İçeriğe geç

Yaşamaya Ölmek (GERÇEK AİLEM)

Bölüm 12 · 16 dk okuma

Yaşamaya Ölmek (GERÇEK AİLEM)

Bölüm 12

🪀12.Bölüm

SELLAMLAR VE İYİ OKUMALARRR

🎧

Bu Sabahların Bir Anlamı Olmalı,Vega

🪀🪀🪀

Arkamı dönmedim ama bana doğru iki farklı adım sesleri duyduyordum. Kolumdan tutulup sertçe arkamı döndürülürken gözümü kapattım, başımı korkuyla kaldırırken komiserin karanlığa rağmen parlayan ela gözlerinde endişe görmemle afallamıştım. Arkasında duran Doktor hemen yanıma gelip beni abisinden kurtarıp kolları arasına aldığında, "neden yapıyorsun bunu?" Dedi fısıltıyla, elleri saçlarımda her dolandığında içim titriyordu.

"Benim yaptığım birşey yok." Dedim kolları arasında, çekilmek istesemde ayrılmamıştı benden. Sessiz geçen birkaç dakikadan sonra, "ayrıl lan kızdan." Diyen komiserin sert sesiyle huysuzca ayrılmıştı benden.

Önüme geçen komisere bakmayıp başımı başka tarafa çevirdim, "Özür dilerim kardeşim," titreyen sesini duyduğumda inanmamak için bakmadım yine. "Dün, seni koruyamadım o üç salağa. Biliyorum aptallıktı ama," başını olumsuzca salladı acıyla ardından yarım bıraktığı cümleyi tamamladı. "Yapamazdım, 'Alara bizi hiç sevmemiş, suçlamayın Karaca'yı.' diyemezdim. Yıkılırlardı." Dudak büzüp ona döndüm, "sende onlar yıkılmasın Karaca yıkılsın mı dedin?"

Sesim titrerken bir adım attım geriye, "neden bana bunu yapıyorsunuz?" Gözyaşlarım akarken yorulmuştum. Sabahtan beri aptal gibi ağlıyordum. "Neden umut verip birden duvara toslamama neden oluyorsunuz?!" İsyan ediyordum belki ama hayata değil, bana yaptıklarına. Bacaklarım titrerken yere düşmeden belime sarılan kollarla ayaklarım yerden kesilmişti ve artık komiserin kucağındaydım. "Neden günün sonunda günah keçisi ben oluyorum?" Başım göğsündeyken mırıldandım sessizce.

"Abi..." Doktorun sesi geldi kulağıma, benim yerime acı çekiyordu sanki, ellerim titrerken yüzümü kapatıp komiserin göğsünde saklandım sessizce. "İyileşecek," diye mırıldanırken arabanın kapısının açıldığını duydum. "İyileşeceğiz." Dağıttıkları beni, toplayabilecekler miydi gerçekten? Ya da buna o şeytan üçlüsü izin verebilir miydi? Ya Kamer hanım, ona olan kırgınlığım geçecek miydi, ona tekrardan güvenebilecek miydim?

Arka koltukta başım komiserin omzundayken arabayı doktor sürmeye başlamıştı. Zaten eve yakındık bu yüzden çok geçmeden araba durduğunda başımı kaldırıp arabadan çıktığımda yanıma geldi sanki kaçacakmışım gibi. Göz devirip yürümeye başlayınca, "herkes uyanık mı?" Diye ters ters sorunca yandan bana baktı komiser, "salondalar." Demesiyle başımı eğdim.

Kapıyı kilitle açan doktor ile içeri girerken omzumun üstüne koyulan el ile geri çekildiğimde komiserin eli boşluğa düştü. Doktor yanıma gelirken, "sakin ol Karaca." Dediğinde elime bakıyordu, titreyen elimi yumruk yapmış sıkıyordum. Birşey demediğimde kapıyı açıp içeri girdi arkasından geçerken benim arkamda da komiser vardı.

