İçeriğe geç

Yaşamaya Ölmek (GERÇEK AİLEM)

Bölüm 13 · 14 dk okuma

Yaşamaya Ölmek (GERÇEK AİLEM)

Bölüm 13

🪀13.Bölüm

İyi okumalar arkadaşlarr

🎧

Sessiz Gemi,Sertab Erener

🪀🪀🪀

Dün eve gelir gelmez hemen ayıcığıma sarılıp uyumuştum ve şimdi Kamer hanımın göğsünde uyanmıştım. Kapım kilitli olmayınca girmiş olmalıydı, sonuçta annem yanımdaydı. Annem. Güldüm kendi kendime, benimde annem vardı.

Kafamı kaldırıp Kamer hanımın yanağından öptüğümde gülerek uyanmasıyla gözlerini açıp doğrulurken, "sen anneyi böyle mi uyandırıyorsun bakalım?" Diye gülerek ellerini kaldırıp karnımı gıdıklamaya başladığında kahkaha atmama gülüp daha çok gıdıklarken yanağımdan tutup sulu sulu öpmesiyle geriye çekildim nefes nefese, gülmekten ikiye ayrılacaktım.

"Ben aşağıya ineyim sende hazırlan güzelim." Diyip başıma öpücük bırakarak odadan çıktığında yataktan kalkıp dolaptan kıyafet çıkarırken kapımın çalınmasıyla, "girebilirsiniz." Diyerek kapıya döndüm. Doktor uykulu gözlerle içeri girerken kaşlarımı kaldırdım, 'ne oldu?' Der gibi. "İşten yeni geldim, seni göreyim dedim uyumadan."

Küçük bir tebessümle yanına gittiğimde, "Gerek yoktu aslında, hemen uyusaydın." Dediğimde elini yanağıma koyduğunda gözlerimi saniyelik kapatırken, "kardeşimi özlemiş olamaz mıyım?" Dediğinde yanaklarımın kızardığına sırıtarak bana bakmasıyla anlamıştım.

"Kardeşini özlemiş olabilirsin, beni değil?" Diyip omuz siktiğimde gözlerini kısıp bana doğru eğildi.

"Dua et yorgunum küçük hanım, yoksa seni akşama kadar gıdıklamaktan bıkmazdım." Yüzümü buruşturup başımı geriye çektim, "ay hoşt, beni sadece Kamer hanım gıdıklayabilir." Dememle gülüp üstüme doğru yürüdüğünde gözümün önüne üstüme yürüyen Rasim gelince gülümsemem solarken, gözlerimi kapatıp titreyerek yere çökmemle doktor olduğu yerde dururken davranışlarımın benim değilde içimdeki küçük kızın elindeydi.

"Lütfen çık." Dediğimde beni dinliyor gibi değildi. Yanıma gelip saçlarımı arkaya ittiğinde, "dokunma!" Diyip ondan uzaklaşmaya çalışsamda ellerim gibi titreyen elleri beni tutup kendisine çekerken sıkıca sarıldı bana.

"Uzaklaş benden!" Sanki bir krizin başlangıcında olduğumu anlamış ve beni saçlarımı okşayarak sakinleştirmeye çalışıyordu. Adım sesleri duymamla, "Arel git!" Diye dişlerini sıkarak bağıran doktor ile duran adım sesleri sanki çok yakındaydı, "ne oldu ona?" Dediğinde sağ elimle yüzümü sararken, "git, git yaklaşma," başımı olumsuzca sallarken kulağıma değen sakinleştiri ses bu sefer doktorun değildi.

"Birşey yok Karaca, yanındayız. Kimse sana zarar veremez." Sesini duyduğum Arel ile gözyaşlarım daha çok akarken doktorun kolunu sıkan sol elimin üstünde sıcak bir el hissettim. "Hiçbir yere ait değil miyim gerçekten?" Hıçkırığımla doktorun saçımı okşayan eli duraksarken elimin üstündeki sıcak el yavaşça çekildi üstünden.

"Özür dilerim." Dedi sesindeki acıyla, ardından birşey demeden ayağa kalkıp gittiğini adım seslerinden anladım Arel'in. Beni kucağına alan doktor ile, "özür dilerim," dedim bende, kaşlarını çatarken yatağa yatırdı beni, "ne için bu özür?" Diyip sol elimi tutarken elimdeki bilekliğe bakıyordu.

