İçeriğe geç

Yaşamaya Ölmek (GERÇEK AİLEM)

Bölüm 14 · 21 dk okuma

Yaşamaya Ölmek (GERÇEK AİLEM)

Bölüm 14

🪀14.Bölüm

Selamlar arkadaşlar yorum yaparsanız sevinirim.

5 beğeni ve 15 yorumdan sonra gelecek bölümü atarım anca🫀

🎧

Barış Akarsu,Rüzgar

🪀🪀🪀

Erez bana abla diyordu ikidir ve buna anlam veremiyordum. 180 derece değişen sadece Alara değildi galiba. Yani en azından bana karşı değişmişti Erez. Hemde çok fazla.

Sınıfa doğru gidiyorken birden önüme geçen Ateş ile ona çarpmamak için son anda frenlerken sinirle kolumu koluna geçirdim, "insan gibi davranamaz mısın?" Dudak büzüp bana doğru eğildiğinde, "Aşk olsun Buzlar Kraliçesi, ben hayvan mıyım ki?" Gözlerimi kısıp tek kaşımı kaldırdığımda başımı salladım.

Yanından geçip gidecekken tekrar önüme geçmesiyle sırıtıp başını yana eğdi, "özledin mi beni?" Diyip göz kırparken kaşlarımı çatıp göz devirdim bende. "Ne özleyeceğim seni be?" Bakışlarımı etrafa çevrildiğimde herkes kendi halindeydi. "Emin misin?" Diyip başını yana eğip başka tarafa bakan bana bakmaya çalıştığında, "emin miyim?" Dedim, mala bağlamıştı benim ayarlar.

"Yani eminim, evet, galiba?" Küçük bir kahkaha attığında koluna vurdum, "gülmesene şöyle herkesin önünde!" Dediğimde dudaklarını birbirine bastırıp başını eğdi.

"Asla kıskanmadın." Derken gülmemek için kendini tuttuğunda kaşlarımı kaldırdım, "asla kıskanmadım?" Perçemlerimi düzeltip sınıfa girdiğim an zil sesi duyulduğunda sırama oturmamla Ateş de çantasını masanın üstüne koyup oturmuştu, "bir sonraki ders ne?" Diye sorduğunda, "coğrafya." Dememle yüzünü buruşturdu, "iyi, uyurum." Göz devirip önüme döndüm, "sayılsalcıysan EA'da işin ne?" Bakışları bana dönse de ona dönmedim.

Bir süre susup cevap vermezken önüne döndü sessizce. "Bazı istekler bazı istekleri yok eder ve elinde tek bir tercih hakkı kalır." Hiçbir şey anlamamıştım doğrusu.

"Benim anlayacağım dilde konuşur musun lütfen?" Sitemle ona döndüğümde boş boş bakıp önüne döndü. "Gıcık herif." Söylediğim şeyle bana dönse de Ufuk hocanın derse girmesiyle ayağa kalktık ve o da susup gülmekten başka birşey yapamadı.

Saatler birbirini kovalarken öğle yemeği saati gelmişti, dersteyken Alaca beni aramış. Okulda değildi bugün. Ateş'e birşey demeden sınıftan çıktığımda arka bahçeye gidip kaldırımda oturup Alaca'yı aradım. "Alaca?" Benim sıkıntılı sesime karşı, "Karaca!" Diye heyecanla bağırmasıyla gülümsedim hemen. Mutluydu ya yeterdi. "Ne bu mutluluk Alaca hanım?" Adım sesleriyle başımı kaldırıp sesin geldiği yöne baktığımda Ateş yanıma gelip oturdu.

"Abla ben gidiyorum." Dedi birden Alaca. Bakışlarımı Ateş'ten çekip önüme döndüm sessizce, "Ne demek gidiyorum?" Sesim biraz yükselirken beni bırakıp gitme ihtimali bile korkunçtu. "Abla babam Kanada'da yaşıyor, bende onunla yaşayacağım ama-" devam etmesine izin vermeden sözünü bölerek, "beni bırakıp gideceksin yani?" Dediğimde karşı taraftan bir ses gelmemesiyle başımı salladım sessizce.

"Peki, sana mutluluklar kardeşim." Ona söz hakkı tanımayıp telefonun kapattığımda başım eğikti. Gidiyordu, veda bile etmeden. Zerrin gibi beni öylece bırakıp gitmişti. Okula gelip benimle vedalaşma gereği bile duymamıştı. Gözlerim dolarken mesaj bildirimiyle telefonu açtım hemen.

Işığım🍋: Seni seviyorum, hep seveceğim abla. Kendine dikkat et ve sonsuza dek seni bırakmadığımı bil. Ben seni rahat bırakır mıyım sence?

Akan göz yaşım telefona damladığında kapatma tuşuna basıp yanıma bırakırken ellerimle yüzümü kapattım. Ateş'in kolları beni sararken başımı göğsüne yasladı sessizce. Ben ağladım o saçlarımı okşadı. Sadece sustuk. Ve susuşlarımızla anlaştık biz.

