Nasılsınız gardaşlarr
Umarım çok mutlu ve iyisinizdir
🎧
Toprak Yağmura,Can Ozan

🪀🪀🪀
Kapı kolunun birkaç kez indirilme sesi gelince yataktan kalkarak kapının kilidini açıp gelene baktım. "Yemek hazır." Ergen velet cevap vermemi beklemeden asansöre doğru adımladı. Göz devirip odaya girecekken bavullarımı görmemle onları içeri aldım. Kapı kilitli diye orada bırakmış olmalıydılar.
Kıyafetlerin olduğu bavuldan, gri eşofman ve siyah kapşonsuz sweatshirt çıkarıp giydim. Dolaba dizmeye üşendim. Yüzümü güzelce yıkayıp göz altlarımın şişmesini umursamadan saçımı at kuyruğu yaptım. Hızlı adımlarla merdivenden indiğimde yemek nerede yeniyor bilmediğimden merdivenin önünde birkaç saniye durdum. Kapı çalınca etrafa biraz baktım ardından gidip kapıyı açtım.
Karşımda sabah hastanedeki doktoru görünce kapının önünden çekildim. İçeri girdiğinde bana doğru döndü. Gittikçe geriliyordum, bir adamla tek başımaydım şu an!
"Yemek saatinde burada ne işin var?" Garip bakışlarımı ona yollayıp susmayı seçtiğimde, "yürü." nereye yürüdüğünü bilmezken arkasından gittiğimde yemek odasına gelmemizle rahatlamak yerine daha çok gerildim. Kamer Hanım elindeki tabağı masaya koyup bize döndü. "Kızım?" Meraklı bakışları bu seferde öndeki doktora döndü. "Barış?" Gözleri saniyelik bana dönen doktor Kamer hanıma baktı yine. "Ben bi elimi yıkayıp geliyorum anne." Ha? Ne? Anne mi dedi o?
Key, doktor abi bu muymuş?
Adımlarımı Alara`nın yanındaki sandalyeye çevirdim. Yanına oturduğumda gülümseyip bana baktı, küçük bir tebessüm yolladım sadece.
Barış doktor odaya girip karşıma oturduğunda bakışlarını üstümde hissediyordum.
"Afiyet olsun." Diyen Azat Bey ile masada çatal ve bıçak sesleri başladı. Kahvaltı eden biri değildim, hiç etmezdim hatta. Zerrin kahvaltı etmemi yasaklamış hatta onlarla beraber yemek yememi bile yasaklamıştı. Çünkü ben onun kızı değilmişim.
En çok da gördüğüm zorbalık değiştirmişti beni, hayatımın en zorlu yıllarıydı, ne okula ne eve gitmek istemiyordum şimdi ki gibi. Nereye gitsem orada fazlalık ya da gereksiz bir nesneymişim gibi. Eksiklerim nefret edilmeme sebep olur sanardım. Ama insanlar sevmeyecekse o kişiyi sevmezdi işte, bu kadar basitti. Sizi seven her şeye rağmen de severdi.
Önümdeki yemeğe içimdeki savaşları anlatırken boş bakışlarımı fark eden Kamer Hanım, "Beğenmediysen başka birşey koyayım kızım?" Dediğinde başımı kaldırıp hemen ona baktım, başımı sağa sola doğru sallayıp, "yok, gerek yok. Sabah yediğim için aç değilim." Bu evde açıklama yapmak zorundayım ve ben birilerine hesap vermekten nefret ederdim. Tanımadığım insanların elinden yemek yemezdim. Beni sevmeyen birilerinin olduğu bir evdi sonuçta. Herşey olabilirdi. Hem aç değildim ki(!)
Sabahtan beri sadece çilekli süt içtim galiba.
Çilekli süt dedim yine canım çekti. "Sabahtan beri acıkmamış olamazsın. Bir şeyler ye." Doktorun beni süzerek söylediklerine göz devirdiğimde bu sefer Alara gülerek konuştu. "Bak abim yemek konusunda katıdır, bence sözünü dinle ve yemeğini ye."