"Yorgunsun, uğraştırdım seni, git sen." Dedim titrek titrek. Üstüme eğilip alnımdan öptüğünde gözümden bir yaş aktı usulca. "Sen iyiysen bende iyiyim abicim." Derin nefes alıp ayağa kalkarken, "şimdi dinlen ve kahvaltıya in, sonra konuşmamız gerekenler var." Gülümseyip odadan çıktığında halsizce ayağa kalkıp siyah şort takımı çıkarıp giyerken dişlerimi fırçalayarak aşağıya indim.

Yemek odasına girdiğimde Kamer hanım ayaktayken Azat bey oturmuştu, Arel de oturduğu yerden bana bakarken başımı eğdim utançla. "Biriciğim, birşey mi oldu?" İlgiyle soru soran Azat beye başımı olumsuzca sallarken Arel birşey der diye korkarak oturdum yerime. Saçımı öpüp bana bakan Kamer hanım, "sabah moralin bozuk değildi, biri birşey mi dedi yoksa?" Derken başını kaldırıp üç oğluna baktı, "onu üzen kişi ben olmak isterdim ama ben değilim annecim." Diyen şaşırtıcı olmayan bir şekilde Mert'ti.

"Düzgün konuş kardeşinle Mert." Başımı kaldırıp Mert'e baktığımda alayla güldü, "çok merak ediyorum, bütün kızlara mı öyle davranıyorsun?" Diyip dudak büzerek önüme döndüm, "yoksa bana özel mi?" Kaşları çatılı sadece bana bakan Mert suskunluğunu bozarak, "senin gibilere öyle davranıyorum." Dediğinde 'benim gibiler' onun gözünde kimlerdi merak ettim.

Başımı sallarken kaşlarımı kaldırıp ona döndüm yine, "benim gibiler kim mesela, sürtük diye suçladığın kız mı? Ya da kardeşinin onun yüzünden gittiğini söylediğin kız mı? Dediklerine aptal gibi susan o kız mı yoksa?" Ellerimi sıkarken derin bir nefes aldım. "Senin için hangisiyim umrumda değil, sadece görmezden gelmen yeterli." Diyip önüme döndüm yine. Savaş kapıda durmuş bizi dinlerken, doktorun odasında yorgunluktan uyuduğunu biliyordum, komiser de yoktu.

Polisti sonuçta işi çıkmış olabilirdi. Alaylı bir alkış sesiyle kafamı kaldırmazken, "mükemmel bir konuşma, tebrikler." sesindeki küçümsemeyle dişlerimi sıkarken, "Savaş kes sesini." Dedi her zaman arkamda duran Kamer hanım, ona döndüğümde saniyelik bana bakıp oğluna döndü yine, "kaç yaşınıza geldiniz, size insan olabilmeyi biraz bile öğretemedik mi biz?" Sesindeki hayal kırıklığıyla başımı eğdiğimde benim değilde onların biraz bile utanması gerekmiyor muydu?

Ayağa kalkıp Kamer hanıma döndüğümde, "otur Karaca, odadan çıkması gereken sen değilsin." Demesiyle kaşlarımı kaldırdığımda, annesine bakan Mert'in bakışlarındaki hayal kırıklığını görmek canımı hiç yakmadı, o da aynı şeyi Kamer hanıma yaşatmıştı sonuçta. Savaş odadan çıkarken Mert de arkasından çıktı. "Kamer hanım?" Diyip ona dönmemle kolunu omzuma koyup beni geri oturttururken omuzlarım çökmüştü. Erez her zamankinden fazla suskundu, ablasının ihaneti fazla ağır olmuş olmalıydı.

"Kamer hanım ben bir daha yemeklere inmesem?" Diye yanımda oturan kadına yaklaşıp sessizce konuştuğumda, benim tabağıma yemek koyan eli duraksarken, "yanlış anlamayın lütfen ama böyle benim yüzümden kimse oturmayınca-" devamını getiremeden susup başımı eğdim.

