İçeriğe geç

Yaşamaya Ölmek (GERÇEK AİLEM)

Bölüm 9 · 13 dk okuma

Yaşamaya Ölmek (GERÇEK AİLEM)

Bölüm 9

🪀9.Bölüm

BÖLÜMÜ BEĞENMEYİ UNUTMAYIN GARDAŞLARR.

🎧

Bulbulum Altin Kafeste,Melihat Gülses

🪀🪀🪀

Zorda olsa elerimi yerde sürterek ondan uzaklaşmaya çalışırken acıyan ellerim değildi artık, kalbimdi. Kimsesiz olmak yine canımı yakarken. Keşke dedim, keşke bir ailem olsa. Sonra içimdeki ses zaten var diye bağırdı isyan ederek. Çaresizce karşımdaki adama bakarken yok dedim yine inkar edip. Onların ailesi olamayacağımı biliyordum. İstemiyorlardı beni ve ben sadece Kamer hanım için diğerlerinin bana vereceği acıya katlanırım diyip aileyiz diyemezdim.

Sol elime değen taş ile durduğumda sırıttı pis pis, kalıplı olan adam. Diğeri de arkamdan bana doğru eğilirken kokumu içine çekmesiyle hıçkırdım başımı eğerken. Kafamın tam arkamda duran zayıf adama sertçe geçirirken elimin yanında olan taşı da karşımdaki adamın alnının ortasına vurdum hemen.

Ayağa kalkmıştım ki polis siren sesleri duymamla durdum yine. Sol elim karnıma doğru giderken diz çöktüm acıyla.

...

Kaç saattir oturduğum sandalyede başım eğikti. Çok uykum vardı ve ağrıdan ölecektim. İki adamın birinin kafası yarılmış diğerinin de burnu kırılmış. Kesin bi 10 yıl yatardım. Birde bunun için ağlamaya başladığımda aslında hayatın bana olan acımasızlığına güldüm biraz.

"İşten daha yeni çıkmıştım." Dediğimde karşımdaki duran duvar saatinden saatin 2.48 olduğunu gördüm. "Kısa olduğu için o yolu seçmiştim, aslında önce kimse laf atmazken karanlık olan bir yerden önüme çıktılar birden." Sesimin titrmemesi için ne kadar dirensemde dudaklarım titriyordu. "Benim suçum yok..." Fısıltılı sesime gözyaşlarım karışırken ayağa kalkıp karşımdaki koltuğa oturdu komiser.

"Merak etme sana birşey olmayacak, bana güven." Başımı olumzuca sallarken "Onlar bana dokunmak isteyince karşı çıktım sadece-" cümlem bitmeden hıçkırdığımda, "Tamam, bak sakin ol, onlara gerekenler yapılacak senin bir suçun yok, sakin ol tamam mı?" Başımı ellerimin arasına alırken hızlı adım sesleri duyduğumda, "Karaca!" Diye bağıran Ateş ile hemen ayağa kalktım.

Gözümdeki morluğu hatırlamam ile başımı hızla eğerken koşarak hemen bana sarılmıştı. "Ateş..." Sesim titrerken bana iyi gelmesi kaybolmamı sağlıyordu ve bu garipti. Evet söyleyebileceğim tek şey garip ve kaybolmuş gibi hissettirmesiydi.

Aslında kendi benliğimi bulacağımdan da habersizdim.

"Çekil ula kızımın yanından," diyerek Ateş'i üstümden çeken Azat bey sıkıca bana sarıldığında tepki veremedim. Korktuğum adamın bana evimi bulmuşum gibi hissettirmesine yine ağladım. Kamer hanım yoktu. İyiki gelmemişti. Üzülmesini istemiyordum.