Hâlâ yemeğe boş boş bakarken omuz silktim, "Abim olsaydı belki sözünü dinlerdim." Boş bakışlarım Azat Beyi bulduğunda yine aptal gibi korkuyla dolarken zorlukla yutkundum. "İzninizle kalkabilir miyim?" Beni çözmek isteyen meraklı bakışları beni buldu.
"Normalde tabak bitmeden kimse masadan kalkamazdı baba?" Yerimdek kalkıp gidecekken durdum ve Arel`e çevirdiğim bakışlarımla gözlerimi devirerek onu umursamadan odama doğru hızlı adımlarla çıktım, ben burada biraz bile huzurlu değilim ki ama!
İlahi Bakış Açısı
"Anne odasına süt çıkarır mısın. Birşey yemeden uyumasın." Alaylı bir gülüş çıktı Mert`ten, "Allah`ını seversen abi saf mısın ya? Kız abisi yerine koymuyor seni, senin yaptığına bak." Barış`ın dediğine sinir olmuştu. Kendince haklıydı, Karaca`ya hiç ısınamamıştı.
Kaşlarını çatıp abisine baktı Alara, "Ne yapsın kız abi? İlk günden `abi` diyip boynuna mı atlasın?" Savaş yanında oturan kız kardeşine gülümsedi, büyümüşte doğruyu savunur olmuş. Kalbi güzeldi onun.
"Öyle birşey yapmasını isteyen yok zaten, evden gidebilir mesela?" Elini masaya vurdu Azat Bey, "Kardeşin hakkında düzgün konuşman konusunda uyarmıştım Mert, onun evi burası. Kimi kimin evinden kovuyorsun sen?"
Kamer Hanım hayal kırıklığı ile oğluna baktı. "Karaca hakkında hiçbirinizin ağzından kötü bir laf bile duymayacağım." Tehditkâr sesini duyan Mert şaşırarak annesine baktı. Kamer Hanım belki de ilk defa oğullarına karşı böyle konuşuyordu.
"Hayatımda ilk defa bir çocuğun, ailesinin evini değilde yetimhaneyi seçtiğini gördüm." Başını acıyla olumsuzca salladı. "Siz bunun ne kadar acı olduğunu anlayamazsınız." Gözleri dolarken ellerini masaya koyup sandalyeyi geriye iterek masadan kalktı.
Azat Bey de hemen Kamer Hanımın yanına gelirken, beraber odalarına çıktılar. Sinirli, kırgın ve yorgundu Kamer hanım. Kendi kızına annelik yapamadığı yıllara ağladı tekrar tekrar.
Savaş elindeki çatalı masaya bırakıp telefonunu eline alarak masadan kalktı. "Senin beynine tüküreyim ben." Mert`e doğru konuşmasıyla kimseyi dinlemeden merdivenlere adımladı.
"Sen haklısın abi, kız da ilgi çekmeye çalışıyor zaten, yetimhaneymiş hah." Erez`in sondaki alaylı sesiyle gülümsedi Mert. Arel önce Alara`ya sonra abisine bakıp susma hakkını kullandı. Yüzünü buruşturup abisine bakan Alara, "Gerçekten inanılmazsın abi." Eline kaşığı alıp çorbasını içmeye başladı. Yemek onun için önemliydi.
Barış suskunluğunu korurken ayağa kalkıp mutfağa doğru adımladı.
Odaya çıktığında duş alıp saçlarını kuruttu yapabildiği kadar, uzun zaman sonra resim defterine birşeyler çizmek istediği için çantasından gerekli malzemeleri çıkardı.
Kapının çalışmasıyla başını kaldırıp kapıya baktı, kilitlemediği için, "Gelebilirsiniz." Dedi sadece. İçeri giren Kamer Hanım çalışma masasında oturan kızını görüp gülümsedi, "müsait misin kızım?"
Başını sallayıp elindeki kalemi masaya bıraktı Karaca. Elinde tepsiyle odaya girip Karaca`nın yanına geldi Kamer Hanım. Tepsiyi masaya bıraktığında gözleri masanın üstündeki resime kaydı.
Gerçekçi bir resimdi; yatağın üstüne elinde birşey ören bir kadın vardı, yüzündeki buruşukluğa kadar çizilmişti. Onu izleyen yüzüstü bir şekilde yatağa uzanmış bir kız vardı. Kadın birşeyler anlatıyor gibiydi. Arkada bir pencere vardı ve üzerinde bir adamın gölgesi vardı, gölgenin elinde kanlı bir bıçak vardı.
