İçeriğe geç

Yaşamaya Ölmek (GERÇEK AİLEM)

Bölüm 10 · 14 dk okuma

Yaşamaya Ölmek (GERÇEK AİLEM)

Bölüm 10

🪀10.Bölüm

Nasılsınız arkadaşlar, umarım iyisinizdirr,

İyi okumalarrr.

🎧

Güzel bir gün ölmek için, Teoman

🪀

Kendimi savunamamaktan nefret ediyorum.

Kendimi sevememekten nefret ediyorum.

Kimseye anlatamayıp ağlamaktan nefret ediyorum.

Gözyaşlarım akmaya başlarken birkaç adım geriye gittiğimde bana doğru yürüdü tekrardan, "Yaklaşma!" Diyip etrafa baktığımda kafasına geçirmek için birşey aradım ama gözüme kestirdiğim vazo bana çok uzaktı.

Beynim beni mahvetmek ister gibi kurduğu senaryoları bir film gibi bana gösteriyordu, gözlerim adamı değil olacak olanları görüyordu. Kendimi kurtarmak için yaptığım her kağıt uçak saniyeler sonra yere çakılıyor ve bana tekrar tekrar imkansızlığını kanıtlıyordu mutlu olmamın.

İçimdeki okyanusların kıyısı yoktu sanki, gökyüzümün mavisi yok olmuş bana sadece karanlık kalmış gibiydi. Yıldızlar boşlukta kaybolmuş, Ay da Güneş'i istediğini haykırıyordu geceye. Bende orda öylece bütün karamsarlığa rağmen yıldızların umut parıltılarıyla aydınlığı bekliyordum.

Aralık olan kapının tamamem açılmasıyla gözyaşlarımı silip umutla oraya baktım. Önde Ateş arkasında da Demir'i görmemle ağlayarak yere çökmüştüm ki Ateş hemen yanıma gelip edildiğinde Demir'in, babasına bağırış seslerini duydum ama ellerimle yüzümü kapatmış ağlamakla meşguldüm.

Yanımda oturan beden tekrar ayağa kalktığında ellerimi yüzümden çektim. Ateş hızlı adımlarla Demir'in babasına doğru giderken yüzüne yumruğu çakmasıyla ellerim ağzımı bulurken hayretle ayağa kalkmaya çalıştım. "Ateş!" Benim bağırışlarımı duymuyor üstüne çıktığı adamı fena dövüyordu. Eğer durmazsa karakolluk olacaktı!

"Ateş dur dedim!" Ağlamaktan sesim kısılmışken kesik bir nefes aldım dudaklarım titrerken. Son bir kez tekme atıp yanıma geldiğinde kolumdan tutup gözlerime bakmıştı, Demir'in sesi kulağıma değerken, "siz çıkın, benim burda biraz işim var." Diye babasına bakarak konuşmasıyla Ateş kolumdan tutup beni dışarı çıkardı. Kamer hanımlardan çıktığımda zaten öğle olduğundan şimdiyse saat 2 gibiydi.

Durmadan arkan göz yaşlarımı durduramıyordum. Üst üste geliyordu herşey. Savaşmak için bir nedenim bile yoktu. Yaşamak için bir nedenim yok gibi geliyordu. Bu his yıllardır benimleydi. Hiçbir yere ait değilmişim gibi hissetmek benim suçum değildi. "Ağlama sümüklü sümüklü!" Arkamdan bağıran Ateş ile durup ona döndüm sinirle. "Ağlamıyorum, gerizekalı!" Diyip akan burnumu çektim sertçe, fazla doğal olmuştum ama şuan ağlamaktan başka birşey yapmakta istemiyordum. Galiba biraz dolmuştum.

"Nah ağlamıyorsun, bütün yüzün sümük olmuş!" Elimle yüzümü silerken daha çok ağladım. Kesin çirkin bir lamaya benzemiştim. Kolumu tutup beni kendisine çektiğinde kafam göğsüne çarptı, "Tamam özür dilerim, ağlama artık." Elleri saçımı okşarken dudaklarımı birbirine bastırdım. "Bütün sümüklerimi kazağına süreceğim." Diye mırıldandığımda yüzünü buruşturduğunu düşünmüştüm ama kahkaha attı.