Azat beyin ve diğer ikilinin bakışları üstümüzde olsa da birşey duyduklarını düşünmüyordum diye düşünürken, "gerekirse sadece üç kişi kalırız masa da ama sen hep olacaksın. İstemeyenlerin keyfi bilir ya da ben eşek gibi onları bu sofraya oturtmayı bilirim." Başımı kaldırıp Azat beye bakarken gülümsedi içimi ısıtan dünyanın en güzel gülümsemesi gibi.

Herkesin susarak yemek yemesiyle ve Erez'in çatalıyla yemekleri birbirine karıştırıp hiçbir şey yememesiyle geçerken, "Oğlum, yemek ye hadi." Diye onu ikinci kez uyardı Kamer hanım, "kaç gündür hiçbir şey yemiyorsun bak?" Çatalı yerine bırakırken önce annesine ardından bana çevirdi bakışlarını, "aç değilim." Dedi gözlerime bakıp ardından ayağa kalkıp çıktı odadan.

"Azat ne yapacağız biz bu çocukla? Dün de yedirmeye çalıştım yemedi hiçbir şey." Dediğinde gözleri dolmuştu hemen. Elimi masanın üstündeki eline koyduğumda bana döndü Kamer hanım, burukça gülümseyip başımdan öptüğünde ayağa kalktım hemen. "Benim küçük bir işim var da ben kaçar!" Diyip hemen odadan çıktığımda merdivenlere doğru koşup Erez'in odasının önüne geldim. Derin nefes alıp kapıyı çalmadan içeri daldığımda ayakta duran çocuk bana döndü hemen.

"Selam?" Diyip yatağa doğru gidip üstüne oturduğumda, "ne yapıyorsun sen? Çık odadan." Diyip bana doğru gelecekken biraz oyunculuktan kimseye zarar gelmezdi.

Oyunculuk bahanesiyle başlayıp içimi dökeceğimi bende bilmiyordum.

Dolu olan gözlerimi ona çevirip sustum bir süre, adımları dururken gözlerime bakmak ona acı veriyormuş gibi gözlerini kaçırdığında bacağımla yatağın üstünde bağdaş kurdum. "Beni sevmediğini biliyorum," diyip başımı eğip omuz siktim, "ama ben de beni sevmeyenlere derdimi anlatıp hayal kırıklığına uğrarken, canımı yakmayı seviyorum galiba." Omuzlarım çökerken söylediğim şeyin doğruluğunun canımı yakması çok uzun sürmedi.

"Aslında bazen kendimi bir yerden mi atsam diyorum," diyip ona baktığımda kaşları çatılmıştı, "deli olduğunu ilk günden anlamıştım." Dediğinde güldüm, "ama korkak biriyim, ölmeyi bile beceremem." Başımı kaldırıp Erez'e baktığımda, "yani Zerrin hep öyle derdi." Dediğimde elleri yumruk olmuştu. "Beni yiyecek gibi bakma, açsan aşağıda yemek var?" Dediğimde gözlerini kısıp yanıma gelip oturdu.

"Yemek yemeyecek misin?" Dediğimde bana baktı boş boş, "Sen yaparsan neden olmasın?" Söylediğini algılamam birkaç saniye sürerken, "ne?" Dediğimde omuz silkti, "duydun işte." Kaşlarımı kaldırıp yeşil gözlerine baktım, doktorun gözlerinden daha koyulardı. "ne biliyorsun seni zehirlemeyeceğimi?" Omuz silkti umursamazca, "sen yapmazsın." Dediğinde bu sefer gözlerim gerçekten dolmuştu.

"Sen Alara değilsin." Gözümden bir damla yaş akmasıyla hemen sildim. Yataktan kalktığımda, "iyi, burda dur." Diyip hemen odadan çıktığımda ne sevdiğini bilmediğim hemen odaya tekrar girdiğimde, "ne seversin ki?" Yaptığım telaşa gülerken, "neyse ben Kamer hanıma sorarım." Diyip kapıyı kapatıp koşarak aşağı indim.

Yemek odasına girdiğimde kimse yoktu, bu sefer salona girdiğimde Kamer hanım, Azat beyin göğsüne kafasını koymuştu. "Kamer hanım!" Diye salona girmemle hemen başını kaldırıp bana baktığında, "birtanem?" Dedi endişeyle.