Odaya girmemle hızla ayağa kalkan Kamer hanım bana doğru yürüyecekken bir adım geri gitmemle olduğu yerde kaldı. "Kızım?" Titreyen sesini duyduğumda inanma dedim kendi kendime. "Annem, otur da öyle konuşalım." Diyen doktordu. "Konuşacak birşey yok." Ters sesimle araya girdiğimde Mert'in nefret dolu bakışları üstümdeydi yine. "Buna sen mi karar veriyorsun?" Dedi doktorun ikizi olan çakma savcı.

"Bugüne kadar herşeyin kararını siz verdiniz de ne oldu?" Dediğimde yüzü şekilden şekile giren adamla keyiflenmiştim.

Mert'in ayağa kalkmasıyla gerilen sırtımı umursamazken, "abimle düzgün konuş." Dedi dişlerini sıkarak, güldüm alayla sanki ondan korkmuyormuşum gibi. "Ne yaparsın?" Dediğimde ona doğru bir adım atsamda hemen çaprazımda doktor duruyordu. "Döver misim yoksa?" Dudak büzüp gözlerimi korkuyormuş gibi yaptığımda Azat bey ayaklanıp Mert'i omzundan tutup geri oturttu. "Böyle birşey yapması için önce beni çiğnenmesi gerek." Diyen de önümde ki doktordu.

Hep bana daha yakın yaklaşan o olduğu için kalbim eriyordu ona karşı.

Arel sessizken Erez elleriyle oynuyordu. Komiser kollarını omzuma koyup üçlü koltuğa beni sürükleyip otururken bir yanıma o, bir yanıma doktor oturmuştu, bana kalkan gibiydiler ve bu benim garibime gidiyordu. Ölecektim de haberim mi yoktu?

"Alara gitti ve bir daha bu kapıdan asla girmeyecek." Yanımdaki adamın sert sesiyle ona baktım. "Neden gitti, benim yüzümden mi?" Dedim yine ne kadar benim yüzümden gittiğini düşünmesemde. Gözleri bir süre gözümde kalırken gülümsedi burukça, "sevdiğim kadının katilinin bu evde işi yok." Dediğinde yerimde buz kestim. Sevdiğim kadının katili? O ne demekti öyle?

Dudaklarım titrerken, "ne?" Diyebildim sadece, keşke benim yüzümden gitseydi. Alara... Nasıl ya, bu kadar kötü biri olamazdı değil mi?

"Yaptığı onca şey..." Hayal kırıklığıyla sustu doktor. "16 yıldır yaşadığımız kardeşimiz bildiğimiz kız..." Diye mırıldandı Savaş devam etmeye gücü yok gibi sustu. Arel hiçbir şey söylemezken ağlamak istiyor da ben varım diye ağlamıyormuş gibiydi. Erez'in ilk gün dediği laf aklıma geldi, "benim zaten bir ablam var." Tabi canım ablan mükemmel bir kızmış bak.

"Sandığının aksine annem o gitti diye ağlamıyordu, hiç bir araya gelemeyen ailemiz sen varken ilk defa topluca yemeğe oturuyorken tekrar dağılmış olmamıza ağlıyordu." Elini sırtıma koyduğunda sadece yere bakıyordum. "Sana ağlıyordu, seni mutlu edemeyişine ağlıyordu." Başımı eğdiğim yerden kaldırırken komisere baktım. Ne hissediyordu acaba, kardeşi bildiği kız, sevdiği kadını öldürmüştü sonuçta.

Ne düşündüğümü biliyormuş gibi güldü ama bu sadece acı bir gülümsemeydi. Kollarımı boynuna dolamamla bedeninin buz kestiğini hissettim, koca kolları sırtımı sardığında başımı omzuna koydum. Kokumu içine çekmesiyle gözlerimdeki yaşları yollamak adına derin nefes aldım. Saçımda dolaşan elleri duraksadı ve benden ayrıldı, "ağlıyor musun sen?" Diyip elleriyle yüzümü sararken dolu gözlerimi görmesiyle başını yana eğdi.

"Ağlamıyorum ki?" Dememle gülümseyip beni göğsüne çektiğinde içimde anlamdıramadığım bir şey vardı.