"Sana bunu yapanlar cezasız kalmayacak, söz veriyorum kızım." Saçımdan öpmesiyle benden zorda olsa ayrılıp elmacık kemiğime bakarken gözlerinin doluşuna an be an şahit olmak canımı yaktı. "Özür dilerim, yanında olmadığım her saniye için özür dilerim." Pişmanlık içinde tekrardan beni kendisine çektiğinde hiçbir şey yapamıyordum.

Ellerini yüzüme koyduğunda, "bir daha kafeye gitmek yok." Dedi kesin bir dille. Ağzımı açacakken, "Karaca'm, kızım... Buna izin vermem." Başımı eğip kabullenmekten başka çarem yoktu. Karttaki paranın geleceğim için yeteceğini asla düşünmüyordum ama.

Ailen var aptal!

Yoktu. "Pars işlemleri hemen hallet, hastaneye geçeceğiz biz." Dediğinde ona bakamadım bile. Komiseri tanıyor olmalıydı. Benziyorlardı da.

"Yazılı soruşturma yapılmadı ki daha." Bakışlar bana dönerken adının Pars olduğunu öğrendiğim adam, "birazdan kadın polise bütün olayları olduğu gibi anlatacaksın." Dediğinde başımı salladım.

"Sana vurduğu yerleri çekmeliyim darp raporu için, yürü benimle." dediğinde onun aksine bir adım bile atmadım. "O hastanede çıkarılmıyor mu?" Sıkıntılı bir nefes bırakıp bana dönen komiser, "Bu kadar şeyi bilmen sinir bozucu küçük hanım." Eliyle biraz ilerde olan odayı gösterdiğinde, "yürü hadi." Dedi tekrardan, istemsizce yürürken dönen başıma lanet edip anlık duraksarken tekrardan yürümeye başladım.

Azat bey tek kaşını kaldırıp 'sen ne ayak?' der gibi Ateş'e bakarken bizde odaya girmiştik artık.

Odaya girince kadın polis arkamızdan girip yazılı olarak ifademi alıp çıktığında Komiser eline telefonunu alırken önce gözümdeki morluğu ve elmacık kemiğindeki kızarıklığı çekmişti. Pislik herif öyle bir vurmuştu ki yüzümün sol tarafı uyuşmuştu acıdan! Karnımı açtığımda sağ tarafın kompe kızarıktan morarığa döndüğünü görmesiyle yüzünü buluşturdu komiser. Eminim ki daha kötülerini görmüştü ama takmadım.

Başını bitti diyerek sallayan adam ile odadan çıktım, hızlı davrandığımdan olmalı ki elim istemsizce karnıma gidince Azat bey hemen yanıma gelip çok dikkatli bir şekilde beni kucağına aldığında elim hâlâ karnımdaydı, "Hastaneye gitmesek?" Dedim bir umutla ama sıkıntılı nefesini hissettiğim Azat beyle birşey demedim.

Ateş bizimle gelirken yol boyu beni güldürmeye çalışmasına gülmüştüm. Neden hep yanımdaydı ya da yanımda olmak istiyordu bilmiyorum ama saçma bir şekilde buna mutlu oluyordum.

Sonunda hastaneye girdiğimizde gözlerim yorgunluktan kapanmıştı ama uyumuyordum. Acildeki bir yatağa yatırıldığımda gözlerimi açtım hemen. Bir hemşireyle beraber kadın bir doktor gelirken Azat bey ve Ateş, perdenin dışında bekliyordu. Doktor, karnımdaki morluk için MR çektirmek istediği için bir saatten fazla onunla uğraşılmıştı. Yanımdaki hemşireden başka kimse sol bileğimdeki izi görmemişti. Kimsenin de görmesine izin veremezdim.

Bende birşey çıkmayınca morluklar için merhem vermişlerdi ve iki elimi sarmışlardı. Hastaneden çıkarken Ateş'e iyi olduğumu zor bela ikna edince eve gitmişti. Bizde artık eve dönüyorduk. Yarın Duha Ateş, karısı Elzem hanım ile hasta ziyaretine gelecekmiş ve bunun için benden izin almıştı Azat bey. İşte ben buna düşerdim.

