2024
''Sena gelmiş.''
Saat 14.00 gibi anca uyandığımda, Bahar uzun süredir uyumadığım için beni uyandırmadan kahvaltısını yapıp bilgisayarından birkaç işini uzaktan halletmiş. Uyandığımda onu bilgisayarda harıl harıl bir şeyler yazarken bulmuştum. Bana daha iyi hissedip hissetmediğimi sormuş, ben de dürüst davranarak uzun zaman sonra içim garip bir şekilde rahat bir şekilde uyuduğumu itiraf etmiştim. Bu, onu tahmin ettiğimden de çok mutlu etmişti. Ezgi'den gelen mesajı okuyup Sena'nın da bugün sabah İzmir'e geldiğini öğrendiğimde içimde tekrar garip bir buhran oluşsa da sesime bunu yansıtmamaya çalışmıştım.
Sonuçta Sena buraya gezmeye veya ziyarete gelmemiş, arkadaşının cenazesine sonradan da olsa dahil olmak istemişti.
''O zaman bugün eve uğrarız?''
Kafamı sallamakla yetindim. Karnımın ilk defa acıktığını bu denli hissettiğimden
''Yemek yemeye ne zaman gideriz?'' diye sordum sonunda yataktan çıkıp banyoya doğru ayaklarımı sürüye sürüye yürümeye başlamışken.
''Yemek mi?''
Bahar'ın yüz ifadesini göremesem de sesindeki heyecanı duyabilmiştim. Acıktım demem bile onun için iyileşmeye başladığımın bir göstergesiydi sanki.
''Sen ne zaman istersen balım!'' sesi tüm odada yankılanınca gülerek kafamı iki yana salladım. Elimi yüzümü yıkayıp kendime biraz çekidüzen verdikten ve üzerime daha düzgün bir şeyler giydikten sonra yemeğe indik. Açık büfedeki gördüğü her şeyi kendi tabağından önce benim tabağıma ''Bak mutlaka bunu denemelisin.'' diye heyecanla koyan Bahar'a sessizce eşlik ettim. Bu tabağın yarısını bile bitiremeyecektim ama onu da uzun zaman sonra böyle ümitli görmek bana daha da iyi geliyordu.
Onu hak edecek ne iyilik yapmıştım bilmiyordum.
Yemekten sonra odaya geçtiğimizde Bahar'a kutudan bahsettim. Bahar hepimizde aynı kutuyu gördüğü için bu durumu tahmin ettiğini söyledi. Ondan, kutuyu açıp içindekileri görmek için zaman ve alan istedim. Yanağıma bir öpücük kondurup
''Zaten birkaç ihtiyacımı almak için dışarı çıkacaktım.'' diyerek kısa süre sonra beni odada yalnız bıraktı.
Bu kutuyu açmak isteyip istemediğimden emin değildim.
Mete'nin son halinin tahmin ettiğimden ağır bir iz bırakacağından Murat bahsetmiş, beni uyarmıştı.
Ama ona veda etmek de istiyordum. Arkasında bana bıraktığı hikâyeyi, hatırayı görmek istiyordum.
Titreyen ellerim kutunun kapağının üstünde duraksadığında aldığım nefesler yine yetmez oldu ciğerlerime.
''Bana yardım et.'' diye fısıldadığımı hatırlıyorum belli belirsiz. Mete'dendi istediğim güç, annemdendi; babamdandı.
Beni bu dünyada yarım bırakan sevdiklerimdendi.
Kutunun kapağını araladığımda gözlerim hala kapalıydı.
Daha bu kutuyu açamazken, nasıl izleyecektim veda videosunu.
Gözlerimi açtığımda kutunun içinde bir sürü kapalı mektup gördüm önce. kutunun içine dağılmış mektup zarfları diğer her şeyin üstünü örtüyordu. Yavaşça uzanıp birini aldım. Arkasını çevirip baktığımda hareketlerim öylesine ağar hareket ediyordu ki, her anı yavaş çekimde yaşıyor gibiydim.