Ve Kamer hanıma çok pis haksızlık yapmıştım galiba, kendi kendime triplere girmiştim o kadar.

Gözlerim Azat beyin yanındaki Kamer hanıma değdi. İkisi de bize bakıyordu gülümseyerek ama Kamer hanımın gülüşü buruktu. Ona baktığımdan gözlerini kaçırıp yere çevirmesiyle başımı komiserin göğsünden çekip derin bir nefes aldım, ne yapacağımı anlayan doktor bana bakıp gülümsediğinde bende ona gülümsedim. Umarım, umarım bana hissettirdikleri bu güzel şeyi iki güne mahvetmezlerdi.

"Kamer hanım," diye çekine çekine konuştuğumda başını kaldırıp bana baktı hemen umut parıltılarıyla. "Ben özür dilerim, siz öyle-" diyip yan yana oturan üçlüye baktığımda Erez bana bakıyordu, Arel de hâlâ aynıydı. "Ben ilk defa sevildiğimi hissettim sizinle..." Dediğimse sesim bir fısıltı gibiydi, "dün yanlış anladım, sanki bulutlardan yere çakılmış gibi hissettim."

Omuz silkip tekrar başımı ona çevirdiğimde, "ben de zaten bundan korktuğum için kaçtım yine." Dediğimde beni ilgiyle dinleyen yanımda oturan adamlar ve Kamer hanımla Azat beydi.

Ayağa kalkan Kamer hanımla bende kalktım, gülümseyip yanıma geldiğinde beni kolları arasına alıp sıkıca sarmaladı, "yaralı kuşum, kızım, bir tanem, annem," saçıma her kondurduğu öpücükte başka bir hitap kullanırken gülümsedim sıcacık. "Anneler çocuklarını sadece sever." Dediğinde gözümden bir damla yaş aktı. Zerrin beni hiç sevmemişti, belki de en baştan benim onun çocuğu olmadığımı biliyordu. Yoksa neden beni sevmeyip Alara'yı sevsindi ki?

Kendini kandırma Karaca, sen zaten sevilecek biri hiç değildin.

Başımı olumsuzca sallarken 'hayır." Dedim sessizce, bende sevilebilirim. Bende insanım sonuçta. Sevgiyi hak etmeyen insan mı olurmuş hem?

Kamer hanımdan ayrılırken doktora baktım, sonra komisere ve Azat beye. Seviyorlar değil mi beni? Rüya ya da kandırmaca değildi bunlar. Gerçek olmasını umdum sadece.

"Çok yorulmuşsundur, gel hadi dinlen birtanem." Elini sırtıma koyup ilerleten Kamer hanıma baktım, saniyelik arkama baktığımda Arel ile göz göze gelmemle içinde ne yaşadığını ela gözlerinden çözmeye çalışsamda farklı biriydi o.

Asansörle 3. Kata çıktığımızda benim odama geçtik Kamer hanımla. Dolabımı açıp mavi eşofman takımını çıkardığında yatağa koydu, "sen dinlen, eğer bir şeye ihtiyacın olursa yanımıza gelebilirsin tamam mı birtanem?" Bana her birtanem diyişinde içim gidiyordu. Sanki tek kızı, biriciği benmişim gibi. Gülümseyip ona bakmamla o da gülümsedi, "noldu?" Diyip elini yanağıma koyduğunda duraksadım sadece.

"Hayat çok garip Kamer hanım." Dememle düşünceli bir şekilde bana baktığında beni dinliyor olması bile güzeldi. "Daha sabah yürüdüğüm her sokak bana sevilmediğimi bağırıyor gibiydi." Her kelimemde omzu daha çok çöken kadın ellerini uzatıp elimi tutarken sol elimi kaldırıp avuç içimden öptü. "Sana çok geç kaldık," dediğinde omuz siktim. Ben bile kendime geç kalmıştım ama içten içe bir yanım hep kırık olacaktı.

Sadece en azından bundan sonra kırılmak istemedim. İçimdeki küçük Karaca gülebilsin birazcık istedim. Ne kadar mümkündü bilemiyorum ama istedim.