Azat bey beni kucağından indirmemekte kararlıyken elimi kaldırıp kapı ziline bastığımda sevgiyle başımdan öptü. Galiba ona olan duvarlarım çatlıyordu.

Kapı hızlı bir şekilde Kamer hanım tarafından açılırken gözleri ağlamaktan kan çanağı olmuştu. Azat bey birşey demezken Kamer hanımda eliyle ağzını kapatmış birşey diyemiyordu, ikinci katta bir odaya girdiğimizde Azat bey ve Kamer hanımın odası olduğu çok belliydi. Neden buraya gelmiştik ki?

Uzandığım yatakta Azat beye bakarken Kamer hanım kapının önüne gelmişti. "Kamer Hanım?" Ona seslenmemle yavaş adımlarla odaya girip yatağa doğru ilerledi ve aldığı kesik nefeslerle yatağa tutundu. Olduğum yerde dikleşirken, "özür dilerim Kamer hanım." Başımı olumsuzca sallarken, "daha dikkatli olmalıydım özür dilerim.Ben sizi üzmek istemezdim." Korkunun verdiği endişeyle hızlı konuşurken Kamer hanım daha çok ağlayıp yanıma gelmişti.

"Neden bizim suçlarımızı kendin üstleniyorsun Karaca?" Bencil biri olduğumu düşünürdüm, Zerrin öyle derdi hep, ama Kamer hanıma göre fazla olgun ve acılarımı içimde tutan üzgün bir çocuktum. Ben anne sevgisinin ne demek olduğunu anlıyordum galiba.

Yanıma oturduğunda biraz daha yana kaymamla boşluğu işaret ettim. Yanıma uzanıp başımı kendi göğsüne yasladığında kapı sessizce açıldı ve diğer yanıma Alara yattı birşey demeden. Azat bey başka odaya gidip üstünü değiştirince o da yanımıza gelip Alara'nın yanına uzanınca gerçekten ilk defa ailemle beraber uyumuştum. Hayattaki en güzel şeyin annemin göğsünde uyumak olduğunu 16 yaşımda öğrenmiştim.

🪀

Karnıma çarpan el ile gözlerim hemen açılırken çıkardığım inleme sesiyle Alara da hemen uyanırken dudaklarımı birbirine bastırdım. "Ay Karaca özür dilerim." Diyip yatakta dikleşirken gülümseyip bende oturur pozisyona geldim. "Birşey olmadı Alara." Etrafa göz attığımda hâlâ Kamer hanımın odasında olduğum için yataktan indim. "Ben odama geçip üstüme düzgün şeyler giyeyim." Derken üstüme bir bakış attım. Eşofmanın diz kısımları yırtılmış ve toz toprak kirliydi, üstüm berbat haldeydi!

Ben nasıl yattım böyle Kamer hanımın yanında!? Elimle yüzümü kapatıp oflarken Alara yanıma gelip elini omzuma atıp gülümsedi. "Utanmana gerek yok, dün annemi ne kadar mutlu ettiğinin farkında değil misin?" Dediğinde ne demek istediğini anlamadım. Ya da anlamak istemedim. Fakat sesinde farklı bir tını vardı, iyi bir şey değildi.

"Ben odama gidiyorum." Diye hep yaptığım gibi kaçarken hızlı adımlarla benim olan odaya çıktım.

Kapıyı kilitleyip banyoya girdim hemen. Üstümdekilerden kurtulup poşete koydum çöpe atmak için. Karnımdaki morluk daha belirgin olmuşken acıyordu da. Umursamadan elimdeki sargıları çıkarıp yere attığımda duşa kabine girip duş jeliyle kendimi temiz hissedene kadar vücudumu yıkadığımda o adamın koklayıp dokunduğu saçlarımı ağlaya ağlaya yıkadım.