Derin nefes alıp sinir ve hayal kırıklığıyla oflarken ondan ayrılıp ellerimle göz yaşımı sildim, "teşekkürler." Diyip ıslak kirpiklerimi ona çevirdim, "bana bu hayatın güzel yanlarını gösterdiğin için teşekkürler." Söylediklerime kaşlarını çatarken gülümsedim kocaman, "İlk defa seninle hayatı sevdim Ateş." Omuz silkip önüme döndüm, "bunlar boş şeyler gelebilir gözüne ama-" sözümü kesen şey elini elime sarması olmuştu.

"Kitap gibisin Karaca ya da anlaşılması zor bir şiir. Her kelimende saklı olan onca şey, onca acı var gibi ama sadece üstü açık ve içine girilemez bir kara delik gibi, girersen seni içine çekecekmiş gibi. Anlaşılmaz dedikleri ama anlaması da sadece biraz bilgi ve gayret isteyen farlı bir şiiri anımsatıyorsun. Boş olmayacak kadar dolu sözlerin. Anlamlamdıramadığım şekilde yakın olmak istiyorum sana ama bazen uzaktan bakmakla yetiniyorum." Sonra sustu ve omuz silkti benim gibi.

Başını eğip baktı sadece, her insanda olan kahve gözlerime. Sanki yıllardır uzaktan izlediği bir şeymişim ve bu kadar yakınken gözlerini bir an üstümden çekmek istemiyor gibiydi.

"Hayata olan ümitsizliğini biliyorum, sadece biraz da olsa yaşanabilir kılmak istiyorum sana bu hayatı." Dolan gözlerimi saklama gereği duymadım, zaten ben onun önünde çırılçıplak gibi hissediyordum. İçimi benden iyi biliyor, benim kendime veremediğim sevgiyi veriyordu bana. Nasıl bir sevgiydi onun ki bilmiyordum. Bu denli kim kimi severdi anlamıyordum ve bu ben olunca, benim sevilmem olunca, daha da garip geliyordu.

Artık ölmek için can attığım ve yok olduğumu düşündüğüm hayatta benim de bir yerim olduğunu hissettiren bu çocuk adamı asla unutmayacaktım. Çocuk ben unutmuştu ama ben unutmayacaktım. Bana, 'Ölmek istiyorum' değil 'daha çok nefes almak istiyorum' dedirten oydu. Ateş, hayatıma giren en güzel şeydi. Nasıl bir sevap işledim de Allah bana onu ödül olarak yollamıştı bilmiyorum ama o benim iyikimdi.

Kollarımı tekrar ona sardığımda yüzümü boynuna gizlerken sesim boğuktu, "İyiki sen Ateşler Kralı." Titrek bir nefes verdiğimde saçlarımı okşayan eli duraklarken, "İyi ki sen Buzlar Kraliçesi." Ondan ayrılıp aptal göz yaşlarımı silerken, "Hadi diğerlerinin yanına gidelim." Gülümseyip kolunu omzuma atarken, "gidelim güzelim." Başımı eğip aptal aptal gülerken içimde durulmuş olan hatta varlığından habersiz olduğum kelebekler delirmiş gibiydi.

Ben kaybettiğim Ateş'imi bulmuştum sadece.

Çünkü ben onun için hep varken o benim için hiç yokmuş gibiydi. Ne kadar acı olsa da öyleydi.

Arka bahçeden çıkarken önümüze Alara ve arkasında 3 kız gelirken göz devirip Ateş'e döndüğümde o zaten bana bakıyordu. Gözlerimi kapatıp birşey olmadığını söyleyip onu yollamaya çalışırken kararsızca bana baksa da başını salladı. Gitmeyip bizi bir yerlerde izleyeceğini biliyordum. Ateş'i bu kadar da olsa tanımıştım.

İki kız arkama geçerken kollarımı önüme bağladım. "Ne saçmalayacaksın yine?" Benim konuşmama takmadan göğsünden bir sigara çıkarıp ağzına koyarken kaşlarım havalandı. Yanındaki kız çakmakla sigarayı yakarken artık 4 kızın da ağzında olan sigarayla yüzüm buruştu, etrafa bakıp arka bahçeye daha çok ilerlerken ben olduğum yerde durmuştum. Ne yapmaya çalışıyordu bu?

Boynunu kıtlatırken kimsenin göremeyeceği kuytu köşeye doğru ilerleyip duvara yaslanmasıyla ne yapacağını kestiremesemde bir boklar çevirdiği belliydi. "Ne o, niye orda durdun, korkuyor musun? Merak etme seni yemem." Sıkıntılı bir nefes bırakırken sinirle ona doğru yürüdüm, "ne bok yiyeceksen ye, senden daha önemli işlerim var." Ağzındaki sigarayı eline alıp başını salladığında duyduğum kapı sesiyle arkama baktım.

Okulun Kazan dairesiydi, içerde bir kapısı olduğu gibi dışarı açılan bir kapısı da vardı.

Gerildiğimi belli etmeden yumruklarımı sıkarken bana doğru gelen erkek çocukla Alara'ya döndüm. "Ne yapmaya çalışıyorsun Alara?" Sesimdeki siniri umursamazken elimden tutan çocukla bağırmak isterken ağzımı kapatan el ile debelenmeye başlasamda çok da bir işe yaramazken dizimin arkasına vurarak bana diz çöktürdüğünde Alara yanıma gelip bana doğru eğilirken üstüme giydiğim okul gömleğinin ilk üç düğmesini açmıştı seri bir şekilde, kendimi ne kadar kurtarmaya çalışsamda beni tutan ayı buna izin vermiyordu. Çaresizdim ama asla bu kızın önünde ağlamayacaktım.