Ondan ayrılıp suratına boş boş baktığımda sırıtarak bana bakıyordu. Boyunu çok az(!) eğip yüzüme yaklaştığında gülümsemişti benim aksime, akan göz yaşımın üstünde olan bakışlarıyla elini kaldırıp silecekti ki, gözlerim istemsizce korkuyla kapandı. Havada duran eliyle bir adım arkaya attığımda, kendim sildim göz yaşımı.

Bakışlarım tekrardan onu bulurken buruk bir gülümsemeyle gözlerime bakıyordu sadece. "Demir," elimi kaldırıp evi işaret ettiğimde daldığı yerden uyanmış gibi elime baktı, "içerde ne yapıyor?" Dediğimde dudaklarını birbirine bastırdı birkaç saniye. "Babasını ülkeden yollatmakla meşgul." Derken fazla sakindi ama ben bir ona bir eve bakıyordum. Sonra omuz silkip etrafta yürümeye başladım tedirgince.

🪀

Yerde acıyla kıvrılan babasına baktı boş boş, biraz bile acımıyordu ona. Ayağıyla onu dürterken, "Kalk ayağa." Dedi sakince. "Sizi pislik herifler, Hapse tıkacağım lan sizi!" Güldü sadece, biraz alay biraz da tehlikeli bir gülüştü.

"Bir saat veriyorum sana," diyerek başlarken ellerini cebine koyup yemek masasının etrafında olan sandalyelere doğru ilerledi, "bir saat içinde, şehiri geçtim ülke içinde bile olmayacaksın Aytaç Viran." Elini bir sandelyeye atıp babasının önüne koyarak üstüne oturdu rahatça. "Ne saçmalıyorsun lan sen?!" Bağırarak ayağa kalktığında yerinden kalkmamıştı Demir.

"Yaptığın yasa dışı herşeyin kanıtları bende." Duyduğu şeylerle kahkaha attı Aytaç, bunun imkansız olduğunu bildiğinden rahattı. "Sen beni salak mı sanıyorsun biricik oğlum?" Diyerek sırıttığında dudak büzdü Demir, "Sana bunu kimse söylememiş galiba ama," oturduğu yerden kalkıp babasının karşısına geçti.

"Sen sandığından da salaksın, evet." Diyip başını salladı. Elleri yumruk olmuşken bir adım attı oğluna doğru. "Annemin mezarına onları gömecek kadar iğrenç bir adamsın sen." Beklemediği için afallayan Aytaç'a sırıtırken kollarını önünde bağladı Demir.

"Gitmezsem ne yapabilirsin, babanı hapse mi atacaksın?" Kaşlarını kaldırıp, 'ciddi misin?' der gibi baktığında, "öncelikle senin gibi bir piç benim babam falan olamaz." Dediğinde bir adım atmıştı ona doğru, babasının üstünü süzüp yüzünü buruşturuken, "seni hapse tıkarken gözümü bile kırpmam." Adımları geri geri giderken arkasını dönüp kapıya doğru adımladı "Bir saat sadece." Diyip babasına bir bakış atıp tekrar önüne döndüğünde, "bir saatte nereden uçak bulayım lan ben?!" Dediğinde önündeki sandalyeye tekme attı. Onu umursamadan kapıdan çıktı Demir. Yıllardır yapmak istediğini bugün yapmış oldu.

🪀

Demir de evden çıktığında durup ona döndüm, Ateş'te ona baktığında, "Bir saate ülkeden gider." Dedi bana bakarak. Yanıma doğru gelirken ellerim titredi, babası gibi biri değildi ama istemsizce ondan da korkuyordum işte. "Özür dilerim Karaca, sana böyle bir şey yaşattığı için çok özür dilerim." Kendisini suçlamasını anlıyordum ama omuz silkip yüzümde daha kurumayan gözyaşlarıma inat gülümsedim.

"Senin suçun değil, sorun yok." Diyip başımı eğdim. Ateş yanıma gelip, "Eve geçecek misin?" Dediğinde başımı olumsuzca salladım. Bu ruh hâliyle oraya gitmek istemiyordum. Kamer hanım anlayıp sorular sorardı ve hiç uğraşamazdım.