Üstüme bornozu geçirip aynaya baktığımda yüzüme baktım, morarmış gözümde ve elmacık kemiğinde dolaştı bakışlarım. Sıkıntılı bir nefes bırakıp banyodan çıkarak dolaptan kendime birkaç kıyafet çıkardım. Kapşonsuz, gökkuşağı gibi rengarenk olan çizgili bir sweatshirtü giydiğimde altıma da siyah bir eşofman geçirdim. Elimde olan bilekliğimi çekmeceye bırakıp siyah renkte olanı taktım. Saçımı da taramadan kurutup topuz yaptım hızlıca.

Odadan çıkıp aşağıya doğru gittiğimde fondöten almayı aklıma yazdım. Nerdeyse yüzümün yarısı mordu ve ben böyle dolaşmaya utanıyordum. Salona geçmeden direk yemek odasına geldiğimde bütün bakışlar bana dönerken onları görmezden gelip Alara'nın yanına oturdum. Azat bey yoktu. Kamer hanımsa mutfakta olmalıydı. Ellerimi sıkmaktan da avuç içimdeki tahriş olan yerler acımıştı ama pek umrumda değildi. "Karaca?" Bana seslenen kişiyle başımı istemesemde kaldırdığımda Barış ile göz göze geldim.

"Pansuman yapalım yemekten sonra." Dediğinde hızla başımı salladım onaylamazca. İstemiyordum.

"Gerek yok," dediğimde kesin ve otoriter bir şekilde, "Var." Dedi yemek odasına giren Komiser. Bu da abi çıkarsa şaşırmazdım.

"Üf ne yaparsa yapsın abi ne karışıyorsun?" Diyen Mert'in canımı sıkmayı çok sevdiği belliydi. "Mert kes sesini." Sert sesi Azat beyin sesiyle aynıydı. Çok benziyorlardı zaten. Evet, bunun polis olan abi olduğunu anlamıştım.

"Karaca gözün mosmor, verilen kremi sürmemişsin bile." Karşımdaki doktora ters ters baktığımda, "sürdüm zaten." Diyip geçiştirdim. "Sen beni salak mı sanıyorsun?" Dediğinde boş boş baktım ona. "Merhem sürmezsen daha çok canın yanar." Dediğinde sesine vurduğu acıya anlam veremedim. "Canım falan yanmıyor?" Diyip kaşlarımı kaldırdığımda güldü alayla.

Komiser gülerek doktorun yanındaki boş yere oturdu, "ilk öğrenmen gereken şey canın yanıyorsa acıyor demek olsun çok bilmiş." Sıkılmışçaşına arkama yaslandığımda devam etti konuşmaya, "ikincisi de sağlığın konusunda bir doktora yalan söylememek olsun." Göz devirip kollarımı göğsümde bağladım. "Yani?" Dediğimde Barış başını eğdi. "Ben size karışmayın demiştim." Diyip bilmiş bilmiş abilerine baktığında. "Sus Mert!" Diye bağırdılar aynı anda.

"Karaca?" Doktorun yine bana seslenmesiyle oflayıp başımı kaldırdım. Gözleri elmacık kemiğimde dolaşırken gözlerinin doluşunu görmemek için başımı masadaki yemeklere çevirdim. "Gel sürelim kremi, lütfen?" Yutkunurken dudaklarım titredi. İnanma dedim kendi kendime. Erkeklerin hiçbir sözüne güven olmazdı. Ne belli beni manipüle etmediği?

"İstemiyorum, kendim sürerim." Terslememle susmuştu ki adının Savaş olduğunu düşündüğüm kişi ilk defa konuştu. "Ne inatmış buda arkadaş. Alt tarafı bir krem." Göz devirmemek için zor durarken, "biz şimdi onu yeriz falan mazallah." Diyen de Erez'di. Niye herkes bana oynuyordu? Daralmıştım. Gözümü kapatıp derin bir nefes alırken sakinleşmek istedim sadece. Delirme Karaca, yeri değil.