Ağzındaki sigarayı eline alırken, "sende biraz iz birakmak istedim Karaca'cım, fena mı?" Derken dudak büzmüştü. Sigara dumanı içime işlerken nefesimi tutmuştum, bir eli kolumu tutup sıkarken diğer elindeki sigarayı ani bir şekilde sol göğsümün üstüne batırırken acıyla haykırmak istedim ama buna ağzımı kapatan el mani oldu.

Yanındaki kıza elini uzattığında başım dönerken kafamı kaldırmadım, elindeki -benim üstümde söndürdüğü- sigarayı aterken kızın elindekini alarak sıktığım sol elimi sertçe kendisine çekerken birşey demeden bilekliğimin biraz üstüne batırdığı sigarayla acıyla inleyişime bir de göz yaşlarım karışmıştı. Bir tane daha bastırdı sol koluma ve bir tane daha, etrafı buğulu gören gözlerim sol koluma dönerken üçgen şeklindeki sigara yanıklarıyla başım yana düştü, sol gözümden acıyla aktı göz yaşım.

Emareleri sevmezdim. Kalbim emare doluyken birde sol elimdeki çizik hep canımı yakarken yenileri eklenmişti şimdi.

Hızlı adım sesleri duyarken Alara'nın tedirginlikle ayaklandığını hissettim, beni tutan çocuk birden geriye itilirken başım toprakla buluşmuştu, acıdan başım dönüyordu ve önüme hızla çöken kişiyi seçemiyordum. Başımı kaldırıp Alara'ya bakmaya çalıştığımda birinin onun saçını yolduğunu görsemde bunu zihnimin bir oyunu sandım o an.

"Ateş, sen Karaca'ya bak!" Duyduğum ses Demir'indi, başım birinin dizine yaslanırken hâlâ benden izinsiz akıyordu göz yaşlarım. "Allah belamı versin benim, neden bıraktım, neden dinledim seni de gittim!" Çaresiz ve sessiz isyanına gülümsemeye çalıştığımda yanağıma düşen ıslak bir şeyle bunun göz yaşı olduğunu anlamak zor değildi. Ateş ağlıyor muydu?

Elimi yere sabitlerken belime sarılan kollar beni oturur pozisyona getirince başımı tutup derin nefesler almaya çalışırken Güneş'in uzattığı suya titreyen elim uzanırken Ateş benim yerime alıp şişenin kapağını açarak dudağıma yasladığında sessizce suyu içtim.

Baş dönmem geçerken göğsümde ve elimdeki acıyla yüzümü buruşturdum, Ateş belimden tutup kaldırdı beni, "revire gideceğiz." Dediğinde başımı kaldırıp uzun ve ıslak kirpiklerine baktım, "Ateş, Güz ailesi bunu bilmesin." Kaşlarını çatıp bana bakarken elimi kaldırıp ıslak yanaklarımı sildim, "lütfen..." Kaşlarımı kaldırdığımda sıkıntılı bir nefes bırakıp başını salladı beni geçiştirir gibi.

Adımlarım dururken gömleğin açılan düğmelerini ilikleyip sol kolumu gömlekle saklarken kolundaki düğmeyi de ilikledim.

"Karaca iyi misin?" Diyip yanıma gelen Dudu ile başımı salladım. "İyiyim, herşey için teşekkürler." Elini omzuma koyarken gülümsedi acıyla. "Revirden sonra müdüre git." Başımı olumsuzca salladım hemen. "Olmaz, müdüre söylersem ailemi arar." Kaşları çatılırken etrafa baktım Alara ve yanındakiler yoktu. Kimse görmemişti galiba bizi.

"Karaca, yarına kadar sen söylemezsen ben söylerim Azat amcaya." Sağ elimle sol elimi tutarken sinirle ona döndüm, "Ateş bilmemeleri daha iyi!" Elleri omzumu tutarken, "onlar senin ailen, bilmeleri gerek. Alara durmaz, ailene söyleyeceksin Karaca." Ciddi olduğu sesindeki sertlikten belli olurken başımı eğip kabullenmekten başka birşey yapmadım. Okulun içine girerken bize doğru koşan Erez ile gerilsemde saniyelik yanımdaki Ateş'e bakıp önüme döndüm.

"Abla! İyi misin, Alara'nın saçları yolunmuştu, bende sen kavga ettin sandım." Tedirgin yüzüne boş boş baktım. "Benim bir bilgim yok," dediğimde Börte yanıma gelip sırıttı hemen, "nasıl dövmüşler? Yamulmuş değil mi?" Dediğinde kimin Alara'ya saç baş girdiğini anlamaştım. Güneş ve Dudu da diğer kızları halletmiş olmalıydı. Gülüp başımı olumsuzca sallarken zilin çalmasıyla öğle arasının bittiğini anlamıştım.

"Sınıfına git hemen, hadi." Dediğimde onu başımdan savmamla dudak büzüp üzgün surat ifadesi yapınca göz devirdim, "dikkat et kendine." Diyip merdivenlere doğru koştu. "Sizde gidin derse, hoca sorarsa revirde işleri var diyin." Ateş'in konuşmasıyla ona döndüğümde, "ders rehberlik ama?" Diyen Güneş ile omzum düştü. Ufuk hoca kesin merak edip inerdi. Ofladığımda birşey demeden beni alt kattaki revire sürükleyen Ateş ile diğerleri el mecbur sınıfa gitti.