"Erez kahvaltıda en çok ne sever?" Dediğimde önce afallasada hiç düşünmeden, "Menemen, soğansız ama. Soğan sevmez ama acı sever Erez." Dediğinde başımı sallayıp mutfağa geçtim hemen. Mutfağı düzelten Makbuş'a kolay gelsin dediğimde, "birşeye mi ihtiyacın var kızım?" Demesiyle başımı olumsuzca salladım, "yok Makbuş abla, menemen yapacağım sadece." kendisi yapabileceğini söylese de onu geri çevirdiğimde malzemeleri çıkarmıştı bana.

Mutfak, menemen kokmaya başladığında piştiğine kanaat getirip altını kapattığım menemeni tepsiye koyup yanına çatal ve kaşık koyduğumda doğradığım ekmekleri de tabağa koyup tepsiye yerleştirdim. Hemen yukarı çıkmaya başladığımda odasından yeni uyandığı belli olan doktor çıkarken beni görse de ben hızlı adımlarla 3. kata çıkmakla meşguldüm. Odasının önüne gelmemle kapıyı dirseğimle açtığımda yatakta bekleyen Erez'in başı hemen bana dönerken küçük bir tebessüm olmuştu yüzünde.

Tepsiyi yatağa bırakmamla kapı ahıra girer gibi açılınca hemen arkamı döndüm. "Bensiz menemen yemek ha?" Diyip yanımıza yaklaştığında gözünü kapatıp kokuyu içine çekmesiyle gülümsedim kocaman. Kafamı Erez'e çevirdiğimde sıcak olmasına rağmen yemeye başlamasıyla Doktor da küçük çocuk gibi yatağa oturup saldırdığında, "Ya abi! Karaca bana yaptı! Git şuradan!" onlara gülerken kapıyı açıp kolunu duvara yaslayan Kamer hanım bana bakıp göz kırptığında başımı eğdim utanarak.

Arkasında her zamanki gibi Azat bey varken çocuklarına bakıp, başını olumsuzca salladı, 'bunlar olmamış' der gibi.

"Ayı mısın sen Erez! İkimize de yeter bu." Diyip ağzına kocaman bir lokma attığında, "bu bana bile yetmez!" ağzı dolu dolu cevap vermeye çekinmedi Erez. Başımı olumsuzca sallayıp odadan çıkarken saçımın üstüne öpücük bıraktı Kamer hanım.

Odama geçip TYT matematik testi açıp sayacı 2 saat ayarlarken kendime sabır dileyip iş başına geçtim. Matematik sorularından nefret ediyorum.

Çözmeye cebelleştiğim soruyla kapı tıklanınca başımı kaldırıp, "girme!" Dedim soruyu çözememenin verdiği sinirle. Kapıyı açıp kafasını uzatan komiserle gözlerimi kıstığımda, "gideyim mi yani?" Diye çocuk gibi dudak büzmesine göz devirip başımı salladım, "gider misin?" Bana inat başını olumsuca sallayınca bir adım attı içeriye, "gitmicem." Dediğinde bayık gözlerle başımı yana doğru eğdim.

"Git." Dedim bu sefer rica değil küçük bir emirle. "Hayır," başımı matematik kitabına koyup, "defol!" Diye boğuk çıkan sesimle bağırdığımda, "peki," diyip dışarı çıkıyordu ki durdu yine. Başımı ona çevirdiğimde, "emin misin?" Dediğinde bakışlarımdan cevabımı anlamış olacak ki başını sallayıp gülerek kapıyı kapattı.

Kitabı kapatıp çantamı hazırlayarak kendimi yatağa attığımda başım çatlıyordu tam anlamıyla. Yorgunluktan gözlerim hemen kapanırken yarın ilk iki dersimiz Ufuk hocaya olduğu için mutluydum.

🪀

Alarm çalmış olsa da hâlâ gözlerim kapalı yatakta uzanan benim zeka seviyem şaka mıydı ya?

Kapım tıklanmadan açılınca uyuma numarası yapmaya devam ettim ama her an saçma bir şekilde kahkaha atabilirdim. Çünkü ben böyleydim.