"Daha çok geç kalmayacağız, buna izin vermem." Başımdan öpüp gülümsediğinde, "iyi geceler" dedi tekrardan, aynı şekilde cevap vermemle odadan ne kadar çıkmak istemese de kapıyı açıp çıktı dudak büzerek. Benimle yatsın isterdim ama geçenki gibi olur ve birden aramız bozulur diye korktum.

Eşofmanlarımı değiştirip kendimi yatağa attığımda ilk defa kapım kilitli olmadan daldım uykuya.

🪀

1 Şubat Cumartesi

Bir gün sonra okullar açılıyordu ve ben dün Alara'nın bizim okula geçiş yaptığını Alaca'dan öğrenmiştim. Kahrubela gerçekten! Birde bunun üstüne Azat bey, Erez ve Arel'i de bizim okula almasın mı!?

Neymiş efendim Alara sinsiymiş, beni korurlamışmış, e bende durur muyum, "Alara ile bir olup bana ölüm planı kurar bunlar Azat bey." Dememle her ne kadar komik birşey söylemiş olsam da kimse gülmemişti. Suratsız herifler işte!

Ve şaşırdığım şey ise Arel'in susup öylece bana bakması oldu, ne hissettiğini merak ediyordum açıkçası. Daha bir kaç hafta önce kahkahalarla güldüğü kardeşinin ihaneti ağır olmalıydı. Erez ise arada bana ters ters bakıyor sonra kendisine bir şey hatırlatıyor gibi oluyor ve usulca önüne dönüyordu. Mert de aynıydı, hâlâ ona göre dünyadaki en kötü insan falandım galiba. Beni Zerrin'in yerine koyarak sürtük imasında bulunmasını asla unutmayacaktım.

Altıma hep evde giydiğim dizime kadar gelen lacivert şortlarımdan geçirip üstüme de gri ve üstünde lacivert yazı olan sweatshirtümü giyerken odadan çıkıp asansör ile aşağıya indiğimde herkes salondaydı, bende oraya geçerken koltukta oturan komiserin yanına gidip oturdum, gülümseyip ona bakmamla gözünü kırptı 'ne oldu?' der gibi, omuz silkip Azat beye baktığımda dişlerimi gösterip gülümsedim, "Azat bey?" Diyip dudak büzdüğümde gülümseyip, "Efendim biriciğim?" Demesiyle daha çok gülümsedim.

"Ateşlerle beraber lunaparkta gidecektikte?" Dediğimde önce kaşları çatılırken Kamer hanım girdi hemen salona, "ay tabi gez kızım. Zaten kaç gündür evde ders çalışıyorsun." Diye konuşmasıyla gülümsedim hemen. Kaç gündür proje ödevim derken, bitirmem gereken testler derken canım çıkmıştı gerçekten. Ama doktorun bana yardım edip ders çalıştırmasıyla hallolmuştu herşey. Gerçi ben daha çok yeşil gözlerine bakıp bakıp erimekle meşguldüm ama çok iyi verim almıştım onunla ders çalışırken.

"Niye Ateşlerle gidiyormuşsun? Ben varım." Dedi huysuzca komiser, omuz silkip Azat beye döndüm, "Ben Ateş'i istiyorum." Dememle öksürük krizine giren sadece komiser değildi. Azat beyde aynı şekildeyken Kamer hanım gülüp kocasının sırtına vurdu yavaşça, "helal kocacım helal," bana dönüp göz kırptığında hınzırca gülümsedim.

"E siz şimdiden böyleyseniz kızım evlenince ne yapacaksınız acaba?" Diye şikayet eden Kamer hanıma Arel bile ters ters bakarken, "ne evlenmesi ya?" Diyen arkamdaki komiserdi, "ben kızımı kimseye vermem." Diyip kollarını önünde bağlayan da Azat beydi. "Kim evleniyor ya?" Diye saçını kaşıya kaşıya salona giren, daha yeni uyanan Erez sersemi konuşmuştu.