Girdiğimiz revirde kimse olmadığı için Ateş bana sedyede oturmamı söyleyip ilk yardım dolabından yanık kremi aldığında sıkıntılı nefesini hissettim. "Hastaneye gitmeliydik." Diye homurdanmasıyla alttan alttan ona bakarken "abartma Ateş, birşeyim yok." Kolumdaki düğmeyi söküp yavaşça gömleği sıyırırken bana döndü, "oraya gittiğimde ne haldeydin haberin yok mu senin?" İlk defa sesini bu kadar sert ve otoriter bir şekilde duyarken omuz silktim.

"Geçer." Dedim inat edip. Eline kremi sıkarken kolumdaki 3 noktanın üstüne koyup yavaş ve dikkatlice sürdüğünde konuşmayı ihmal etmedi beyefendi, "her bok öyle kolay geçmiyor Karaca hanım, bunu benden iyi biliyorsun. Salağa yatmayı çok seviyorsun galiba?" Sondaki soruyu bana bakıp sorarken kaşlarım çatılmıştı, sağ elimle sol omzuna vurdum, "sensin salak!" Diyip cırlamamla göz devirdi.

"Ben sana salak demedim, salağa yatıyorsun dedim." Omuz silktim, "aynı şey." Dediğimde başını olumsuzca sallayıp sargı beziyle elimi sardığında, "gerek yoktu." Desemde birşey demeden sardığı sargı bezini tutturmak için beyaz bir bant kullandı. Eli sol bileğimdeki bilekliğe değerken gözünü kapatıp derin bir nefes aldığında sanki aldığı nefesler ona yetmiyor gibiydi. Gömleğin kolunu dikkatlice indirip düğmeyi tekrar iliklerken odaya birinin girmesiyle kafamı kaldırıp kapıya baktım.

"Karaca'cım neyin var, ailene haber verelim mi?" Gözlerimi fal taşı gibi açarken hemen sedyeden indim, "hiç gerek yok hocam!" Diyip kocaman gülümseyip sağ elimi kaldırıp gösterirken, yanlış olanı gösterdiğimi fark edip sol kolumu kaldırdım, "incinmiş sadece, şuan çok iyiyim. Bizde sınıfa çıkıyorduk." Dediğimde rahat bir nefes alıp başını salladı.

"Daha çok dikkat et kendine, lazımsın bize." Dediğinde gülümsedim utanarak. Çok seviyordum ayol ben bu hocayı.

...

Okul zili çalarken hızla sınıftan çıktığımda Ateş de arkamdan gelmese şaşardım zaten. Merdivenlerden inerken Alara'nın o uzun güzel saçlarını ben de yolmazsan içim rahat etmezdi. Aşağıya indiğimde etrafa bakarken kapının önünde Zerrin'in arabasını gördüğümde oraya doğru giden Alara annesine sıkıca sarılırken gülüşerek binmişlerdi arabaya. Araba hareket ettiğinde sinirle elimdeki telefonla taksi aramak istesemde yapmadım.

Zerrin'in evi o kadar da uzak değildi, "Abla!" Diye bağıran Erez ile durup arkamı dönerken hemen yanıma geldi, "nereye gidiyorsun, şoför geldi eve gideceğiz?" Sıkıntılı nefesimi bırakırken yanımdaki Ateş de ne yaptığımı bilmiyordu ama yanımdaydı hep. "Bir yere uğrayacağım ben beni beklemeyin," diyip Ateş'in elini tutup hızla koşmaya başladığımda, "ya o el ne öyle ya!" Diye homurdanmasına birşey demeden okuldan çıktığımda Ateş durunca bende durdum.

"Atla." Dediğinde kaşlarımı çattım, "Ayaklarım kırık değil ve yavaş koşan biri hiç değilim!" Bana dönüp, "biliyorum güzelim." Diyip geri arkasını döndü, "atla hadi." Göz devirip sırtına atladığımda kollarım hemen omzunu sararken düşmeme asla izin vermeden kollarıyla bacaklarımı tuttu, koşmaya başladığında ilk defa bu kadar yukardan etrafta koşuşturmak farklıydı.

Gülüşlerim kahkahaya dönerken nereye gittiğimizi Ateş benden daha iyi biliyordu bu yüzden rahattım. Kolum ve göğsümdeki yanık her ne kadar acıyor olsa da bunu belli edip Ateş'i üzmek istemiyordum. Beni bırakmasını ben istemiştim ama o kendisini suçlamıştı ve ben onun ağladığını ilk defa görmüştüm. Alara'ya gününü göstermeye her ne kadar bana yaptığı şey için gitsem de Ateş'in akıttığı göz yaşı için de gidiyordum. Kehribar gözleri ıslak ve karaydı onu gördüğümde, böyle olmalarını sevmemiştim.