Yutkunup gözlerini resimden çekti Kamer Hanım. Barış`ın ısıttığı sütü ve kendi eliyle yapmış olduğu kurabiyeler vardı tepside. "Bunları sana getirdim, birşeyler yiyip öyle uyu olur mu kızım?" Başını salladı sadece Karaca.
"Çok sağolun, zahmet etmişsiniz." Buruk bir gülümseme yerleşti dudaklarına Kamer Hanımın. "Ne zahmeti kızım, ben mutlu oluyorum sana birşeyler hazırlarken." Gülümsedi Karaca, buruk ama mutlu bir gülümseme.
"Lütfen sütü bitir olur mu?" Başını sallayıp onayladı Kamer Hanımı. "İyi geceler kızım."
"İyi geceler Kamer Hanım."
Kızının yeni banyo yaptığını, güzel kokusundan anlayan Kamer Hanım, saçlarını örmek istemişti fakat istemeyeceğini düşünüp vazgeçmişti.
Eline aldığı sütten büyük bir yudum aldığında ağzının yanmasıyla dilini dışarı sarkıtıp, "Yandım!" Diye sızlanırken konuşamıyordu bile. Hemen ağzına kurabiyelerden birini attı.
Uzun zaman sonra bir annenin elinden birşeyler yiyiyordu. Annelerin elleri sihirli falan mıydı? Güzel yemek yapma gibi bir özel güçleri vardı galiba.
Kurabiyeyi yedikten sonra daha çok yeme isteği geldiği için arada süte batırarak yerken neredeyse tabaktaki bütün kurabiyeleri bitirmişti. Dudağını büzüp boş bardağı ve tabağı çalışma masasının üstündeki tepsiye bıraktı.
Banyoya girip lavaboda elini yüzünü yıkayıp kapıyı kilitledi. Telefonuna saat 7.00 için alarm kurup uyudu.
🪀
Alarm sesiyle hemen kalkıp banyoya girip yüzünü yıkadı, zaten dün banyo yaptığından yine yapmaya üşendi. Altına gri bol kot pantolonunu, üstüne de yine beyaz ve gri renginde bir sweatshirt giydiğinde dışarısı güneşli ama bir o kadarda soğuk olduğundan yanına gri montunu almak istedi. Onu da giyip beyaz çoraplarını ayağına geçirdi. Beyaz Jordanlarını aldığında aşağıya, merdivenlerden hoplaya zıplaya indi. Yemeğe oturmamışlardı galiba diye düşündü Karaca.
Elindeki ayakkabısını kapının yanına bırakıp mutfağa doğru ilerledi, çalışanlar yemek koyuyorlardı, Makbuş abla ona dönerek, "Günaydın Karaca kızım herkes yemek odasına geçiyor, Alara kızım sizi çağırmak için odanıza çıkacaktı ama?" Gülümseyerek neşeli sesiyle önce günaydın dedi Karaca. Onu çağırmak için çıkan Alara asansörden çıktığı için karşılaşmamış olmalıydılar. "Alara`yı göremedim ben inerken." Diyip açıklama yaptı yine ve yine. Bu evde çok açıklama yapıyordu daha şimdiden.
"Yardım lazım mı?" Mutfakta göz gezdiren Karaca ile gülümseyerek konuştu başka bir kadın. "Gerek yok, birkaç tabak kalmıştı zaten, teşekkürler." Başın sallayıp "kolay gelsin size o zaman." Diyip çıktı mutfaktan. Yemek odasına geçecekken Alara da gelmişti. "Sen burda mıydın? Bende odanda olmayınca merak etmiştim." Beraber yemek odasına gelince dudak büzdü Karaca. "Evet biraz erken kalktım." Alara da başını salladığında Barış abisinin yanına oturdu.
"Ben hiç oturmayayım Kamer Hanım, okula gitmeliyim." Arel arkasına yaslanıp Karaca`ya baktığında `bu kız hiç acıkmıyor galiba` diye düşündü. "Biraz atıştırsaydın bari kızım?" Başını kaldırıp Kamer Hanıma bakacakken bir çift ela gözle göz göze geldi. Arel ile ikizlerdi ve farklı olan tek yerleri gözleriydi.