"Bizimkilerin yanına gidelim, hem olayın etkisindesin hâlâ, rahatlarsın belki." başımı salladığımda Demir kendi Motoruna giderken Ateş'te kendi motoruna doğru gitmişti ve eline aldığı artık benim olduğunu kesinleştirdiğim kaskıyı kafama taktım. Siyahtı ama ateş ve su oyunundaki Ateş'i kendi kaskısın sol tarafına, Su'yu da benim kaskıma koymuştu. Gülümsetmişti bu beni. Çok ince ve güzel bir düşünceydi.

Geldiğimiz evde durarken üçümüzde kaskıları çıkarıp yerine koyarken kapının önüne geldik. Demir kapıyı anahtarla açtığında içeri geçtik hep beraber. Kızlar salonda yokken Boran koltuğun üstünde uyuyordu. Sessizce etrafa bakarken salondaki kanepeye oturduk Ateş ile.

"Yukarda sıkıldıkları için makyaj yapıyorlardır." Diyen Demir'den hemen sonra gelen seslerle arkama baktım. Yüzlerine sürdükleri makyajlarla başımı eğip gülerken başımı tekrar kaldırıp Dudu'ya baktım. Elf makyajı yapmıştı, Börte de yüzünü turuncuya boyayıp kendisini kime benzetmeye çalışmıştı anlamamışken Güneş de yüzünü maviye boyayıp Avatar filmindeki insanlara benzemişti. "Ne yaptınız be kendinize?" Diyen Ateş ile saçını karıştırdı Güneş, "Sıkılınca..." Derken gülümsedi arkasındaki Börte.

"Rezil olduk kıza." Diye Demir'e dönüp onu azarlayan Dudu'ydu. "Yabancı değil ya?" Dediğinde önüme döndüm. Börte ve Güneş yüzündekileri silmeden yanımıza gelip koltuğa attılar kendilerini. Dudu da ayaklarını sürtüp yanlarına geldiğinde bakışları bana döndü, kaşları anında çatılırken yanıma geldi hemen, "noldu lan senin yüzüne böyle." Diyip çenemi tutup baktığında sinirle Ateş'e döndü. "Birşey yok." Diyip başımı başka tarafa çevirdiğimde yanıma oturup tekrardan mor gözüme baktı.

"Ateş sen biliyor musun?" Dediğinde bana çevirdi bakışlarını. "Birşey yok dedim." Diye tekrar araya girerken Dudu'nun endişeli yüzü bana döndüğünde afallamıştım. "Sus sen, kim yapar ya sana bunu?" Diyip elini yanağıma koyduğunda elimi kaldırıp onun eline dokundum, "Dün, iş çıkışı olan bir olay işte boşver." Diye daha sakin konuştuğumda başını eğdi.

"Fondöten ile kapatmışşın birde, neden ağladın da akmış böyle?" Dediğinde olayı anlatmak istemediğimi anlamış olmalıydı. "Bizim eve gelmiş, benim orda olup olmadığıma bakmak için." Dediğinde Börte başını kaldırdı hemen. "Ben demiştim, size ulaşamayınca?" Çekingen bir şekilde konuşurken 'bir hata mı yaptım' der gibi bakıyordu aynı zamanda.

"Benim o eve gitmediğimi bilmiyor musun sen?" Biraz sesinin yükselmesiyle sinirle ona baktım, "bağırma kıza." Dediğimde bana çevrildi bakışları, "sen daha demin ne yaşadığını unuttun galiba?" Söylediğini takmayıp önüme döndüm. "Birşey mi yaptı?" Titreyen sesiyle soruyu soran Güneş'ti. "Oraya gitmeseydik yapacaktı pi* kurusu." Gözümü kapattığımda bana dönen bakışları hissetsemde elimi koltuğa koyup titremesini önlemekten başka birşey yapamadım.

Elimin üstünde hissettiğim el ile başımı kaldırıp Ateş'e baktım, küçük bir tebessümle bana bakıyordu. Benim dolan gözlerimin içine, çok derinlerine bakıyordu. Sanki beni, benden çok tanıyordu.