Evin olduğu sokağa geldiğimizde elimle Ateş'in omzuna hafifçe vurarken, "indir beni ortak!" Dememle gülüp bacaklarını kırarak beni indiririken sırıtışına bende sırıttım. "Ortak, güzelmiş," omuz silkip yürümeye başladığımda, "ben sana nasıl seslensem güzel geliyor sana." Dediğimde kolunu omzuma attı, "sen ağzıma sıçsan razıyım ben be güzelim." Gülüp başımı eğerken dirseğimi karnına geçirdim, "sus be, ağzın bozulmuş senin."

Derin nefes alıp hırsla verdiğimde önüne geldiğim kapıyı tekmeleyerek çaldığımda sinirle kapıyı açan Alara, "bu nasıl kapı çalm-" diye konuşacakken benimle göz göze gelmiş ve susup kapıyı geri kapatmaya çalışmıştı ama Ateş tutmuştu. Deli oğlan ya.

Tehlikeli bir sırıtışla ona doğru adımlarken benimle beraber geri geri gittiğinde sinirle sağ elim saçlarını bulurken tutup çektim, anında "anne!" Diye bağırmasıyla onu umursamadan mutfağı doğru gittiğimde merdivenden gelen seslerle Ateş'e karışmaması gerektiği söyledim, sırtını kapıyı yasladı eğlenir bir şekilde. Zevk mi alıyordu yaptığım şeyden bu çocuk ya?

Tezgahta duran çakmağı elime aldığımda Alara'nın sesi kulağıma gelmiyordu artık. Sinirden onu değil nefes seslerimi duyuyordum. Mutfağa giren Zerrin sinirle bana doğru gelecekken çakmağı yakıp Alara'ya tuttum ama ona öyle bir zarar vermezdim, sadece güzel saçlarını mahvedecektim. Çakmağı saçlarının her köşesine tutarken attığı çığlıklar umrumda değildi, ben en azından fiziksel olarak canını yakmıyordum.

"Anne!" Haykırışıyla onu Zerrin'in önüne atarken, "bir daha benim karşımda dururken iki kere düşün Alara!" Onun üstüne yürürken çakmağı yüzüne attım sinirle, "bu daha başlangıç, bende bıraktığın izleri ödeyeceksin gerizekalı." Dediğimde Zerrin'e döndüm sinirle. "Sürtük seni! Dava edeceğim, hadislerde sürüneceksin sen!" Söylediklerine alayla gülerken başımı salladım pis bir sırıtışla, "elinden geleni ardına koyma."

Ona bakan gözlerimden çekti hemen gözlerini, eğilip kızına bakarken saçlarına ağlayan Alara'ya yüzümü buruşturdum. Annesi gibiydi, iğrençlerdi. Kötülük için hiçbir sebep olamazdı. 12 yaşındaki bir çocuğu 'hastasın sen" diyip tımarhaneye tıkmanın ya da abisinin sevdiği kadının ölümüne sebep olmak... Bunların hiçbir sebebi olamazdı.

Zerrin'in yaptıkları bir şeyle kalmadığı gibi Alara'nın da yaptıklarının daha fazla olduğunu biliyordum. Onlar benimkileri bilmediği gibi bende bilmeyecektim.

Ateş'in yanına doğru gelmemle kolumu omzuma attı, dış kapıyı kapatmadan yolumuza devam ederken Zerrin'in beni şikayet etmeye dahi cesareti olmadığını biliyordum.Kızının yaptığı şeyi çok iyi bildiğini biliyordum ve bundan önce de Azat beyin yapabileceklerini benden çok biliyor olmalıydı.

Ateş beni evin önüne kadar bırakırken taksi çağırıp eve gitmişti o da. Eve girdiğimde yorgunlukla odama çıkıp üstümü değiştirdim hemen. Göğsümdeki yanığa birşey sürmediğim için daha çok acıyordu. Saçlarımı aşağıda zor da olsa toplarken yatağın üstüne oturdum çaresizce, yün kazağımı çekiştirip ellerimi bile gizlerken odadan çıkıp salona indim. Kendimi koltuğuna attığımda telefonuyla oynayan Erez başını kaldırıp bana bakıp geri önüne döndü.

Azat bey çalışma odasında işleriyle ilgilenirken Kamer hanım yemek yapıyordu. Başımı arkama yaslarken acıdan ağlamak istesem de ofladım sadece. "Karaca neyin var?" Başımı kaldırmazken, "Doktor nerde?" Dedim sorusunu duymazdan gelip, "odasındaydı." Başımı sallayıp ayaklanırken odaya giren doktorla omuzlarım düştü. Yemekten sonra konuşurum derken Kamer hanımın, "çocuklar yemeğe!" Diye bağırmasıyla en önde ben giderken kendi yerime geçtim hemen.

Doktor karşıma geçerken yanıma Kamer hanım oturdu, normalde Alara'nın oturduğu yere Erez geçerken gülümsemişti kocaman.

Doktor karşımdayken, Kamer hanımın karşısı her zaman boştu, orada en büyük abinin oturduğunu anlamıştım. Doktorun soluna Komiser oturuyorken onun yanında da Mert vardı. Solumdaki Erez'in yanında Arel ve Savaş vardı. Erez ve Arel normalde Mert'in yanında otururken şimdi bu tarafa geçmişlerdi, galiba yerleri zaten burasıydı ve ben olduğum için karşıya geçiyorlardı önceden.

