken, kampüste bahar havasıyla dışarıya akın eden kalabalık gruplardan birini de Murat, Berk ve ben oluşturmuş, çimenlerde oturup sohbet ederken Mete’den bir telefon geldi.

‘’Ne yapıyorsun?’’

Sesi garip bir şekilde neşeliydi. Enerjisine uyarak gülümserken

‘’Berk’in hazin aşk hayatını dinliyoruz Murat’la.’’ dedim. Berk, yine aşık olduğunu sandığı ve hüsranla sonuçlanan hikayesini bize anlatmanın ardından destek arar gibi Murat’ın dizine yaslamış kafasını çimlerde uzanıyordu.

‘’Detayları evde anlatırım kardeşim yeni makaramız hayırlı olsun!’’ diye seslendi Murat.

Berk kafasını kaldırıp sertçe geri Murat’ın bacağına bırakınca aralarında küçük bir didişme başladı. Onları boş verip Mete ile görüşmeme döndüm.

‘’Sen ne yapıyorsun? Yoğun mu kafe?’’

‘’İdare eder. Aradayım şimdi. Sana güzel bir haberim var!’’

Kaşlarım merakla çatıldı.

‘’Güzel haberler duymaya ihtiyacım var.’’

‘’Bir arkadaşım var, Eylül’de yüksek lisans için Kanada’ya gidiyor. Evin sözleşmesini yeni yeniledi. Yüksek lisanstan ses gelmeyince ümidi kesmişti çünkü… Her neyse, anlayacağın 1 yıllık sözleşmesi olduğu için çat diye çıkamıyor. Kirayı ödemek zorunda. Durumu anlattım eğer ev hoşuna giderse eşyalı bir şekilde direkt sana bırakacak. Ne dersin? Konumu falan da okula yakın ve güvenli bir apartman.’’

İçime kocaman bir mutluluk düşmüştü sanki. Gülümsemekten yanaklarım ikiye ayrılabilirdi.

‘’Gerçekten mi! Mükemmel haber! Ne zaman gidip görebiliriz?’’

‘’Akşam üstü eve geçer. Bugün müsait istersen ben kafeden çıkınca birlikte gidelim.’’

‘’Çok isterim.’’

Telefonun karşısından gülüşünü duyabiliyordum.

‘’O zaman çıkışta görüşürüz.’’

‘’Görüşürüz… Mete! Çok teşekkürler.’’

Yine güldü.

‘’Her şey istediğin gibi sonuçlanırsa o zaman teşekkür edersin. Görüşürüz.’’

Telefonu kapattığımda iki meraklı göz bana bakıyordu. Durumu kısaca özetlediğimde onların da yüzlerinde oluşan mutluluk sevincimi paylaşmalarıyla katlamış oldu.

Mete’nin iş çıkış saatine kadar bizimkilerle oyalandıktan sonra kafeye geçtim. Mete’de işlerini tamamlayıp toparlanınca birlikte eve bakmaya gittik.

Yol boyunca arkadaşından bahsetti Mete. Adı Selim’di. Psikoloji mezunuydu. Güvenilir birisi olduğundan, süreç boyunca iletişimde olacağımızdan çekinmeme gerek duymadığını anlattı. Gerginliğim bu sayede iyiden iyiye azalmışken sonunda eve ulaştık. Gerçekten okula yürüme mesafesindeydi ve etrafı sakin ve güvenilir görünüyordu.

Kırmızı ve bej renkleriyle süslenmiş apartmanın 5. katına çıktık. Kapıyı hayal ettiğimden daha farklı bir tip açtı. Karşımda görmeyi beklediğim Selim gözlüklü, klasik giyimli biriydi. Fakat şu anda karşımda sokak tarzı giyimi, kısacık kesilmiş saçlarını koyu sarıya boyamış, kaşında ve kulaklarında küçük ama şık piercingleri olan, moda dergisinden çıkmış biri vardı.