BALO GECESİ
Kaşlarım çatılırken uzanıp diğer zarflardan birini aldım.
SENİ GÖRDÜĞÜM İLK AN
Buğulu görünen harfler gözlerimin doluşundan olsa gerekti.
Bir diğer zarf.
SENİ SEVİYORUM DİYEMEDİĞİM HER AN İÇİN
Başka bir zarf.
HAYATIMI MAHVEDEN KARAVAN GEZİSİ
Bir zarf daha.
seni kaybettiğim an
Son zarf.
SENİ ÇOK ÖZLEDİM
Artık göz yaşlarım elimde tuttuğum zarfları ıslatıyordu. Bunlar, sadece bir arkadaşın bıraktığı mektuplar değildi.
Kutunun içindeki zarflar kalktığında ilk dikkatimi çeken iki kırık parçanın zar zorda olsa yapıştırılarak birleştirildiği tokaydı. Benim tokam... Mete'ye ilk defa sarıldığımda kırılan o toka.
Yapışkan izinin belirgin olduğu tokaya sanki tekrar kırılabilirmiş gibi korkuyla dokunduğum sırada yanındaki küçük, mavi hediye kutusunu gördüm. Üstünde kırmızı bir kurdeleyle bağlanarak süslenmiş bu küçük kutuyu aynı ağır hareketlerle elime aldım.
Önce yavaşça kurdeleyi çözdüm. Yıpranmış kurdele sanki yıllardır sıkı sıkıya bağlı bir şekilde çözülmeyi bekliyordu.
Kutunun içinden, ucunda yaprak sembolü olan bir kolye çıktı. kutunun kapağının içinde yazan küçük notu, kolyeyi incelediğim sırada fark ettim.
Keşke her düşen yaprağı senin için saklayabilsem.
Kafamın içine doluşan anılar korkunç derecede can yakıcıydı. Hepsi sanki bu anı beklemiş gibi beynimin içinde at koşuşturmaya başlamıştı.
Kutunun bir diğer köşesine yayılmış 3 kaseti gördüm. üzerlerinde bir iki üç yazılı 3 kasette Mete'yi son kez görebilecektim. Sanki ona dokunur gibi nazikçe dokundum kasetlere. Onların hemen altında kalan, Mete ile olan siyah beyaz polaroid fotoğrafımız... Biraz yanında ona hediye ettiğim ilk kitap. İçini açıp sayfalarını karıştırdığım her birkaç sayfada bir araya sıkıştırılmış ve kurumuş yapraklar...
Ve daha fazla bakmaya dayanamadığım bir sürü anı daha.
Bahar geri döndüğünde karşısında büyük bir enkaz bulacaktı. Bu enkazın altından kalkmam oldukça zor olacaktı.
Ne zarfları açmaya gücüm yetti o an ne de kasetleri izlemeye.
Kutuyu açtığımın zıttı bir hızla kapattım bir köşeye koyduktan sonra uzun bir süre daha ağladım. O kadar derin ve elimde olmadan ağlıyordum ki, ağladıkça azalmasını beklediğim göz yaşlarım saatlerce durmadan ve şiddetini arttırarak arttıkça arttı sanki.
Ağlayarak uyuyakaldığımı fark edememiştim bile. Gözlerimi açtığımda Bahar endişeli bir şekilde yatağın diğer ucunda beni izliyordu.
Hava çoktan kararmaya başlamıştı.
''Saat kaç?''
Sesim öylesine buğulu çıkmıştı ve konuşurken boğazım acımıştı ki, hıçkırarak ağladığım anı tekrar hatırlayabilmiştim.
''19.00... Melis... İyi misin?''
Gözlerim birden tekrar doldu.
''Değilim.'' derken tekrar ağlamayı beklemiyordum. ''Ben hiç iyi değilim Bahar! Lütfen yardım et!''