Mert'i yerime oturtmasıyla, "ya abi ya, Karaca benim yanımda oturuyordu!" Diye bağıran Erez'in dönüp dolaşıp yine aynı kişilerin arasına oturmasına gülmüştüm.

Doktor beni komiserin yerine oturturken odaya giren komiser kaşlarını kaldırıp yanımıza gelirken gülümseyip Mert'in eski yerine oturdu. Karşımda Erez vardı artık. "Böyle daha iyi." Diyen doktorla, Erez ve Arel surat asmışken yanımda oturan ikili gülümsemekle meşguldü.

"Eşekoğlu eşekler, aldılar kızımı aralarına!" Odaya şikayet ederek giren Azat beyle küçük bir kahkaha atarken ettiği küfürler çok tatlı geliyordu kulağıma napayım. Yerine oturmadan başımı öpmüş ardından Kamer hanım dönüp, "Bir buçuk haftaya görevi bitiyormuş Mirza'nın." Demişti sesindeki özlemle, Kamer hanımın dolu bakışları karışmıştı.

"4 ay 3. Gün bitiyor Azat, çok özledim oğlumu." Bakışları bana dönerken burukça gülümsedi, "daha seni bile söyleyemedik ona." güç vermek ister gibi gülümsediğimde, "sağ salim dönsün de canım abim, zaten kesin sever o Karaca'yı." Demişti Erez, tebessüm ettiğimde daha çok merak ettim askeri. "Döner tabii sağ salim, Azat beyin çocuğu nasıl olsa, güçlüdür o da." Gülümsemişti kocaman bana bakan Azat bey.

"Yıllar önce babamı kim olarak biliyorken şimdi aslında gazi olduğunu öğrenmek gurur verici." Dediğimde bakışları değişen adamla yanımda oturan adamların da vücudu gerilince komisere döndüm. "Ne oldu?" Garipçe ona bakarken, "kötü birşey mi dedim?" Diye sormamla başını eğmişti, "yok, sen öyle deyince bir garip olduk." Komiser yerine doktor sorumu cevaplarken önüme döndüm tekrar.

"Baban kimdi ki?" Soruyu soran Erez ile bu sefer benim sırtım gerilirken, "bilmem, hiç görmedim. Tecavüz sonucu doğduğumu biliyordum sadece." Kamer hanım dudaklarını birbirine bastırıp başını eğerken bende aynı şekilde yaptım. "Ben senin babanım, dağ gibi baban var senin." Dedi göğsünü şişirerek Azat bey.

Gülüp başımı salladığımda buna ne cevap verileceğini bilmiyordum. Bu cümleler bana çok yabancıydı. 'Baba' kelimesinin ne olduğunu onda öğrenmeye başladığım adama hayrandım. 3 yaşındaki bir kız çocuğunun babasına hayran olması gibiydi benimki ama daha konuşmayı öğrenemediği için ne baba ne anne diyemeyen bir bebekmişim gibi.

Benim ilk kelimem anne olmuş. Her ağladığımda artık anne diye zırlayınca, ağzımı bantlayıp cimciklermiş beni Zerrin. Kadın hasta bence kafadan gidik, birde bana hastasın sen, seni deli hastanesine bırakacağız derdi hep. Bırakıp gitmişti de. Bu yüzden psikiyatriye ya da psikologa gitmek beni hep korkuturdu, ya beni deli hastanesine atarlar diye tırsardım.

Psikologa gidilmekle deli hastanesine yatılmayacağını bilecek bir yaşım var ama Zerrin beni orada bir hafta parası sayesinde tutarken de deli değildim. Beni delirtmeye çalışan oydu. Başarmıştı da belki.

Birşey demeden herkes yemeğine döndüğünde hızlıca birkaç şey yiyip doktora döndüm. Ne kadar istemesemde Ateş'ten duyacaklarına benden duysunlar istiyordum. "Doktorcum biraz konuşabilir miyiz?" Sadece doktor değil herkesin bakışları bana dönerken elindeki çatalı masaya bırakıp bana döndü.

"Söyle Karaca'm." Dudaklarımı yalayıp saniyelik komisere bakıp tekrar ona döndüm, "odanda konuşsak?" Dediğimde başını sallayıp ayaklanınca, "Azat bey sizde gelir misiniz?" Bunu dememi bekliyor gibi hemen ayaklanırken endişe sezen Kamer hanıma gözlerini açıp kapatarak birşey olmadığını söylerken hep beraber ikinci kattaki doktorun odasına geldik.

"Söyleyeceğim şeye çok tepki vermeyin," dedim direkt, Azat beye dönerken, "Kamer hanıma da söylemek yok." Dediğimde gerildikleri belliydi. "Söyleyeceğin şeye göre değişir." Demişti Azat bey, omuzlarım hep dik olan adam benim üzgün olduğumu her hissettiğinde omuzları düşüyordu. Doktor oturduğum yatakta yanıma oturmuş Azat bey ise sandalyeyi önümüze çekmişti.

Kolumu tutup sıyırdığımda sargı bezini gören Azat bey, doktordan önce davranıp narin bir şekilde kolumu tutunca sıktığı dişleri yüzünden damarları görünürken başkası görse korkup altına edebilirdi.