"Kim evlenip evden gitse mutlu olursun?" Diye soran Arel'di. Koltuğa atlayan Erez, "sen." Diye cevaplarken başımı eğdim. Gülmemeliydim. Hayır Karaca gülme! Yanımdaki komiser benim yerime erkeksi bir şekilde gülerken kaşlarımı çattım. Sen dışarıda böyle gülme be adam. Elindeki yastığı kardeşinin kafasına fırlatan Arel ile bakışlarımı komiserden çektim, yüzünü buruşturup kafasına gelen yastığı yanına bırakırken Arel'e vurmaya cesaret bile edememişti.

Doktor bugün nöbetteydi, çakma savcı da şirketteymiş. Neden çoğunlukla şirkette oluyordu da kendi mesleğini yapmıyordu bu adam bilmiyordum? Sanki evde yabancı olduğum tek konu buymuş gibi birde boş yapmam yok mu?

Kamer hanımın bizi yemeğe çağırmasıyla hepimiz masaya geçerken Mert de gelmişti. "Önceden kahvaltıya herkes inmezdi, illa birkaç kişi başka bir yerde olurdu." Dedi Kamer hanım çay doldururken. "Şimdilerde işi olmayan herkes masada." Dediğinde bana bakıp gülümsemişti sanki benim sayemde oluyormuş gibi.

"Farkettirmeden bizi birbirimize kırdıran biri yok çünkü," dedi bana uzak olan börekten tabağıma iki tane koyan komiser, "Karaca'm ilaç gibi geldi hayatımıza." Dediğinde omlet koymuştu bu seferde tabağıma. Birilerine ilaç olabiliyor olmak bile gülümsetiyordu beni.

"Tabaktakiler bitecek." Dediğinde gözümü kıstım, "o kadar açım ki seni bile yerim komiser." Yüzünü buruşturup, "abi." Dedi kaşları çatık. "Bak heceliyim istersen güzelim, a-bi." Gülümseyip göz kırparken omuz silktim. Komiser dememe gıcık olsa da abi diyebileceğim kadar yakın değildik ve kendimi hazır hissetmiyordum. Hem komiser çok iyi bir seslenişti!?

"Bizde babanla lunaparka gidelim diyoruz?" Duyduğum sesle yanımdaki Kamer hanıma döndüğümde benden izin alıyor gibiydi. Dudak büzüp omuz silktim, "isterseniz gelin." Dediğim anda yüzünde kocaman bir gülümseme olurken Azat bey de rahatça arkasına yaslandı.

Sonunda tabağımdakiler biterken ayağa kalkıp, "elinize sağlık Kamer hanım." Dememle gülümseyip, "afiyet olsun birtanem." dedim ensemi kaşıyıp Azat beye baktığımda, "Azat bey?" Diyip küçük bir tebessüm yolladığımda, "biriciğim?" Diye içi girdermiş gibi bana seslenmesiyle utanırken, "Şey, işe geri dönme gibi-" daha sözümü bitirmeden, "yok," dedi hemen, gülümseyip başını olumsuzca salladı.

"Bir şeye ihtiyacın olursa arkanda dağ gibi baban var." Başını sallayıp kaşlarını kaldırırken, "gerekirse önünde de dağ olurum ama kendi kendine savaşmana izin vermem." Yutkunuş sesim kulağımda çınlarken gözümdeki yaşları yolladım hemen. "Teşekkürler." Dedim neden dediğimi bile bilmezken.

Kamer hanım başını eğdiğinde gözünden akan yaşın kucağında koyduğu eline damladığını görmemle eğilip yanağına öpücük kondurdum, birşey demesine fırsat vermeden hemen yürürken, "ben hazırlanmaya kaçar." Demiştim yemek odasından çıkmadan.

Başımı arkaya attığımda güldüm kendi kendime. Odamın kapısını açıp girdiğimde altıma siyah bir kot pantolon ve üstüme de beyaz bir gömlek ve gömleğin üstüne Zehra ablanın diktiği siyah yeleği giydiğimde gülümsedim. Gözlerimdeki yaşları silerken dudağımı çerçeveleyip renkli dudak nemlendiriciden sonra şeffaf glosumu da dudağıma sürdüm hızlıca.