Kamer Hanım, "bakıyorum herkes burada." Diyip yanıma gelerek elini omzuna koyduğunda saçımın üstüne bir öpücük bıraktı, "merak etme Karaca'm, ben süreceğim kremi." Diyip gülümsediğinde tebessüm ettim minnetle. "Babanız telefonla konuşuyor birazdan gelir." Açıklama yapıp yanıma oturduğunda Alara annesine bakıp burukça gülümsedi. Kamer hanıma bakınca beni öpüp Alara'yı öpmemesine ben bile kırılmıştım.

Çekingen bakışlarım Alara'ya dönerken bana bakmadan önüne döndü. Azat beyin gelmesiyle yan yana oturan ben ve Alara'ya derin bir öpücük bırakıp yerine geçmişti. "Afiyet olsun." Demesiyle herkes yemeğe başlarken ben hangi reçelden ilk yesem diye düşünüyordum, "Atomu mu parçalayacaksın kızım niye öyle bakıyorsun? Alt tarafı reçel." Başımı baktığım reçel tabaklarından kaldırıp ona baktım ters ters. Zaten biri şu masada iki dakika laf atmasa şaşıracaktım gerçekten.

"Sana mı bakıyorum ben, ne ilgilendirir seni?" Ona verdiğim ters cevaba kaşlarını kaldırıp üstten bir bakış attığında yaptığım en iyi şeyi yaparak göz devirdim.

"Ruh hastası gibi gözüküyorsun ondan dedim." Dedi, kendisinin mükemmel göründüğü sanan orangutan suratlı.

"Şam şeytanı gibi gözükmekten iyidir." Diyip önüme döndüğümde yanımdaki Alara gülerken tekrardan Arel'in sesini duydum. "Sen bana şam şeytanı mı dedin?"

Dudak büzüp diğerlerine bir bakış atarken, "yani ben senden başka şam şeytanı görmüyorum?" Diyip sahte bir gülücük atıp arkama yaslandım. Mert şam şeytanından beterdi zaten.

"Anne, kızın bana ne diyor görüyor musun?" Beni Kamer hanıma şikayet etmesiyle şaşırıp Kamer hanıma baktığımda, "o da bana ruh hastası dedi ama?" Diyip bende onu şikayet ettim. Gözlerini kısıp bana çevirdiğinde omuz silkip ağzıma bir zeytin atıp tabağın üstüne çekirdeğini çıkardım.

"Yanlış bir şey söylemedim ben." Diyip yine kendisini savunan Arel'den artık içim şişmişti. "Yonlos boşoy soylomom bon!" Taklidini yaptığımda Alara kahkaha patlatırken karşımdaki doktor da gülüşünü saklamadan bana bakıyordu, yanındaki komiser de başını eğmişti. Hiç anlamadım güldüğünü sanki.

"Ben konuşurken gözlerimi şaşı yapmıyorum!" Diyerek apayrı bir konuyu takan Arel ile oflayıp oturduğum sandalyede Alara'ya baktım tekrardan. Komiser ile bakıştıklarında, Alara'nın gözünde gördüğüm kin beni şaşırtırken başını eğdi sinirle. Komisere baktığımda bakışlarında hayal kırıklığı vardı, sanki ondan beklemediği birşey yapmıştı. Sıkılıp ayağa kalktığımda herkesin bakışı bana dönmüştü.

"Nereye kızım?" Diye anında soru soran Kamer hanıma rahatlasın diye gülümserken, "Ateşlerle buluşacaktım Kamer hanım." Dediğimde Azat bey dikleşirken kaşları çatılmıştı. "Ay çok güzel çık tabi, gez Ateş oğlumla." Kamer hanımın sevecen tavrına karşı somurtan Azat bey ise, "Hmm abiliğini yapsın güzel güzel o." Dediğinde kaşlarım havalanırken Kamer hanım koluna vurdu kocasının.