"Kim yaptı bunu?" Dediğinde başımı eğip yutkundum birşey söylemek istemeyip, dotkor ilk yardım kutusunu yatağa bırakırken elimi açtığında titreyen elinin üstüne sağ elimi koydum, "acımıyor." Dedim yalan söyleyerek. "Sigara mı söndürülmüş?" Sesindeki acı ve şaşkınlık bana dönmesini sağlarken, "kim yaptı Karaca?" Dedi bu sefer daha otoriter bir sesle Azat bey.

"O yaptı," gözlerim onun kararmış gözlerini bulunca ayağa kalktı hemen, "özür dilerim, sorun çıkarıp duruyorum size am-" yanıma oturup bana sarılmasıyla sesim kesilirken, "bizi aramanı söylemiştim." Ağlamamak için direnirken Azat beyden ayrılıp doktora döndüm. "Yapmak istemedim, önemsizdi." Kaşlarını çatıp elimdeki üç yanık izini kaldırıp bana gösterdiğinde, "sigara söndürmüş üstünde! Bu mu önemsiz?" Sinirle titreyen elleriyle elimi bırakıp ayağa kalkarak başını ovmaya başladı.

"Kendini önemsiz bulup sinirlerimi zıplatma Karaca! O siktiğim kadını ne yaşattı sana bilmiyorum ama yapma bunu kendine!" Bağırışına başımı eğerken elimin titremesini önlemek için sıkacakken Azat beyin elimi sarmasıyla gözlerim doldu.

"Bir daha kendini bize yük olarak görmek yok, kendini tehlikeye atmak yok ve bizi her nerede olursan ol arıyorsun biriciğim." Başımı göğsüne yasladığında sessizce ağlayıp birşey diyemedim, ağzımı açsam bağıra bağıra ağlayacakmışım gibiydi. "Ateş söyledi değil mi sana bize söylemeni?" Diyen doktor ile ona baktım yaşlı gözlerle. "O olmasa bize bile söylemeyecektin." Fazlasıyla Ateş'i tanıyordu ve bu hiç hayra alâmet değildi. Ortağımla yapacağımız her işi batırır yahu bu adam.

"Ver kolunu krem sürelim." Kolumu ona uzattığımda hissettirmeden sürdüğünde başımı ona çevirdim, "kremi alabilir miyim?" Dediğimde kaşları çatılırken, "başka neresi var?" Dedi sinir ve acıyla, boş boş bakarken omuz silktim, "başka yok, kendim sürerim diye." Beni dinlemeyip kremi elinde tutmaya devam ederken bıkkın bir nefes bıraktım, "Karaca'm söyle başka nerede var hadi?" Demişti saçlarımı okşarken Azat bey.

Sağ elimi kaldırıp sol göğsümün biraz üstüne koydum, doktor eliyle alnını sıvazlarken titrek bir nefes bıraktı. "Küçük bir şey, ben sürerim."

Onun sürmesine izin vermeyeceğimi ve bu kadar yakın olmadığımızı biliyordu bu yüzden kremi bana uzattı. "Dikkatli sür." Demişti.

"Abime söyleyeceğim, Alara'yla ilgili soruşturma başlatsın, bu kabul edilir birşey değil." Sinirle konuşurken ayağa kalkıp kapıya doğru gidiyorken hemen yanına gidip kolunu tuttum, "gerek yok, ben ona gösterdim gününü." Dedim yumruğu sıkıp farketmeden kaldırdığımda göz devirmişti.

"Senin onu yaktığını düşünmüyorum." Omuz silkip sırıttım. "Ne biliyorsun yakmadığımı?" Kaşları havaya kalkarken, "öyle birşey yapmadım de küçük cadı!" Diye bağırdı hayretle. "Yaptım, saçını yaktım." Diyip kollarımı göğsüme bağlarken başımı kaldırıp baktım ona tek kaşımı kaldırırarak.

Azat bey kolunu omzuna atarken, "kimin kızı be." Dedi gururlu gururlu, doktor başını onaylamazca sallayıp odadan çıkarken Azat bey elini kaldırdığında, gülerek eline vurdum. "Aferin kızıma," gülüp başımı öpüp yüzümü elleri arasına alırken, "canını yakanın canını yak, bazı insanlar fazla iyi niyeti haketmez." Gülümsediğimde beraber tekrar salona inmiştik.

Kamer hanım gülerken indiğimiz için rahat bir nefes verirken ne olduğunu sormamıştı. Belki bu kötüydü, ona söylemeliydim ama onu yufka yürek kalbinin üzülmesini istemiyordum artık. Komiser de kollarını göğsünde bağlamış somurtarak kanepeye yayılmışken yanına gidip koluna sarılmaya çalışsamda izin vermeyince dudak büzüp gözlerimi doldurdum, onun gibi kollarımı göğsümde bağlarken sırtımı döndüm ona.

Şaşkın şaşkın bana dönerken yüzümü ona doğru çevirdi, "doldurma gözlerini, kıyamam ben sana," başımdan öpüp beni göğsüne çekince kıkırdayarak kollarımı boynuna sardım. Aklıma gelen şey ile hemen ondan ayrılırken bir doktora bir komisere baktım. "Sizin sevdiğiniz, evlenmeyi düşündüğünüz birileri yok değil mi?" Dedim birden, şaşırmalarına fırsat vermezken kaşlarımı çatıp komisere döndüm, "sende var gibi?" dediğimde aklıma birşey dank etti. İçim yandı ve hemen komisere bakmak yerine doktora baktım.