Kirpik kıvırcımı alıp kirpiklerimi kıvırdığımda tamamdım. Benimde Max makyajım buydu işte.

Telefonumu kıçımdaki cebime koyup odamdan çıktığımda salona geçip Kamer hanımları bekledim. Birkaç adım sesiyle içeri Arel ve Erez girdi. Elimde telefonumla sınıf grubundaki mesajlara bakarken karşımdaki kanepeye oturduklarında onları görmüyor gibiydim.

"İstemendiğin bir evde kalmaya utanmıyor musun sen?" Telefonu tutan elim sıkılaşırken bir süre sessiz kaldığımda dudaklarımdan alaylı bir gülüş çıktı.

"İstenmediğim yerlerde kalmaya alışığım ben, ikiz müsveddesi." Gözlerim ela gözlerini delip geçerken o kaşlarını çatmakla meşguldü. Komiserin salona girmesiyle gözlerimi ondan çektim. "Sen hep böyle mi gidiyorsun işe?" Dedim ters ters ayağa kalkarken. "Hayır yani ben seni görsem kendimi bilerek tutuklatmak isterim ayol bu ne?" Elimi kaldırıp onu işaret ederken ne yaptığım kafama dank edince hemen ellerimi indirip gözlerimi kaçırdım. Benim öyle bir anda dilimden bazı şeyler kaçabiliyordu.

Komiser kahkahasını sonunda bitirirken yanıma gelip açık saçlarımı karıştırdı, "o kadar mı yakışıklıyım ben, küçük hanım?" Dediğinde yüzümü buruştururken, "ben öyle birşey demedim, göz zevkimi bozdun hem." Sonda başımı başka tarafa çevirirken bozduğu saçımı düzelttim.

"Pars, uğraşma kızımla." Diye içeri giren Kamer hanımla gülümsedim. Çok güzel olmuştu, benim aksime renkli bir kadındı ve üstündeki günlük mavi elbiseyle çok güzeldi. Arkasında gelen Azat bey elini Kamer hanımın beline koyarken ben onu süzmekle meşguldüm, üstüne giydiği yün lacivert kazak ve altındaki siyah kumaş pantolon ile o kadar yakışıklı duruyordu ki kim derdi bu adamın 8 çocuğu var?

Kamer hanımın bütün çocukları ulta yakışıklıyken ben niye bu kadar boktandım acaba? Bütün güzellik hormanlarını çalmışlar. Renkli gözlü olmayan bir tek ben ve Mert gıcığıydı ama o koyu kahve gözleriyle karizmatikti zaten.

Biz de kahve gözle ışık saçıyoruz canım!

İçimdeki seste olan özgüvenin yüzde onu bile bende yoktu. Kamer hanım yanıma gelip bana bakarken, "sen bu kadar güzelken babanın içinde yaşadığı kıskançlığı merak ediyorum." Diye sessizce konuşup güldüğünde bende utanarak gülümsedim. "Hadi çıkalım." Dediğinde kol kola dışarı çıkarken arkamızdan gelen Azat bey ile durup ona döndüm, boşta olan elimi kaldırdığımda bir an duraksayıp gözlerime baksa da hemen koluma girip gülümsedi.

Kapıdan sonunda çıkıp arabaya bindiğimizde öğle saatini geçmişti bile ve direkt olarak lunaparka geçecektik. Ateşlerde bir arabayla hep beraber geleceklerdi.

Arabanın durmasıyla heyecanla dışarı çıkarken etrafa baktığımda girişteki küçük büfelerin yanında duran bizimkileri görmemle hemen onların yanına doğru gittim, Kamer hanım ve Azat beyde arkamdan geliyordu. yanlarında olan Duha bey ve Elzem hanım ile kaşlarım şaşkınlıkla kalkarken gülümseyip yanlarına geldim.