"Bu ses ne be sabah sabah, uykuma ettiniz!" Boran uzandığı yataktan kalkarken bizim sesimize laf etmeyi ihmal etmemişti, ona sabah olduğunu düşündüren neydi anlamadım? Bir saat sonra hava kararacaktı. Allah kahretsin hava kararacaktı ve ben hâlâ burdayım. Ayağa kalktığımda Ateş'in gözleri zaten bendeydi.

"Nereye?" Dediğinde omuz silktim, "bilmiyorum, eve gitmem lazım galiba." Başını sallayıp yanıma geldi. "Gidelim." Diyip benden önce dışarı çıkarken bakışlarımı salondakilere çevirdim, "görüşürüz." Diyerek arkamı dönüp gittiğimde onların da arkamdan "görüşürüz." Diyişini duymuştum.

Motoruna doğru giden Ateş ile siyah olan şahesere baktım. "Ben seni bırakırım," dediğinde motoruna binip kendi kaskısını takmıştı bile, benim kaskımı da bana uzattı, "Ya da istersen bize geçelim. Annemlerle beraber size geçeriz?" Kaşlarımı kaldırıp şaşkın bakışlar atarken elinden kaskıyı alıp motora atlamıştım. "Farketmez." Dediğimde motoru çalıştırdı, bende kollarımı beline sardığımda gülümsediğini çok iyi biliyordum.

"Ateş bu çok güzel!" Diye bağırdığımda kollarım daha çok beline sarılmıştı, hiçbir arabanın olmadığı bu patika yolda hız yapmak mükemmeldi! Fakat Ateş motorda ben olduğum için o kadar da abartmıyor ve çok hız yapmıyordu. "Sen böyle güleceksen hep yapalım bunu!" Diye duymam için bağırdığında gülümseyip kaskıyı sırtına yasladım. Ormanlık alana doğru geldiğimizde büyük beyaz bir ev vardı. Çok güzel görünüyordu.

Hemen önünde durduğumuzda beyaz sürgülü kapı otomatik olarak açılınca motorla içeri girdik.

Motordan inip kaskıyı üstüne bıraktığımda Ateş ile beraber merdivenlerden çıkarken etrafa bakıyordum merakla. Çam ağaçlarıyla çevriliydi etrafı ve bahçesi tam ailece takılmalık kocaman bir yerdi. Mangal yapmaya özel olarak yapılan bir yer vardı evin sağında, sol tarafında demirden olan 3 kişilik salıncak ve iki çam ağacına bağlı olan yamak vardı. Önlerinde tam pikniklik olan çardaktan bakışlarımı çeken şey kapı sesi oldu.

Beyaz ve renkli çiçeklerle süslenmiş günlük bir elbise giymiş olan kadın hayran olunasıydı. Ateş'in ona sıkıca sarılıp, "Balım." Diye özlemle sarılmasıyla gülümsedim sıcacık. Birbirlerinden ayrıldıklarında kadının yumuşak bakışları beni buldu. "Bu güzeller güzeli kız kim oğlum?" Ateş'e dönüp anlamlandıramadığım bir bakış atarken Ateş sadece başını eğdi.

Kaşları kalkan kadın hemen yanıma gelip sarılmak için kollarını açtığında onu geri çeviremeyerek sarıldığımda bir süre sonra ayrılırken elini morarmış gözümün olduğu yanağıma koydu. "Acıyor mu canım benim?" Başımı eğip olumsuzca salladım, "Hayır efendim." Ne kadar inceydim ayol. Ağlarken fondöten akmış olduğundan morluk görülmüştü, gerçekten salaktım.

"Gel içerde merhem sürelim. Hem kapıda kaldık öyle." Derken kollarımdan tutup beni içeri sürükledi. Salon olduğunu düşündüğüm yere gelip L koltuğa otururken Ateş kapıya yaslanmış bizi izliyordu. Galiba adı Elzem'di, kocası da Duha Ateş olmalıydı. Televiyonluğun çekmecesini açıp merhem çıkardığında yanıma gelip oturdu hemen. Adım sesleri gelmesiyle kafamı kaldırırken Ateşin yanında duran uzun ve fazla kalıplı adama çarptı gözüm.