Ayaklanması ile komiserin bakışları bizdeydi, önüne dönüp ters ters, "Ateş ne alaka?" Dediğinde, Azat beyde omuz silkti çocukça. "Aynı sınıftalar."

"Ben sana kremi süreyim." dediğine onların odasına doğru yürüdük. Kapıyı açıp içeri girdiğimizde kremi alıp beni yatağa oturttu.

Önce gözüme sürdüğünde elleri titreye titreye karnımı açmıştı, zaten dolu olan gözleri kendini durdurmayıp çeşmeye dönünce, sulu göz olma özelliğimin kimden geldiğini anlamıştım. Her dokunuşunda sanki kendi canı yanıyor gibi daha çok ağladı. Ellerimi tutup avuç içimi açtığında ikisinden de öpüp yine krem sürdü. "Saralım ellerini, mikrop kapmasın." Dediğinde benim birşey dememe kalmadan ilk yardım kutusunu alıp yanıma oturdu tekrar.

İki elimide sararken bitirip herşeyi geri yerine koydu. Bakışları sol bileğimdeki kalın bilekliğe kayarken "hep aynı bileğine takıyorsun bu kalın bilezikleri." Dedi düşünceli bir sesle. "Önemli bir nedeni var mı?" Başımı hızla olumsuzca sallarken, "yok, ne olabilir ki?" Dedim sesimin titremesine izin vermezken. Gülümseyip başımı öptü yine. Sevgisini böyle göstermeye çalışıyor ve başarıyordu da.

"Kendine dikkat et kızım. Birşey olursa hemen beni ara olur mu?" Diye beni tembihlerken elini omzuna koymuştu. "Ararım Kamer hanım." Etrafa bir bakış atarken utana sıkıla dudaklarımı aralayıp Kamer hanıma döndüm, "Şey, fondöteniniz var mı acaba?" Diyip dudaklarımı birbirine bastırdığımda dolu gözleriyle gülümseyip elini sol yanağıma koydu. "Gel," diyip elimi tuttuğunda makyaj masasının yanına geldik.

Eline aldığı fondöteni yüzüme tutarken gülümsedi, "tenine uyuyor." Dediğinde yüzüme sürüp pamukla dağıttığında önümden çekilerek aynaya bakmamı sağladı. Yüzümdeki morarıklık hiç görünmezken gülümseyip teşekkür ettiğimde sıkıca sarılmıştı bana.

Üstüme mont almama gerek duymazken ayaklarıma botlarımı geçirmiştim, merdivenlerden inen Erez'in bakışları bana döndüğünde adımları durmuştu. Onu umursamamaya çalışarak kapıyı açacağım sırada yanıma gelip kapıyı tuttuğunda dudaklarım titredi. "Ne yapmaya çalışıyorsun?" İçimdeki yangına rağmen başım dikti, korkak olmayacaktım.

Yüzünü buruşturup bana bakarken kaşlarım çatıldı, "uğursuzsun sen," birden dediği şeyle ne tepki vereceğimi bilemedim. "2 gündür ilgi çekmek için yaptıkların da cabası zaten." Dedi dişlerini sıkarken, ilgi çekmeye çalışmak? Nefeslerim sıklaşırken dün geceyi hatırlamakla elim enseme gitti. "Bu eve ait değilsin, bizim ailemizden değilsin." Sinir ve kalp kırıklığıyla savaşırken cevap veremedim ona. Duyduğum farklı adım sesleriyle gözlerim açılırken doktor ile göz göze geldim.

"Erez ne yapıyorsun burda?" Sesindeki imayı anlamamıştım ama sesi sertti. "Birşey yok abicim." Diyip bana baktı nefretle, "bazılarına olması gereken yeri söylemek istedim." Doktorun elleri sertçe Erez'in omzunu bulurken, "Kimin nerede olması gerektiği seni ilgilendirmez abicim." Diyip sahte bir gülümseme yollarken başıyla içeriyi gösterdiğinde bana bakıp içeriye doğru yürüdü sinirle.