"Oy gelinim-" diyip dudaklarını birbirine bastıran Elzem hanımla Güneş kahkaha patlatırken Dudu dirseğin karnına geçirmişti sussun diye, Demir yalandan öksürmeye başlayınca farketmeden etrafa mal gibi bakıyordum. "Hoşgeldiniz." sanki hiç daha deminki cümleyi kullanmamış gibi gülümseyerek bana sarıldı hemen Elzem hanım, Ateş başını eğmiş sırıta sırıta bana bakıyordu. Gözlerimi kıstığımda dil uzattım alttan alttan.

Hep beraber yürürken Börte ve Güneş kendilerine pamuk şeker almışlardı Dudu'ysa mısır almıştı, Boran pamuk şeker almak isteyince Demir'in değişik bakışlarıyla o da mısır almak zorunda kalmıştı.

Pamuk şekeri bana zorla bile kimse yediremezdi çünkü bazen anılar içinizde büyük bir öküz misali oturur ve bazı şeyleri size unutturmazdı. "Biriciğim?" Kafamı kaldırıp Azat beye baktığımda, "pamuk şeker yemez misin?" Dediğinde başımı salladım olumsuzca, "sevmiyorum." Kaşları kalkarken önüne döndü sessizce.

Zerrin bana ilk defa kendi isteğiyle birşey alıp gelmişti bir gün, üstelik küçükken en sevdiğim renk olan mavi bir pamuk şeker almıştı. Hayatımda yediğim ilk ve son pamuk şekerdi. Daha 7 yaşımdayken nerden bilebilirdim ki içinde cam kırıkları olduğunu?

Yemiştim birkaç parça ne olacağını bilmeden, sonra ağlayarak kan kusmaya başladığımı hatırlıyorum, Zerrin evi kirletmiyim diye beni banyoya kilitleyip Alaca'yı alıp çıkmıştı evden. Bir süre sonra bakıcımız olan 17 yaşındaki Miray abla gelmiş ağlayarak hastaneye götürmüştü beni. Durumları kötü diye bize bakıcılık yapıp para kazanıyordu.

Kamer hanımlarla beraber çarpışan arabaların yanına bindiğimizde hep beraber binme kararı alırken Demir istemediğini söylemiş ve kenara çekilmişti, bende ona "zevksiz." Diyip yüzümü buruşturduğumda göz devirip gülmüştü. Ama ne belli, belki onun da çarpışan arabalarla kötü bir anısı vardır?

Kamer hanım Azat beyle, Elzem hanım Duha beyle, Boran Güneş'le ve Dudu da Börte ile olunca Ateş de sırıtarak bana yol vermişti. "Ben kızımla olucam." Diyen Azat beye ters ters bakıp yanına oturtmuştu Kamer hanım. Arabalar devreye girince arkamızdan bize çarpan Dudu ve Börte'yken arabayı hırsla sürüp birden Elzem hanımlara çarpmamla gözlerim fal taşı gibi açılırken Duha bey tepkime gülmüştü.

"Ama oldu mu şimdi böyle gelinim?" Dediğinde Duha beye dönüp bayık gözlerle kocasına bakarken, "ay Duha ben ne diyorum öyle, çok ayıp." Başımı eğip gülerken yandan bize çarpan Kamer hanımla onlara döndüm, "canım kızım?" Diyip önce bana bakan Azat bey yanımdaki Ateş'e bakıp, "kızıma dikkat et abisi." Diye sondaki kelimeyi bastırırken bayık gözlerle bakan bu sefer bendim. Arabayı çevirip Boranlara çarptığımda, "ya Karaca!" Diye bana kızan Güneş ile kahkaha atmıştım.

Demir elindeki telefonla herşeyi kayıt ederken ona bakıp dil uzattım, göz devirip gülmüştü sadece. Aynı anda sağ ve arka taraftan bize çarpan kişilerle küçük bir çığlık atarken Ateş direksiyonu tutup bize çarpanlara çarpmaya çalışırken ben kahkahalar atmakta meşguldüm.