Başımı eğip onlara bakmayı sonlandırırken Elzem hanım başımı kaldırıp gülümsedi. Eline aldığı ıslak mendil ile önce yüzümdeki fondöteni güzelce sildi, ardından parmağına biraz krem koyup gözümün altına ve elmacık kemiğime koyup narince dağıttı. Duha bey ve Alaz kapıda durmuş öylece bizi izliyorlardı. Dudak büzdüğümde güldü Elzem hanım. "Ateş erkekleri öyledir. Sevdiği insanları sıkılmadan izlerler." Fısıltısına burukça gülümsedim.

"Bende onların yerinde olsam sizin gibi bir kadını sıkılmadan izlerdim." Kremin kapağını kapatıp orta sehpaya koyduğunda bana bakıp güldü. "Bence biraz daha dikkatli bak." Dediğinde göz kırparken başı yana doğru eğildi. Bakışlarım istemsizce kapıya dönerken Ateş'in bana baktığını gördüm.

"Ateş erkekleri öyledir. Sevdiği insanları sıkılmadan izlerler."

Gözlerimi kaçırıp başımı eğerken farketmeden gülümsediğimde Elzem hanım koluma dokunup ona bakmamı sağladı. "Yemek yiyip size geçelim o hâlde?" Diyerek benim fikrimi sorarken omuz silktim. Başını sallayıp ellerini birbirine çarptığında kocası ve oğluna çevirdi bakışlarını. "Ne dikiliyorsunuz bakalım öyle? Hadi yemeğe." Diyip koluma girerek beni mutfağa götürdü.

4 kişilik bir masa vardı ama misafirler için ayrı bir yemek odası olduğunu da düşünüyordum. Beni oturturken, eline tabakları alıp dizmeye başlamıştı Ateş. "Bende yardım edeyim." Diyerek oturtulduğum yerden kalkacaktım ki Elzem hanım ile tekrar olduğum yerde kaldım. "Olur mu öyle şey kızım, bizimkiler çalışır. Ellerine yapışmaz ya?" Diyip Duha Beye baktığında gülümseyip başından öptü karısının.

"Yapışmaz tabii be güzelim." Dediğinde gülümsemiştim. Bizimkiler çalışır mı demişti Elzem hanım? Yanaklarımın kızardığına emindim. Ateş'in bakışları bana döndüğünde elindeki çatal ve kaşıkları diziyordu. "Oğlum önüne baksana sen." Diyip oğlunu azarladığında kıkırdayıp başımı eğdim.

Hep beraber oturduğumuz masada Elzem hanımın tabağıma koyduğu yemeklerle gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Ateş gülümserken babasıyla göz göze geldiklerinde aralarında geçen sessiz konuşma birkaç saniye sürmüştü, Duha beyin bakışları bana dönerken hemen önüme döndüm. Kahretsin yakalanmıştım!

"Karaca kızım sen de Albora ilkokul ve ortaokulunda okumuştun değil mi?" Diye sorduğunda kaşlarım havalanmıştı. "Evet." Dediğimde Elzem hanım, Ateş'e baktı kısaca. "Ateş de orada okumuştu, oradan mezun olana kadar hep A şubesindeydi." Başımı eğdiğimde şaşkınlıktan küçük dilimi yutacaktım. Çünkü bende orada okurken A sınıfındaydım?

"Ateş?" Şaşkın yüzüm ona dönerken Elzem hanım ona 'Ateş' diye seslenmeme gülümsemişti. "İlkokulda da ona böyle seslenirdin." Diyip gülümsedi eskilere gitmiş gibi. "Ben mi?" Derken beynimdeki anıları yoklamaya çalıştım ama asla olmuyordu. İlkokulu geçtim ortaokulda bile Ateş'in sınıfımda olduğunu hatırlamıyordum asla.

Eline telefonunu alan Ezlem hanım bir fotoğraf çıkardığında bir adet ağlayan tombul bir ben ve bana mendil uzatan bir çocuk vardı. Ateş olmalıydı, küçükken bile ayrı karizmatikmiş. Fakat asla hafızamda böyle bir anı yoktu benim?

"Anne?" Diyen Ateş ile çatık kaşlarla ona baktım. "Sus Ateş, annenle ben konuşuyorum." Sesimdeki trip belli miydi bilmiyorum ama kırılmıştım biraz. Bana neden kendisi söylememişti bunu?