"Güzelim benim," Diyip yatağa oturduğunu hissettiğim doktor ile gülümsemek istesemde yapmadım. Saçımı okşarken eğilip alnıma dudaklarını batırınca kıkırdayışımı tutamazken, "sen numaramı yapıyordun küçük cadı?" Diyip karnımı gıdıklamaya başlayınca kahkaha atışıma o da kahkaha atarken. Ondan geri çekilmeye çalışsam da güçlü kolları buna izin vermiyordu. Beni gıdıklamaya çalışan kolunu tutup ısırdığımda doktorun çığlığıyla ağzım hâlâ kolundayken o bağırmakla meşguldü.

"Ah! İmdat- Koptu! Koptu kolum koptu! Kızım bıraksana kolumu!"

Kahkaha atıp geri çekildim ondan, masumca gözlerimi doldurup şirin olduğunu düşündüğüm bir gülümse yolladım, "Saat yaptım koluna beğenmedin mi?"

"Beğenmez olur muyum hiç?" Gülümsemeye çalışıp elindeki diş izlerime baktı. "Allah razı olsun çok güzel olmuş."

Bu taktik sadece beni sevenlerde işe yarıyordu;)

Yatakta ayağa kalkıp elini tuttuğumda ısırdığım yere küçük bir öpücük bıraktım. Ellerini yanağıma sarıp hep yaptığı gibi alnımı öptüğünde gülümsedim kocaman, "hadi sen hazırlan, sizi okula ben bırakacağım." Başımı salladığımda gülümseyip odadan çıkmasıyla okul kıyafetlerimi çıkarıp hızlı bir şekilde giyerek dişlerimi fırçaladığımda saçlarımı tarayıp açık bıraktım, kısa oldukları için at kuyruğu yapasım gelmiyordu.

Aşağıya indiğimde bugünün güzel geçmesini umdum. Herkesin yemek masasında olduğunu düşündüğümden oraya ilerlerken arkamdan birinin geldiğini adım seslerinden duyuyordum.

Girdiğim yemek odasında herkes yerini almışken bir tek ben ve arkamdaki Arel eksikti. Ha birde şu en büyük asker abi. Ne zaman gelecekti acaba? Merak ediyordum onu.

"Günaydın," diyip Kamer hanımın yanına oturduğumda, "Günaydın biriciğim." Dedi Azat bey, Kamer hanım da başımı öpüp cevap verirken, şaşırtıcı bir şekilde Erez de, "Günaydın Karaca." Demişti.

Bakışlarım ona dönerken ensesini kaşıyıp çekingen bir şekilde gülümsediğinde, "dünkü menemen için teşekkürler, çok güzel olmuştu." Dedi, başımı sallayıp onun gibi küçük bir tebessüm yolladım, "Rica ederim, bir daha Kamer hanımı üzmeyip yemeğini yemeni tercih ederim." Omuz sikip hınzırca gülümserken, "her aç kaldığımda bana menemen yapacaksan 1 hafta yemek yememeye bile razıyım." Demesiyle göz devirip, "Kamer hanımı üzmezsen yaparım ben." Dediğimde gülümsedi kocaman.

"Erez'i de yanına çekmiş bakıyorum," dedi tükürürcesine. Bana her defasında laf atan ya Mert olurdu ya Erez. Yani bende Erez'in kafasında taş düştüğünü düşünsemde ona tam anlamıyla güvenmiyordum. Arel ise, dünden sonra konuşmamıştık hiç, konuşmamak daha iyiydi zaten. "Mert şu ağzını kıracam o olacak." Dedi komiser sert ve otoriter bir sesle.

"Anne bence sen şu çocuğuna terapi süreci başlatmalısın." Diyen de doktordu. Dudaklarımı birbirine bastırdığımda o an bana komik gelen şeyin aslında ne kadar kırıcı olduğunu sonralarda anlayacaktım.

Ve evet Kamer hanım psikologmuş.

"Kimse ağzını açıp konuşmasın ve yemeğini yesin." diyen Azat beyle, Mert sinirle önüne döndüğünde bende kahvaltı etmekle meşguldüm. Doktor ayağa kalkınca çayımın son yudumunu kafama dikip ayaklanırken Erez hâlâ tıkanmakla meşguldü. Arel onun kafasına bir tane geçirince, "Anne ya!" Diye ağzı dolu konuşmasıyla güldüğümde, "Çocuğum önce lokmanı yut sen, sonra kalk okuluna." Omuz silkip önündeki meyve suyunu içmeye başlayınca, "oğlum hadisene ders başlayacak!"

