Dosyanın üzerindeki ismi gördükten sonra Furkan'ın içindeki merak daha da büyümüştü. Deniz... Son birkaç gündür duydukları söylentilerin merkezindeki isim buydu. Ancak hakkında neredeyse hiçbir bilgi yoktu. Sanki birileri onun varlığını kampüs tarihinden silmeye çalışmıştı.
Ertesi gün öğleden sonra Furkan, Mert, Ege, Can, Bora, Emre ve Kaan kampüsün arka tarafındaki sessiz bahçede toplandılar. Ağaçların gölgesi çimlerin üzerine düşüyor, öğrenciler etrafta sohbet ederek vakit geçiriyordu. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir arkadaş grubu gibi görünüyorlardı. Oysa konuşacakları konu hiç de sıradan değildi.
"Elimizde hâlâ doğru düzgün bir şey yok," dedi Bora.
"Evet ama artık bir isim var," diye karşılık verdi Emre.
"Deniz."
Mert sessizce oturuyordu. Parmaklarıyla masanın üzerinde ritim tutarken düşüncelere dalmış gibiydi.
Furkan onun farkında olmadan dalıp gittiğini görünce gülümsedi.
"Yine düşünüyorsun."
Mert başını kaldırdı.
"Birilerinin düşünmesi lazım."
"Yani biz düşünmüyor muyuz?"
"Çok emin değilim."
Masadakiler gülmeye başladı.
Furkan da istemsizce güldü.
Son günlerde Mert'in bu kısa ve beklenmedik esprilerine alışmaya başlamıştı.
Konuşmalar devam ederken güneş yavaş yavaş alçalmaya başladı. Bahçedeki kalabalık azalmaya başlamıştı. Havanın karardığını fark eden Bora ayağa kalktı.
"Bugünlük yeter."
Kimse itiraz etmedi.
Saatlerdir aynı konuyu konuşuyorlardı ve yeni bir bilgiye ulaşamamışlardı.
Herkes evlere dağılma kararı aldı.
Grup yavaş yavaş ayrılırken Furkan çantasını omzuna taktı. Tam kampüs çıkışına doğru yürümeye başlayacaktı ki yanında birinin durduğunu fark etti.
Mert.
"Sen de mi bu taraftan gidiyorsun?" diye sordu Furkan.
"Evet."
Birlikte yürümeye başladılar.
Kampüs akşam saatlerinde daha sessiz oluyordu. Gün içinde kalabalık olan yollar boşalmıştı. Uzaktaki ışıklar yanmaya başlamış, hafif bir rüzgâr esiyordu.
Bir süre ikisi de konuşmadı.
Sonunda Furkan sessizliği bozdu.
"İlk tanıştığımız gün senden pek hoşlanmamıştım."
Mert kaşını kaldırdı.
"Sağ ol."
"Yanlış anlama."
"O kısmı kaçırdım."
Furkan güldü.
"Sadece fazla soğuk görünüyordun."
"Bana sürekli bunu söylüyorlar."
"Çünkü doğru."
Mert birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Belki."
Bu kez Furkan şaşırdı.
Mert'in son zamanlarda daha fazla gülümsediğini fark ediyordu.
Bunu yalnızca kendisi mi fark etmişti bilmiyordu.
Kampüs çıkışına geldiklerinde yol ikiye ayrılıyordu.
Furkan durdu.
"Ben buradan gideceğim."
Mert başını salladı.
"Tamam."
İkisi de birkaç saniye oldukları yerde kaldı.
Sanki söylemek istedikleri başka şeyler vardı ama nasıl söyleyeceklerini bilmiyorlardı.
Sonunda Furkan elini kaldırdı.
"Görüşürüz."
"Görüşürüz."
Mert uzaklaşırken Furkan kısa bir süre arkasından baktı.
Nedense yüzünde istemsiz bir gülümseme vardı.
---
Ertesi gün dersler bittikten sonra grup yeniden buluştu.
Bu kez amaçları eski laboratuvarın çevresini gündüz vakti incelemekti.
Öğleden sonra binaya ulaştıklarında güneş hâlâ gökyüzündeydi. Gündüz olmasına rağmen yapı ürkütücü görünüyordu.
Duvarlardaki boyalar dökülmüş, pencerelerin çoğu kırılmıştı.
Mert çevreyi incelerken bir şey fark etti.
"Pencereye bakın."
Herkes onun gösterdiği yere döndü.
Tozlu camın üzerinde parmak izleri vardı.
Üstelik yeni görünüyordu.
Birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı.
Çünkü bu tek bir anlama gelebilirdi.
Birileri yakın zamanda buradaydı.
Tam o sırada binanın iç tarafından boğuk bir ses duyuldu.
Sanki bir kapı yavaşça kapanmıştı.
Grup aynı anda binaya baktı.
Bu kez sesin gerçek olduğundan hiçbiri şüphe etmiyordu.
Ve ilk kez içeri girmeleri gerektiğini düşünmeye başladılar.