Bu sefer yardımı yanımda kalan kişiden istedim. Yalvardım hatta. Öyle sıkı sarıldım ve yardım çığlıklarımı özgürce bıraktım ki, Bahar'da beni ilk defa bu denli zayıf görüyordu muhtemelen.
''Geçecek canımın içi.'' dedi daha da sıkı sarılarak. ''Sana söz veriyorum geçecek.''
''Bahar dayanamıyorum. Her şey gittikçe daha da ağır geliyor sanki!''
Sarhoş gibiydim. O anda değildim, konuşan ben değildim sanki. Kalbim öylesine ağrıyor, canım öylesine yanıyordu ki hiçbir kelime ile ifade edemezdim sanki hislerimi. Hiçbir söz gelmiyordu kulaklarıma. Hiçbir şeyi duyamıyordum, büyük bir boşlukta gibiydim.
''Bu kadar... Bu kadar yakındayken...''
Hıçkırıklarım arasında çıkmaya çalışan sesim daha çaresiz olamazdı.
''Onu nasıl hiç görmedim. Hiç duymadım.''
*
2017
''Bilmiyorum, garip hissediyorum işte.''
Okulun sona ermesiyle yaz tatiline girmemizin ardından herkes memleketine gitmiş ve 3 aylık tatilimizin ilk ayını neredeyse göz açıp kapayıncaya dek tüketmiştik.
''Garip çok geniş bir tabir oldu balım.'' dedi Bahar yüzünü buruşturarak. Hava gereğinden fazla sıcak olduğu için denize gitme planımızı iptal edip bizim evde vakit geçirmeye karar vermiştik. Yiğit arkadaşlarıyla havanın kaç derece olduğunu umursamadan futbol oynamaya gittiği için evde sadece ikimiz vardık. Küçük kaplarımızdaki erimeye yüz tutmuş dondurmalarımızla sırtımızı salondaki koltuğa yaslayıp halıya yarı uzanmış bir şekilde sohbet ediyorduk.
Konumuz tatile girmeden önce aramızın tuhaflaştığı Mete'ydi.
''Garip derken, hareketlerinden rahatsız olduğun için mi garip yoksa...'' Muzurca gülümsedi. ''Hoşlandığın için mi?''
Derin bir nefes verip dondurmamı bırakarak halıya boylu boyunca uzanarak tavanı seyrederken ciddi bir şekilde düşünmeye başladım.
''Onunlayken çok mutlu oluyorum.'' derken utanmıştım. Bu yüzden sesim biraz kısık çıkmıştı. ''Diğer arkadaşlarımla olduğu gibi... Ama sanki biraz daha mutlu... Ne bileyim, onunla film izlemeyi, konuşmayı, yurda kadar yürümeyi, bazense sadece sessizce oturmayı seviyorum.''
''E hoşlanıyorsun işte kızım!''
Bahar heyecanla kafasını yüzümün önüne getirdiğinde onu tersten görüyordum. Sinirle alnını ittirdim.
''Bana karşı olan tavrı gerçekten çok hoşuma gidiyor evet... ama çoğu zaman arkadaşça bir şeyden ötesiymiş gibi hissetmiyorum.''
Tepkisini görmek istercesine yan tarafa döndüm.
''O da abisini kaybetmiş. O yüzden bana daha iyi davranıyor gibi geliyor.''
Bahar göz devirip garip bir ses çıkarttı.
''Kızım bu çocuk hayır kurumu mu? Kendini niye acınası bir durumdaymışsın da sana yardım eli uzatılıyormuş konumuna koyuyorsun.''
Dediği şeye bozulmuştum.
''Öyle yapmıyorum.'' dedim sertçe. ''Sadece... Eğer hislerini yanlış yorumlarsam ne kadar canımın yanabileceğinden korkuyorum. Onu kaybetmek istemiyorum.'' derin bir nefes verip devam ettim.