"Gerçekten gerek yok." Diyerek içinde sadece okuma kitabı ve edebiyat testi olan çantasını düzeltti. "Benim okula gitmem lazım." Buradan hemen gitmek isteyen Karaca, arkasını dönüp kapıya doğru gidecekken, "ben seni bırakırım." Dedi itiraz istemeyen bir sesle Azat bey. Dudaklarını birbirine bastırıp başını eğdi. Onunla aynı arabada olma düşüncesi bile nefesini kesmişti, gözlerini kapatıp baş ağrısının dinmesini beklesede bir işe yaramayınca yumruğunu sıkıp arkasını döndü tekrar.
"Kendim gidebilirim." Gözlerindeki sönük bakışlar Azat beyin başını eğmesine sebep oldurken "nerede okuyorsun ki?" Diye sordu Alara, bıkkın bir nefes bırakıp kapıya yaslandı, "Özel Alzen Lisesi." Mırıldandışına şaşırarak bakan sadece Alara değildi. "Ne güzel, düşmanımızın okulunda okuyor." Dedi Arel.
"Düşman derken?" Merakına yenik düşüp sorduğu soruyla, "Duha Ateş, bizim düşmanımız. O okulda onların." Omuz silkti sadece Karaca, bu bilgi çok önemli değildi onun için.
"Düşmanımız falan değil kızım," diyip Karaca`ya baktığında tekrardan oğullarına döndü, "şirket ortaklığı bozuldu diye öyle diyorlar onlar." Erez babasına baktı boş gözlerle. "E düşmansınız işte?"
"Oğlum insan düşmanı ile yeniden ortaklık çalışmalarına başlar mı?" Herkesin ağzında şaşkınlık nidaları dökülürken Karaca sadece adamın soyadının `Ateş` olmasına takılmıştı. Alaz Ateş ile bağlantısı var mıydı?
"Bizim niye bundan haberimiz yok baba?" Şaşkınlıkla sorduğu soruyla, "yarın bize yemeğe geliyorlar zaten, o zaman öğrenirdin." Diye cevap verdi Savaş, sakin sesine karşın göz devirdi Arel. "Abiye göz devirme, gözün çıkar." Yine göz devirdi cevap olarak.
"Eşek sıpası." Azat Bey ağzının içinde Arel`e söylediği şey ile gülerek konuşan Arel, "Baba yalnız kendine Eşek demiş oldun." Dediğinde önündeki zeytini fırlattı sinirle, "bak hâlâ konuşuyor!" Diye kızan Azat bey ile kahkaha atan Arel, aklına gelen şeyle suratı düştü. "Ben onun çocuğuyla yan yana gelmek istemiyorum ya." Alara kahkaha atarak kolunu Arel`in omzuna attı, "Sahi sen Alaz`dan hiç haz etmiyordun değil mi üçüzüm."
Alaz Ateş? Ortaklarının çocuğu muydu?
Karaca sakinleşmek adına gözlerini kapattığında birkaç saniye sonra açarak, birşey demeden dış kapıya doğru gitti. Ayakkabılarını giyip kapıyı açtığında arkasında Azat Bey de hemen ayakkabılarını giyip ceketini de alıp Karaca`nın arkasından çıktı.
"Arabama küçük hanım!" Elindeki anahtarın düğmesine basıp kilidi açtığında Karaca olduğu yerde durdu, dolan gözlerine lanet ederken kendisine sakin olmayı tembihledi, sayı saymaya başladı yavaşça, derin nefes alıp arabanın arka koltuğuna oturduğunda dik bir şekilde tetikte oturan kızının gergin hallerini garipsesede birşey diyemedi Azat bey.
"Kızım?" diye kızına karşı çekingen çıkan sesi onu korkutmaktan korkar gibiydi.
"Hmm?" Gözleri dışarıda, sanki bir erkekle tek başına değilmiş gibi düşünmeye çalışıyordu.
"Bu korkun neden Karaca`m?" Dediğinde sesi çatallamıştı ama bozuntuya vermeden küçük aynadan saniyelik Karaca`ya bakmıştı.