Sevdiği kadın ölen bir adama dediğim şey akıl alır gibi değildi. B12'nin geldiği son nokta buydu, cidden kafamı oymak istiyorum. Rezildim. Konuyu değiştirmek amacıyla gözlerimi kıstım şüpheyle ve "sen evli bile olabilirsin, hiç güven vermiyorsun şu an?" Dedim Doktora karşı, Kamer hanım ve Erez kahkalarla gülmekle meşguldü.

"Güzel aşk hayatı nerde arar senin abilerinde kızım." Dedi hâlâ gülerken, çakma savcı oturduğu yerde göz devirirken kaşlarımı çattım. Bunda bi işler var.

Komiser başıma öpücüklerini kondururken, "benim hayatımda senden başkasına yer yok güzelim benim." Kıkırdayıp yanağını öptüğümde, "abim ya, helal sana!" Dedim kollarımı beline sararken. Sırtı kas katı kesilirken başımı kaldırıp ona baktım. "Abi dedi değil mi?" Demişti gözleri dolu dolu inme inmiş gibi Kamer hanıma bakarken. Doktor hayal kırıklığıyla elini kalbine götürürken ağzı bir karış açıktı.

Annesinden onay alan komiser abişim kocaman gülerken bana dönüp başıma derin bir öpücük kondurmuştu, gözlerimi kapatıp göğsünde sessiz kaldığımda okulda yaşadığım şeyi unutmuş gibiydim.

"Çatlayın oğlum! İlk bana abi dedi!" Kıkırdadığımda çocukça sevinci mutlu etmişti beni. Tekli koltukta oturan Barış abim hayal kırıklığıyla gözlerini kısmışken, "Abi dedin ya hain koslok? Kalbimi parçaladın." Dedi başını olumsuzca sallarken. "Ama hâlâ kendini affettirme yolların var tabi." Kendi kendine trip atıp bana küsüyor ve affetmek içinde yollar mı sunacaktı? Kesinlikle nöbette kalmaktan kafayı yemişti garibim.

"Yakışıklım, kahramanım, hayatım, bebeğim, dünyanın en mükemmel varlığı, cazibem, prensi-" ağzım durmayıp onun sözünü bölerken, "Egoist doktor?" Demiştim kaşlarımı kaldırarak. Komiser kahkaha atarken Erez yerlerdeydi. Abartma tozuydu kendileri. "Vur güzelim vur, sende vur. Ha ama Yakışıklı egoist doktorum olacaksa olur?" Dedi yine bir fikir sunarken. Gerçekten kafada zoru vardı. "Abi çok özür ama enayi misin?" Demişti dayanamayıp konuşarak ortamın içine eden beni çok seven sözde abi Mert.

"Enayi değilim Mert, sevmeyi biliyorum." Dedi doktor ona bakarak, dudak büzerken tek kaşını kaldırmıştı. "Seni yeterince sevmedik mi ki sen sevilmeyi kardeşine çok görüyorsun?" Beni koruyor olması bile onun dediği gibi benim kahramanımdı. Gözleri bana dönen doktor ne gördü bilmiyorum ama gülümseyip göz kırpmıştı.

"Saydıklarımı düşün küçük, abicim ve biricik abim de olur bak?" tekrar gülüp komiserin göğsüne sokulduğumda kahkaha atmıştı doktorcuğuma hitaben komiser Pars abim. Elleri değen her saç telimde derin duygular bırakıyordu. Kapanan gözlerimle her ne kadar uyumasamda Pars abimin kalp ritimleri uykumu getiriyordu.

Ailem vardı, bütün acılarımı bana unutturan bir ailem. Bazıları bende yeni yaralar açmaya çalışsada o yaralara merhem olan abilerim vardı, komiser ve doktor benim şansımdı. Azat bey bir mucizeydi hayatıma, Kamer hanımsa yok olan umutlarımı yeşertip bana hayat veren kadındı. Ve tüm bu hayata anlam katan bir Ateş vardı hayatımda. İyiki yaşıyorum dedirten bir Alaz Ateş.

Yaşamayı bana sevdiren ve her defasında beni güldürmeyi başaran, dünya kadar büyük bir kalbi olan çocuk adamım. Benim Ateş'im. Evet birkaç haftada kimse kimsenin kalbinde bu kadar fazla yer kaplamazdı ama, amaydı işte. Ben geçmişimi bulmuştum, kendimi bulmuş gibi hissettiriyordu. Evet. Kendimi Ateş ile buldum ben. Kendini kaybetmiş olan bana kaybolduğumu düşündürüp aslında kendimi bulmama yardımcı olmuştu.

Ben aşık mı olmuştum?

Olmuştum. Eşek gibi olmuştum hemde ama sanki ilk oluşum değilmiş gibi kabullenmişti kalbim onu. Çünkü küçük Karaca da onun iyi kalbine hep hayrandı. Hatırlamıyordum belki ama hissetmek yeterdi bazen.

.....

Arkadaşlarımm size birşey sormak istedim, sizce karakter tanıtım bölümü yapayım mı yüzlerini koyarak?

Ve gelecek bölümde Ateş'in ağzıyla birşeyler okuyacağızz.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.