‘’Hoş geldiniz.’’ dedi kocaman bir gülümsemeyle. Samimi hali gerginliğimin son kalan damlalarını da uçurup götürmüştü.

Selim’in evi de kendisini yansıtıyordu. Evin hiçbir köşesi sıkıcı veya klasik değil aksine farklı renklerin ve tasarımların garip uyumu ve tatlılığı içindeydi. Bu evdeki hiçbir köşeyi değiştirmeyeceğimden emindim.

Muhtemelen bu evi zamanla bu denli güzel bir tablo haline getirmişti. Evde b,r sürü renk olmasına rağmen asla karışık durmuyordu.

‘’Evin çok güzel.’’ Dedim hayranlıkla. Küçük balkona çıktığımız sırada gördüğüm yeşil ve canlı bitkilere uzanıp yapraklarını severken

‘’Teşekkürler.’’ dedi Selim dişlerini göstererek gülümserken. ‘’Erkek arkadaşımla birlikte tasarladık. O işin yarısında Kanada’ya kaçtı doğrusu. Çoğu bana ait.’’

Salonda gördüğüm küçük çerçevelerdeki diğer adamın kim olduğunu da böylece öğrenmiş oldum.

‘’Seversen artık senin evin olacak.’’ dedi Mete.

‘’Bu evi sevmemek mümkün mü?’’ derken büyülenmiş gibi çıkmıştı sesim. Bu tepkim ikisini de güldürdü.

‘’Gerçekten anlattığın kadar tatlı bir insanmış.’’ dedi Selim Balkon camını açıp sigarasını yakarken. Mete hafifçe öksürdüğünde Selim umursamazca omuz silkti.

Mete ile göz göze geldiğimizde bende utanıp odağımı bitkilere verdim. Konuyu bitkilere çekerek

‘’Ben bitki bakmak konusunda pek bilgili değilim ama.’’ dedim muhtemelen yanında götüremeyeceğini tahmin ederek.

‘’Öyle çok bakım isteyen türden değiller. Ayrıca dürüst olmak gerekirse ben de çok ilgili değilim. Cem detaylı ilgilenirdi o gittikten sonra ben sadece su verdim ama hala yaşıyorlar. Umarım sen de yaşatabilirsin.’’

Çok da zor değildir diye düşündüm. Umarım değildir.

Biraz balkonda oturduk sonra içeri geçtik. Selim bize kahve ve birkaç atıştırmalık hazırladı. Evin kirası çok ucuz olmasa da konumuna göre o fiyatı hak ediyordu.

‘’Ben gitmeden anahtarı Mete’ye teslim ederim öyleyse. Sen de Eylül’de yerleşirsin.’’

‘’Teşekkür ederim. Eve gerçekten iyi bakacağım.’’

Gülümsedi.

‘’Artık senin evin. Yıllık sözleşmem bitince istersen sen tekrar sözleşmeni yenilersin. Evi de istediğin gibi değiştirebilirsin.’’

Böylelikle ev arayış maceramın sonu tahmin ettiğimden de güzel sonuçlanmıştı.

Selim’e veda ettikten sonra Mete her zamanki gibi yurduma kadar benimle yürüdü. Yol boyunca teşekkür ettim.

‘’Bu kadar mutlu olacağını bilseydim daha önceden ev arayalım derdim.’’ dedi heyecanlı hallerime karşılık. Bense sürekli gülümseyip duruyordum mutluluktan.

‘’Bundan 2 hafta önce eve çıkmayı düşünmezdim bile. Hele de tek başıma.’’

Mete birden durdu. Bu ani duruşu beklemediğim için bir iki adım sonrasında ben de durup arkamda kalan Mete’ye döndüm. Yüzü ciddi bir hal almıştı.

‘’Biz varken yalnız kalmayacaksın, merak etme.’’