"Neden korkayım ki Azat bey?" Dışarı bakan gözleri Azat beye dönmüştü. Korkuyor olabilirdi ama bu onun yüzüne söylendiğinde korkusunu bir kenara bırakıp kendisine güçlü olmak zorunda olduğunu hatırlatıyordu.
Burukça gülümseyen Azat bey kızının ani duygu değişimlerini Mirza`ya benzetti. "Korkma güzelim. Kimseden, hiçbir insanoğlundan korkma. Babanın, senin yanında olduğunu, bir ailen olduğunu unutma." Ona göre bir ailesi yoktu, olmayan bir ailenin varlığı da düşünülemezdi. Susup birşey demezken araba okulun önünde durdu. Titreyen elleriyle hemen kapıyı açıp indi. Bu kadarı fazlaydı ona.
Hızlı adımlarla okula geçti. Herkes sınıflara geçiyordu yavaş yavaş. Karneler ne zaman verilir belli değildi. Hiçbir zaman da kesin saat vermiyordu hocalar.
Sadece Karaca
Okul bahçesinde göz gezdirdim Alacayı bulabilirim umuduyla ama bulamayınca önüme dönüp okula doğru girdim. Kantinde sıcak çikolata içiyor olmalıydı bu saatte.
Açık düz olsa da dalgalaştırdığım saçlarım omzuma kadar yetişiyordu ve uzun saçları ne kadar seviyor olsam da hiçbir zaman saçımı uzun kulanmamıştım. Evet bu saçma bilgiden sonra düşüncelerimi bir kenara atıp kantinin cam kenarında olan masalardan birinde arkadaşları ile oturan Alaca`nın yanına yürürken ona doğru gittiğimi hissetmiş olacak ki buraya doğru bakıp gülümsemişti.
Yanına geldiğimde "Selam gençlik." Diyerek Alaca`nın oturduğu sandalyenin koluna kalçamı yasladım, iki erkek ve 4 kız olan arkadaş grubuna topluca selam verirken Alaca`ya doğru eğilip "napıyorsun kız?" Dediğimde gülüp omuz silkti. "Senin işler ne oldu?" Dediğinde bende taklidini yaparak omuz silktim. "Hiç sorma Alaca." Dudağını büzüp başını öne çevirdiğinde gülerek sandalyenin kolundan kalçamı çekip Alaca`nın yanağından makas alıp "Hadi bay." Diyerek kaçmıştım.
O benim tek kardeşim, tek ailemdi ve başka bir eve taşındım diye onu salacak değildim. O da bırakmazdı ki beni hem.
Sınıfa girdiğimde daha herkes sınıfta değildi. Yerime geçeceğim sırada, Yanımda oturması gereken Meryem yerine Ateş ve diğer sıralara dağılmış geri kalanları gördüm.
Sinirle gülüp Ateş`in yanına geldim, elimle koluna vurup "Kay yana." Dediğimde yüzünü buruşturup kaydı. Sinirle yerime oturduğumda ağlar gibi bir ses çıkartıp başımı sıraya koydum.
"Ya siz yapışık mısın amk?!" Sonda ki küfürün kısaltmasını söyledim bağırdığım için. Ve biliyorum fazla küfürbazim, düzelmem lazım. Her anlamda. Tam yan sırada oturan Demir, "Amk ne lan?" diye kızarak konuştuğunda başımı kaldırıp ona baktım. "Açılımını yapayım mı?" Ters ters bakıp, "yok kalsın." Dediğinde göz devirdim.
"Nasıl geldiniz siz bu sınıfa?"
Boran kollarını bağlayıp sırıttı, "birkaç kişiyle yer değişikliği yaptık, sınıftan sınıfa."
"Maşallah ne kadar akıllısınız." Ayağa kalkıp sınıftan çıkacağımda hepsi kalkıp yanıma geldi. Sınıfın geri kalanı bize meraklı gözlerle bakarken sinirle arkamdaki sürüye baktım. "Sürü gibi beraber dolaşmak zorunda değiliz!" Dişlerimi sıkıp konuşan ben ve boş boş bana bakan Ateş ile onun gibi olan süperzeka grubu.