"Sustum." Diyip eliyle ağzına femurar yaptığında önüne döndü. "Hiç hatırlamıyorum aslında ben." Omuz silkip üzgünce dudak büzdüğümde gülümsemişti. "Yemeğimize devam etsek?" Diye masum bir soru yönelten Ateş ile sinirli bakışlarım ona döndü yine. "Birşey demedim." Diyip gülerek tekrar önüne döndü. Göz devirip Elzem hanıma döndüğümde Duha beyin yumuşak sesini duydum.

"6. Sınıftan sonra Ateş'le bir daha hiç konuşmamıştın." Bakışlarım ona döndüğünde gülümseyen adamın birşeyler bildiği kesindi. Benim bile bilmediğim neler biliyordu ki? Ben öylece unutmuş olamazdım Ateş'i. Unutulacak biri asla değildi çünkü. Küçükkenki anılarımı hatırlıyordum da bir tek Ateş'i mi unutmuştum sanki. Saçmalıktı. Başımdaki ağrı ile gözlerimi kapattım. Derin bir nefes alırken yavaşça verip Ateş'e baktım yine. Hatırlamak istedim onu ama olmadı.

"Yemekler soğumasın hadi," bana bakıp şefkatle gülümseyen kadın, içimde bilmediğim bir yerde büyük bir yer edinmişti. "Tabaklar bitecek, arkanızdan ağlar yoksa?" Dediğinde gülüp elime kaşığı alıp önce çorba içmeye başladım.

Daha ilk girdiğimden beri bana sıcak hissettiren bu ev, Ateş bana sarıldığında hissettiğim sıcaklık gibiydi.

Gri ve parlak bir Mercedes Benz Of ile Kamer hanımlara doğru gidiyorduk. Duha bey yol boyu Ateş'in, abisiyle olan küçükkenki kavga ve sakarlıklarını anlatırken, Ateş de somurtarak arada bana bakıyordu. Ezlem hanım, Duha beyin anlattığı her olayda Ateş'i korurken fazla tatlı görünüyorlardı. Ateş'in abisi üniversite mezunuymuş ve ülke dışındaki şirketini işletiyormuş. Ayriyeten benim en büyük abi olan Mirza ile yaşıtlarmış.

Burda olmayı o evden daha çok sevmemin nedeni hissettiğim sıcaklıktı. Kimse kimseye kötü kötü bakmıyordu ya da nefret dolu değillerdi. En önemlisi beni sevmeyen bakışlar yoktu. Korktuğum erkek varlıklarından korkmamıştım burda. Çünkü biliyordum Ateş ne kadar mükemmelse babası da onun kadar şahane bir adamdı.

Arabanın durmasıyla hemen arabadan inen Ateş, benim daha kapıyı açmaya fırsat vermeden kapıyı açıp göz kırpmıştı. "Ateş bey bu centilmenlik nereden geliyor?" Diyip güldüğümde kapıyı kapatıp gözlerini kıstı. "Sana da iyilik yaramıyor Buzlar Kraliçesi?" Omuz silkip ellerimi kaldırdım, "kapıyı açacak ellerim var çünkü." Diyip yürümeye başladığımda kol kola giren Elzem hanım ve Duha bey konuşmamıza gülerken aralarında birşeyler konuşmuşlardı. Ateş de arkamdan gelirken kapıyı Duha bey çalmıştı bile.

Kapı Makbuş abla ile açılırken bizi görmesiyle kocaman gülümseyip, "Hoş geldiniz Elzem hanım, hoş geldiniz Duha bey." Diyip kapının önünden çekildiğinde içeri girmemizle bana bakıp imayla gülen Makbuş ablaya şaşkınca baktım.

"Elzem?" Diye oturduğu yerden kalkıp hemen Elzem hanıma sarılmıştı Kamer hanım. Azat beyde Duha beyle erkeksi bir şekilde selamlaşırken Kamer hanım bana döndü. "Birtanem," diyip sarıldığında gülümseyip bende sarılmıştım. "Karaca kızımla beraber bir yemek yiyip öyle geldik." Diye açıklama yapmıştı Elzem hanım. Azat beyin bakışları bendeyken gülümseyerek bakmıştım ona. Verdiğim tepkiden olacak ki umutla gülümsemişti.