Çarpışan arabalardan indiğimizde Kamer ve Elzem hanımlar başka tarafa doğru giderken bizde hep beraber farklı şeylere binmeye gidiyorken hızlı trenin olduğu yerde durduklarında yutkunup Ateş'e baktım. "Ay evet buna binelim!" Diye heyecanla yerinde zıplayan Dudu'yla Güneş ve Börte ne kadar korksalarda onlar da kabul etmişken bir adım geriye gittim.

"Ya Karaca korkma hadi!" Diyip yanıma gelen Dudu ile başımı salladım hemen olumsuzca. "Olmaz, ben binmem." Başımı ona çevirip gülümsedim, "siz binin hadi, ben sizi beklerim." Omuzları çökerken dudak büzdü.

Bakışlarım tekrardan hızlı trene dönerken gülümsedim gözlerim dolmasın diye.

Gece yarısı, kimse yokken Zerrin beni buraya getirmişti, "seninle lunaparkı gezelim mi kızım?" Demişti sanki çok güzel bir anneymiş gibi. Yanıma önce kendisi de binerken sonra geri inmiş ve beni hep yaptığı gibi tek başıma bırakmıştı. Dakikalarca yalvardım ona beni indirsin diye ama hızlı tren çalışmıştı ve ben aptal bir korkak gibi korkudan bayılmıştım. Zerrin beni bırakıp giderken yine Miray'ı uykusundan uyandırıp beni buradan almasını söylemişti.

"Vazgeçtik, binmeyeceğiz hadi gidip Aşk gemisine binelim." Dediğinde burukça gülümseyip başımı salladım. Ateş'in bakışları üstümdeyken ona bakıp gülümsediğimde benim aksime kehribar gözlerinin karardığını gördüm. Birşey demeyip yürümeye başladığımda hep beraber aşk gemisine binmiştik. Börte'nin çığlıkları ve yanında oturan Dudu'nun "kulağım sağır oldu!" Diye bağırması o kadar komikti ki. Güneş ve Boran burda bile laf ataşına girerken Demir boş boş karşıya bakmıştı.

Hiç tepki vermek nedir bilmiyordu diye düşünüyordum. Ateş arada bana bakarken önüne dönüyor sonra tekrar bana dönüyordu. O da ayrı bir kafaydı zaten.

Aşk gemisinden indiğimizde Kamer hanımlar da bize doğru geliyordu ve Azat beyin kucağında kocaman pembe bir oyuncak ayı görmemle kaşlarım çatıldı. "Yüz yıl düşünsem Azat amcayı böyle bir tabloda hayal etmezdim." Diyen Demir'di. Azat beyle hepsi çok yakındı.

Onların yanına geldiğimizde Kamer hanım gülümseyip kolunu omzuma koyarken, "baban sana oyuncak ayı kazandı." Dediğinde Azat bey elindeki abartısız benim boyumda olan ayıyı bana doğru uzatırken hemen atlayıp ayıya sarıldım, "ay bu çok güzel!" Başımı kaldırıp Azat beye bakarken, "nasıl aldınız bunu?" Dediğimde o da benim parayla böyle bir şeyi kabul etmeyeceğimi bildiği için, "kızım için mükemmel atışlar yaptım ve aldım." Dedi göğsü kapara kabara.

Ayıyı elimden bırakmazken Azat beye sarılıp öyle teşekkür ettim.

"Hadi beraber güzel bir yerde yemek yiyelim," diye ortaya bu fikri atan Elzem hanımdı. Herkes arabalarla dağılırken Ateşler, Elzem hanımların arabasına binmişti. Azat bey arabayı sürmeye başladığında yanımdaki ayıya sarılıp yolu izliyordum. "Adını ne koysam acaba?" Dedim dudak büzerek.

Kamer hanım bana sevgiyle bakarken omuz silkti Azat bey, "sen ne koysan çok yakışır biriciğim." Her konuştuğunda şiir gibi geliyordu kelimeleri, kendisine hayran bırakan mükemmel bir adam, şahane bir koca ve dünyanın en iyi babası falandı.

🪀

Bolca yorum yaparsanız çok sevinirimm

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.