Onlara daha önce hiç eve çıkma çekincemin nedeninden bahsetmemiştim. Ama Mete, yine beni anlamıştı. Beni ikna etmek, aklımdaki soruların hepsini silmek ister gibi içten bir sesle devam etti.

‘’Kafandaki seslerle hiçbir zaman tek savaşmak zorunda değilsin. Biz her zaman senin yanında olacağız. Hiçbir şey olmasa, Berk’i oturturuz karşına saçma sağan konuşur. Bazen o kadar saçma konuşuyor ki birkaç gün bilinçsiz geziyorum mesela…’’

Gülmeye başladım. Bunu fark edince derin bir nefes verip o da gülümsedi.

‘’Yeter ki sadece tadını çıkart.’’

Bu son dediği ile elimde olmadan aramızdaki mesafeyi iki adımda kapatıp ayaklarımız birbirine değecek kadar yaklaştım ona. Boyu benden uzun olduğu için az da olsa parmak ucumda yükselerek ellerimi boynuna doladım. Ona sarılmak içimden dilime dökemeyeceğim kadar büyük minnetin göstergesiydi. İçimde her gün büyüyen sevginin yansımasıydı sanki.

Mete hiçbir tepki vermediğinde bundan hoşlanmadığını düşünerek tam geriye çekilecekken ellerini belimin biraz üzerinde hissettim. Sanki kırılmasından korktuğu bir şeye dokunur gibi dikkatle koydu ellerini ve hafifçe sarıldı. Gerçekten kısa bir süre kaldık ama sanki çok daha uzundu.

‘’İyi ki varsın.’’ derken ellerim hala boynundaydı ama yüzünü görebilmek için geriye doğru çekildiğimden sadece bileklerim birbirine değiyordu. Mete’nin elleri de hala sırtımdaydı ama geriye çekilmeme alan açmak için kollarını biraz aralamıştı.

Yeşil gözleri, sokak lambasının altında parıldıyordu. Güzel yüzünü izledim bir an. Mete’nin gözlerinin bir an dudaklarıma değdiğini fark ettiğimde, karnımda yine o garip his oluştu. O yoğun, rahatsız edici ama tüm vücudumu etkisi altına alan his.

Mete’nin kokusunu bu kadar yakınken daha da net hissedebiliyordum. Gülümseyen yüzümün donuklaştığını da fark edebiliyordum. Gözlerine baktıkça daha da derinleşiyordu sanki ve o da sessizce sadece benim gözlerime bakıyordu. Bu garip an kafamda zar zor tutturduğum tokanın yere düşerek gürültülü bir ses çıkarmasıyla bozuldu. Dikkatim yere düşen tokaya kaydığında geri çekilerek yerdeki tokaya uzandım. Çoktan 2 parçaya ayrılmıştı.

‘’Bu tokayı seviyordum.’’ Başka bir noktaya dikkatimi çekmeye çalışarak.

‘’Ver düzeltebilir miyim bir bakayım.’’

Mete’nin sesi de benimki kadar uzak bir diyardan geliyordu sanki. Aklımız bu anda değildi. Biraz öncede takılı kalmış gibiydik.

‘’Çoktan parçalara ayrıldı.’’ derken ümitsiz bir sesle yine de ellerinin arasına bıraktım tokamı.

Mete sessizce biraz uğraşmaya çalıştı ama mümkün değildi. Çok da üzülmemiştim zaten tokaya. Belki başka zaman olsa daha da üzülebilirdim.

‘’Ben yurda geçeyim artık.’’ dedim birkaç adım uzaklaşarak. ‘’Sen de geri dön zaten bir sokak sonrası yurdum. Geç kalma sen de.’’

‘’Ama…’’

‘’Kaçtım bile.’’ derken hızlı adımlarla Mete’den uzaklaşarak yurduma doğru yol aldım. Onu elinde kırık parçaları olan tokayla yalnız bırakırken o da beni; biraz önce kalbime hissettirdiği yabancı duygularla baş başa bırakmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.