Hep beraber oturduğumuzda doktor burada değildi, Mert kanepede yokmuş gibi otururken Erez telefonla uğraşıyordu. Arel oturduğu koltukta kara kara birşeyler düşünüyor, odaya daha yeni giren Komiser'e baktığımda da yüzünde olan uykusuzluk ve gizlediği yorgunluk polis olduğu içindir desemde sanki farklıydı. Tek başına oturan Savaş'ın başını ovalamasıyla içinde yaşadığı fırtınaları ailesine bile anlatmıyor galiba diye düşündüm.

Bu aileyi hiç tanımıyordum. Erez niye bana bu kadar sertti, yaşadığı bir şey mi onu bana yaklaştırmıyordu mesela? Savaş niye hep suskundu? Barış neden olanlara rağmen hep daha neşeli dolaşıyordu? Arel neden Alara ile dertleşmek yerine öylece kara kara oturuyordu ya da neden hep laf dalaşına giriyordu? Komiserin yorgunluğu nedendi? Mert'in bu sert oluşu nedendi?

"Pars uyku ilaçlarına geri mi dönsen oğlum?" Diyen Kamer hanım ile tekli koltuğa oturan komisere çevrildi bakışlarım. Onu uyutmayan neydi mesela? İçimde çokça soru vardı. Yanıtları vardır elbet ama bana hiç uğramayacak cevaplardı bunlar.

"Gerek yok annem, böyle iyiyim." Diyip Kamer hanım rahatlasın diye gözlerini kapatıp açarken ona merakla bakan bana döndü. Bugün fazla yakalanmıştım. Gözlerimi kaçırmazken göz kırıp başını salladığında omuz silktim. Sabah Alara'yla olan bakışlarını merak ediyordum. Cidden, Alara etrafta da yoktu. Yanımda oturan Ateş'in zaten bana bakmasıyla gülümsedim.

"Kamer hanım?" Diye ona seslendiğimde bana döndü hemen, "güzelim?" Bir an Azat beye baksamda tekrar Kamer hanıma dönüp, "Alara nerde acaba?" Diye sorduğumda komiserin gerildiğini hissettim. Kamer hanım başını eğip birkaç dakika birşey demezken, "Arkadaşında kalacakmış." Sesindeki acıyı ben bile hissederken Savaş'ın bana baktığını hissettim. Sanki başka birşey vardı. Sanki ortada bir yalan vardı ve misafirler gidince bu konu konuşulacaktı.

Ateş'in elini elime koymasıyla ona döndüm yavaşça, "istediğin zaman beni ara, hemen gelir alırım seni burdan." Kamer hanıma bakıp geri bana döndü, "Kamer hanımı üzmeden, seni mutlu etmenin yolları var Karaca." Beni benden çok düşündüğü için gözlerim dolarken başımı salladım sadece. Komisere baktığımda dolu gözlerimi görmesiyle başımı eğdim. Çok salak olduğumu söylemiş miydim?

Duha Bey ona gelen telefonu açtığında kulağına koyup bir süre karşı tarafı dinlerken yüzünde özlem vardı, "tamam oğlum, söylerim annene." Dediğinde telefonu kapatıp cebine soktu tekrardan.

Soru işaretiyle ona bakan Elzem hanıma gülümseyip başını olumsuzca salladı, "bir şey yok balım, Miran yakında geleceğini söyledi sadece." Duyduğu şeyle gözleri parlayan kadına tebessüm ettim. Özlemişti tabi oğlunu. Kamer hanım, Elzem hanımın elini tutarken, "Bak gelmez dedin geliyor işte." Dediğinde yanında olmak ister gibi gülümsemişti. Bu ortamlar bana hep yabancıydı. Konuştukları, sevdikleri ve oldukları kişi benim yaşadığım yerden çok farklıydı.

Elzem hanımlar, Kamer hanımlarla vedalaşırken en son benimle de sarılmış ve kendime dikkat etmemi söylemişti özellikle. Neden özellikle dikkat etmeliydim bilmiyordum ama onlar kapıdan çıktıklarında evde bir ölüm sessizliği oldu sanki.

🪀

Beğeni ve yorum yapmayı unutmazsınız sevinirim arkadaşlarr🫀

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.