Meyve suyunu yerine bıraktığında hemen ayaklanıp kapıya doğru gittiğinde, "elini yıka Erez!" Diye bağırdı arkasından Kamer hanım.

Başını olumsuzca sallayıp bana döndü, "iyi dersler güzel kızım." gülümsediğimde teşekkür edip doktorun yanına geldim. "İyi dersler oğlum, dikkat et!" Diye bağırdı odadan çıkan Arel'e, "ederim!" Diye bağırmıştı hayırsız.

Doktor kolunu omzuma koyduğunda beraber odadan çıkarken Komiser de ayaklanıp yanıma geldi, "kendine dikkat et güzelim birşey olursa hemen beni arıyorsun." Dediğinde başımı salladım, "bana birşey olmaz, yapmaya çalışanlara da gösteririm gününü!" Diyip yumruğumu gösterip tek kaşımı kaldırdığımda gülüp yumruğumu öptü. "Bilmez miyim ne kadar güçlü olduğunu." Kollarını bana doladığında kulağıma tedirgin sesi geldi, "korkuyorum Karaca, lütfen tedirgin hissettiğin an beni ara." Ondan ayrılıp gülümsedim burukça, "bana birşey olmaz abisi." Diyip göz kırpıp yanağından öptüğümde koşarak dış kapının yanına geldim. Siyah botlarımı giydiğimde üstümdeki eteği düzeltip çantayı koluma astım. Onu öptükten sonra oluşan tipini ne kadar görmek istesemde kaçmak daha cazip gelmişti.

Üçlü olarak arabanın önüne geldiğimizde doktor kapıyı açınca Erez hemen sürücü koltuğunun yanındaki koltuğa oturacakken bana döndü ve açık olan araba kapısının yanında dururken eliyle içeriyi gösterdi. Yüzümde küçük bir tebessümle "teşekkürler." Diyip bindiğimde doktor da sırıtımakla meşguldü. Arabayı çalıştırırken, "kemerler." Diye bizi uyarınca kemerleri taktığımızda sonunda okula doğru gidiyorduk.

"Karaca, torpidoda 3 zarf olacaktı onları çıkarır mısın?" Hemen başımı sallayıp elime 3 zarfı aldığımda, "okul harçlıklarınız." Dediğinde kaşlarımı çattım, "sende alıyorsun küçük hanım, itiraz etmek yok." Dedi ne diyeceğimi anlamış gibi. İki zarfı arkaya uzattığımda Erez'in ikisini alıp birini Arel'e vermesiyle bende zarfı sırt çantama attım.

Arabanın durmasıyla inecekken, "Karaca sen kal." Diyip arkasına dönerek ikiliye inmesini söyleyen bir baş hareketi yaptığında gerilmiştim. Birşey yok dedim kendi kendime, doktor birşey yapmaz, korkma aptal gibi.

"Ateş senin sınıfında olduğu için rahatım ama yine de dikkat et güzelim." Dediğinde omuz siktim, ne diye bu kadar uzatmışlardı anlamadım. Ateş'e sandığımdan fazla güvenmeleri de onun ne kadar iyi biri olduğunu gösteriyordu ayriyeten. "Birşey olmaz doktorcum, bu kadar tedirgin olmanıza anlam veremiyorum?" Başını bana çevirip güldüğünde neye güldüğünü anlamamıştım.

"Doktorcum güzelmiş ama abiyi tercih ederim küçük." Başımı olumsuzca sallarken omuz siktim, "doktorcuğum daha güzel." Gülümsememle başıma öpücük kondururken, "dikkat et." Dedi tekrardan, başımı sallayıp çantamı sırtıma atarken arabanın kapısını kapatmadan elimle öpücük attığımda dudak büzüp, "ama öyle olmadı şimdi?" Diye onu yanağından öpmememe şikayet ederken kapıyı kapatıp, "akşam!" Diyip kahkaha atararak okula girdim.