''Ona karşı bir şey hissetmiyorum. Daha doğrusu ona o şekilde bakmamak için sanki kendime habersizce bir kural koymuşum gibi geliyor. Ondan, arkadaştan öte hoşlanmak için kendime şans bile vermedim.''
Bahar alaycı tavrını bir kenara bıraktı. Lisedeyken hoşlandığım hatta o çocuksu hislerle aşık olduğuma inandığım çocuğa açıldığımda arkadaştan öte olmadığımızı ve olamayacağımızı söyleyerek aramıza mesafeler koymuş ve içime daha da kapanmama sebep olan anımı o da hatırlamış olacak ki
''Peki ya bu sefer öyle değilse?'' dedi kafamdaki sesle konuşur gibi. ''Ya senden gerçekten hoşlanıyorsa?''
''Peki ya onun benden hoşlandığına inanıp ondan hoşlanmaya başlarsam hatta aşık olursam ve kötü biterse?''
Sinirle ofladı.
''Hayatını baştan sona yazılmış bir planda yaşayamazsın ya!''
Ona sarıldığım günden sonra Mete ile aramıza garip bir mesafe girmişti. Bu mesafeyi ben mi oluşturmuştum yoksa o mu bilmiyor, anlayamıyordum. Ama ikimiz de daha temkinliydik. O günden sonra bana sadece bir kere dışarı çıkmak isteyip istemediğimi sormuştu. Bense başka hiçbir işim olmamasına rağmen bir bahane bularak ona katılmamıştım. O andan sonra daha da temkinliydi bana karşı.
''Belki de haklısın.'' diye sessiz düşüncelerime dalarak tekrar konuşmaya başladı Bahar. ''Seni arkadaşı olarak görüyordu ve o günden sonra senin de yanlış anlamaman için geri çekildi. Yine de bu ihtimal kadar diğer ihtimal de mümkün. Senden hoşlanıyor ve senin araya mesafe koymaya çalıştığını düşünerek temkinli davranıyor.''
''Bunu nasıl anlayacağım peki?''
Çocuksu soruma karşılık Bahar gülerek erimiş dondurmasından bir kaşık alıp ayağa kalktı. Dramatik bir tavırla sesini kalınlaştırıp gözlerini kısarak bana baktı.
''Çık karşısına şöyle de: Sayın Mete Bey, eğer siz de müsaitseniz yeşil gözlerinizdeki ormana dalıp kaybolayım. Beni çok sevin ben de sizi çok seveyim. Dillere destan bir aşk yaşayalım.''
Rolüne kendini kaptırıp ellerimden tutarak beni de yanına çekti.
''Ha derseniz ki yok ben seni arkadaşım olarak görüyorum, şu cazibeme bakıp bir daha düşünün derim.''
Sonra yavaş çekimde gözlerini kapatıp dudaklarını öne uzatarak bana doğru yaklaşmaya başladı. Gülerek ittirdim onu.
''Delisin sen!''
''Beni sizin aşkınız delirtti bayım!''
''Sus artık be kadın!''
Bahar bana takılmaya devam ettiği sırada telefona gelen mesaj sesiyle odağımı ondan çekip telefona baktım. Gruba Mete'den bir mesaj gelmişti.
''Mete tüm ekibi İzmir'e davet ediyor!'' dedim şaşkınca.
''Ay beni de mi?''
Bilinçli aptal tavrına karşı göz devirdim.
''Sena'nın darlamasıyla bir tatil planı ayarlamışlar.'' dedim grup mesajlarının özetini geçerek. ''Haftaya tüm ekibi İzmir tatiline davet ediyor.''
''Balım bundan iyi fırsat olur mu? Bu tatil, her şeyi kafanda tam olarak oturtabilmen için kocaman bir forsat.''
Ve öyle de olmuştu. O tatil, Mete'yle aramızda hiçbir zaman bir arkadaştan ötesinde bir ilişki olamayacağına karar verdiğim an olacaktı.
Bölüm Sonu