Sinirle yine yerime oturdum. Bu sürüyle kalkıp çilekli süt alamam.
Dudaklarımı büzüp tahtaya baktım boş boş.
Demir ayağa kalktığında ona bakmadım. "Grubumuzun küçük çocuğuna çilekli süt, geri kalana sütlü kahve." Diyip yanındaki Boran`ı alıp sınıftan çıktı.
"Biriniz şu salağa sizin gruptan olmadığımı söylesin!"
"Biri şu salağa bizim gruptan olduğunu söylesin." Taklidimi yapan Ateş ile sinirle ona baktım.
"Ohoğf!" Elimle yüzümü avuçladım, sinirden kendini yiyiceğim galiba!
"Yani bizim grubumuza girmek için kaç takla atıyor insanlar ama sen gelmek bile istemiyorsun. Garip." Kaşlarımı kaldırıp Börte adındaki şahsiyete baktım. Hangi gerizekalılardı acaba bu gruba girmek isteyenler. "Ben senin bildiğin insanlardan değilim Börtü böcek." Dediğim şeye Boran kafasını eğip gülerken Dudu kalkanları olarak kaşlarını kaldırıp bana döndü.
"Ne o, niye öyle baktın?" Dedim alayla Dudu`ya dönerken. Dudaklarımı büzüp başımı sola doğru eğdim. "Yine kötü imalarda mı bulunursun yoksa?" Benim susup aptal olmam bir gün iki gündü. Kendimi ezdirecek değildim bunlara.
"Dudu sakin mi olsan?" Sessizce Dudu`ya doğru eğilerek konuşan Güneşi takmadım, sinirle yeniden önüne dönen Dudu ile bende aynı şekilde tahtaya bakmaya devam ettim. Biz bu kızla hiç anlaşamayacak mıydık?
Ateş kulağıma eğildiğinde, "biraz konuşalım mı?" Demesiyle sarımsı gözlerine baktım, birşey demeden ayağa kalktığımda benimle beraber kalkıp sınıftan çıktı.
Sırtımı duvara yasladığımda arka bahçede tek başımızaydık. Kollarım önümde bağlıyken Ateş`in yüzünü seyre dalmıştım. Burnu kalkıktı ama hafiften kemikliydi, çene kasları abartılı olmayacak bir şekilde vardı, gözleri çok az çekikken kirpikleri de uzundu, dudaklarının kendine has rengi olduğu için doğal, eşit ve dolgunlardı. Başımı eğip ona bakmayı sonlandırırken o da susuşlarımızın verdiği gerginlikle boğazını temizledi.
"Azat Güz," diyerer sustuğunda vereceğim tepkiyi bekledi ama boş bakışlarım değişmemişti. Ben onun kimin çocuğu olduğunu biliyordum fakat o bilmiyordu beni. Çünkü ben bile daha yeni öğrenmiştim kimin çocuğu olduğumu. Ben bile tanımıyordum kendimi.
"Senin baban mı?" Sorusunun devamını getirirken omuz siktim. "Kime göre neye göre?" Dedim umursamazca. Ama beynimin içinde dönen bilinmezlik hissi kocaman bir boşluk gibiydi. Canımı yakan kocaman bir boşluk.
Varlığınızın hiçbir anlamı olmadığını hissettiğinizde, yok olmak o kadar da korkunç gelmeyecektir.
Ve benim için yok olmak daha cazipti her zaman. Ölmek hep çok güzel gelmişti bana. Ne korkunç, ne kötü. Bir sondu ama yeni bir başlangıçtı da aynı zamanda. Belki güzel, belki daha kötü bir başlangıç ama ben her defasında ölüp, ve her defasında daha yeniden başlamadan yine ölmekten yorulmuştum galiba. Artık benim hikayeme de bir son vermenin zamanı gelmemiş miydi gerçekten?
"Onlarla mı yaşıyorsun artık?" Bana yönelik sorulan soruyla başımı duvara yasladım. "Maalesef." Diyerek cevap verdim kısaca.
Her şeyi hemen biliyor olması sinirlerimi zıplatıyordu ama bir o kadar da onu daha çok merak etmemi sağlıyor ve ondan uzaklaşmamı önleyen bir duvar oluyordu.
...