"Yaraların ne durumda?" Diye beklemediğim bir soru gelince omuz silkip kapıyı açtım. "Sizi ne ilgilendirir ki." Başka birşey demesine izin vermeden arkamdan kapıyı kapatıp çıktım.

Oradan hızlı adımlarla giderken telefonum son yaz melodisiyle çalmaya başlayınca gülümseyip cebimden çıkardım. Arama tam kapanacakken açıp kulağıma koydum. "Alo Karaca, ben Börte. Yani numaramı kaydetmemiş olabilirsin diye söyleyeyim dedim." Yürümeye devam ederken etrafa bakıp tekrar önüme döndüm. "Ne oldu Börte?" Benim bıkkın sesimi umursamadan, "geliyorsun değil mi buraya?" Dediğinde görmeyeceğini bilsemde başımı salladım. "Geliyorum şimdi."

"Ay çok güzel. Biz Demir'e ulaşamadıkta sen gelirken Demir'in evine uğrar mısın? Orda olabilirlerde." O evde kalmıyordu ki Demir? Niye orda olsun. Belki birşey alacaktır diye düşündüm ama oraya gitmek istemedim. Zerrin orada olabilirdi. Ne kadar hayır demek istesem de, "tamam uğrarım." Diyip telefonu kapattım.

...

Önüne geldiğim evin bahçesine girdiğimde etrafa bakmadan direk kapının yanına geldim. Zile birkaç defa basmamla oflayıp biraz beklerken kimsenin olmadığını düşünüp arkamı dönüp gidecektim ki kapı açılmıştı. Göz devirip tekrardan kapıya döndüğümde okulun bahçesinde karşılaştığım adamla göz göze geldim. Demirin babası.

Üstündeki gömlek acaleyle giyilmiş gibiyken dudağının etrafı ruj kirliydi. Altındaki pantolonun kemeri bile öylece açıktı. Yüzümü buruşturup başımı eğdiğimde, "Demir burada mı?" Dememle yanıma doğru adımladı. "Beni görmek için bu bahaneyi uydurmana gerek yoktu be güzellik." Kaşlarımı çatıp iğrenç yüzüne baktığımda, "Ne saçmalıyorsun be?" Diye bağırmamla kolumu tutup beni kendisine çektiğinde yüzüme yaklaştı, "annen içerde."

Boğuk sesiyle sırıtmasıyla kolumu ondan çekmeye çalışsamda sargılı elimi tutup eve sürüklemeye başladı, "bırak beni! Bırak kolumu be gerizekalı!" Benim cırlamalarımı umursamazken koca salona doğru savurdu beni. "Alt tarafı biraz eğleneceğiz." Tekrardan üzerime yürürken beni süzüp gülümsediğinde öylesine giydiği gömleğin sadece bir tane düğmesi iliklenmişken onu da söküp durduğunda siyah merdivenlerden topuklu sesleri gelmesiyle oraya çevirdim bakışlarımı.

"Tamam güzel kızım sen merak etme, seni o evden kurtaracağım." Diyerek sinsi sinsi gülümsemesiyle kaşlarım çatıldı. Kiminle konuşuyordu bu şimdi? Alaca'yla olduğunu düşünmüyordum. Gözleri bize çevrilen Zerrin ile dolan gözlerim onu buldu, yardım istedim ama dudak büzüp yüzünü buruşturdu. "Ah tatlım," diyip Demir'in babasının yanına geldiğinde boynuna bir öpücük bırakırken, "sana iyi eğlenceler." Diyip arkasını dönüp gitti.

Topuklu sesleri kulağımı çınlatırken başım onun acımasızlığıyla dönüyordu.

...

SEYY buradan Karaca'ya özür dilemek istiyorum, ben kötü bir yazar değilim canim yani öyle olması gerekiyordu..

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.