Sınıfa çıktığımda dersin başlamasına 2 dakika vardı. Oturduğum sıra boşken sıramın yanındaki sırada Demir ve yanında Dudu varken onların arkasında tek başına oturan Boran sıraya yayılmıştı, tam arkamda Börte ve Güneş oturuyordu. "Ateş nerede?" Sırıtarak yerinde dikleşirken, "Gelmedi bugün, merak mı ettin?" Diyen Boran'a göz devirip önüme döndüm, "ettim ya da etmedim ne fark eder?" Omuz silktiğini hissettiğimde onun yerine Börte konuştu, "bizim için değil de Ateş için fark eder belki."

Başımı eğip birşey demediğimde saçmalıyorlar her zamanki gibi dedim. Ders zili 1 dakika önce çalmıştı, kapı açılınca bir elindeki karton bardağı ve diğer elinde tuttuğu kitap ve dosyasıyla içeri girdi Ufuk hoca. Ayağa kalktığımızda "oturun gençler." Demesiyle herkes tekrar otururken ayağa hiç kalkmayanlar rahattı tabi. Saygısız varlıklar. Herkes bir ben olamıyor canısı. Of be, Ateş olsaydı keşke. Ne diyorum yahu ben? O muşmula suratlıdan banane.

Yani şimdi Allah var yakışıklı çocuk, çarpılmayalım şimdi.

Ama konumuz asla bu değil. Evet konu Sohbet ve Fıkra. Dersin konusu yani. İlk ders Ufuk hocanın arada zor ve garip sorularıyla birde ders anlatmasıyla geçerken zil çaldığında dışarı çıktım hemen. Kendime kantinden çilekli süt alıp geri çıkacakken önüme çıkan Alara ile durdum. Daha bismillah demedik be yavaş ol. Göz devirip ona baktığımda başımı salladım, 'ne istiyorsun?' der gibi.

"Bakıyorum çok mutlusun Karaca?" Kaşlarımı çatıp kollarımı göğsümde bağladığımda cam kenarındaki üçlü kızın bize doğru sinsi sinsi baktığını görsemde birşey demedim. "Mutlu olmamam için bir sebep göremiyorum Alara?" Pis pis sırıtırken başını salladı, "E Kamer denen kadınla aran nasıl? Hâlâ hanım mı diyorsun ona?" Diyip kahkaha attığında sinirle bir adım attım ona doğru, "kes sesini, benim annemin adını ağzına bile alma." Yüzümü buruşturup başımı olumsuzca sallarken tiksinircesine baktım ona.

Aileme zarar veren birine biraz bile acımam olmazdı. "Vah vah, kabullendin demek?" Başımı salladım hırsla, "senin aksine mükemmel bir ailem var, o arkandaki kadına güvenip karşımda durmanı da tavsiye etmem." Alayla kahkaha attığında çoğu bakış artık bize dönmüştü. "Bana bak dünkü kız, o ailem dediğin insanların seni sevmediğini ikimizde biliyoruz!" Bağırışına aptal gibi sussam da ona karşı hissettiğim sinir çok fazlaydı. Birinin kolumdan tutup beni arkasına almasıyla kolumu tutan kişiye baktım.

"Onun arkasında, onu çok seven kocaman bir ailesi var ex abla." Dediğinde başımı eğip güldüğümde bana döndü Erez'in bakışları, kolumu bırakıp kolunu omzuma attığında şaşkındım açıkçası. "Ablamı rahatsız etmeye kalkma bile. Karşında Güz ailesini bulursun." Duygusal yanım ağır basarken gözlerim dolmuştu yavaştan, derin nefes alıp gülümsediğimde Alara hırsla omzuma çarpıp geçerken onun nasıl birden 180 derece değiştiğine inanamıyordum.

"Teşekkürler ama gerek yoktu." kolunu omzumdan çekerken, "biliyorum." Dedi başını sallayıp kantinden çıkan Alara'ya baktı, "onu alt edeceğinden şüphem yok ablacım ama yalnız olmadığını bilsin istedim." Başımı eğip birşey demezken Alaca'yı özlediğimi fark ettim. Neden beni aramıyordu bu? Okulda da yoktu. "Kardeşini mi özledin?" burukça çıkan sesiyle gülümseyip ona döndüm, "kardeşimi özlemeyeceğim de kimi özleyeceğim?" Diyip kısa saçımı savurup yürüdüğümde onu biraz süründürmekten zarar gelmezdi.

🪀

Yorum atmayı begenmeyi unutmayın arkadaşlar, seviliyorsunuzz 🫀

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.