Grup eski laboratuvar binasının önünde birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldı. İçeriden gelen kapı sesi hâlâ kulaklarında yankılanıyordu. Hiçbiri bunun rüzgâr olduğunu düşünmüyordu çünkü ses fazlasıyla netti. Bora derin bir nefes alarak kırık pencerelere baktı. "Bence artık içeride gerçekten biri olup olmadığını öğrenmemiz gerekiyor." dedi. Kimse ona karşı çıkmadı. Son birkaç haftadır peşinden gittikleri gizem tam karşılarında duruyordu ve geri dönmek istemiyorlardı. Mert binanın paslanmış giriş kapısına yaklaştı. Kapının büyük kısmı zincirlenmişti ancak yan tarafta insanların geçebileceği kadar açıklık vardı. Kısa bir sessizlikten sonra içeri ilk adımı atan kişi o oldu. Furkan istemsizce onun arkasından yürüdü. Diğerleri de onları takip etti.
Binanın içine girdikleri anda eski ve ağır bir koku yüzlerine çarptı. Koridorlar karanlıktı. Tavandaki bazı lambalar kırılmış, duvarlardaki boyalar dökülmüştü. Yıllardır kullanılmayan bir yer olduğu her hâlinden belliydi. Ayak sesleri boş koridorlarda yankılanırken herkes çevresini dikkatle inceliyordu. Furkan bir süre etrafa baktıktan sonra Mert'e yaklaştı. "Burada gerçekten ders yapıldığına inanmak zor." dedi. Mert duvardaki eski bir laboratuvar tabelasına bakarken hafifçe başını salladı. "Üç yıl önce insanlar burada her gün bulunuyormuş." Furkan bu düşüncenin garip olduğunu hissetti. Şimdi sessiz ve terk edilmiş görünen bu bina bir zamanlar öğrencilerle doluydu.
Koridorun sonuna geldiklerinde birkaç sınıfın kapısının açık olduğunu fark ettiler. İçeride eski masalar, devrilmiş sandalyeler ve kullanılmayan ekipmanlar vardı. Her şey sanki aceleyle terk edilmiş gibiydi. Emre eski bir dolabı açmayı denerken Kaan pencerenin yanındaki tozlu rafları inceliyordu. Ancak dikkatlerini asıl çeken şey ikinci kata çıkan merdiven oldu. Çünkü ışığı gördüklerini düşündükleri yer tam olarak orasıydı. Birkaç saniye boyunca kimse konuşmadı. Sonunda Mert merdivenlere yöneldi. Furkan da onun yanında yürümeye başladı. Basamaklar eskiydi ve bazıları üzerlerine basıldığında hafifçe gıcırdıyordu. Üst kata ulaştıklarında koridor alt kata göre daha karanlıktı. Gün ışığı kırık camlardan güçlükle içeri giriyordu.
Koridorun sonunda yarı açık bir kapı vardı. Mert dikkatlice kapıya yaklaşırken diğerleri birkaç adım geride durdu. Kapıyı yavaşça ittiğinde içeride küçük bir arşiv odası olduğunu gördüler. Raflar eski dosyalarla doluydu. Çoğu yıllardır açılmamış gibiydi. Bora hemen rafları incelemeye başladı. Emre ve Kaan da ona yardım ediyordu. Furkan ise odanın diğer tarafına yürüdü. Tozlu masalardan birinin üzerinde unutulmuş bir defter duruyordu. Defterin kapağı neredeyse tamamen yıpranmıştı. Elini uzatıp açtığında içindeki sayfaların büyük kısmının boş olduğunu fark etti. Ancak son sayfalardan birinde birkaç satır yazı vardı. Yazılar silinmeye başlamış olsa da bazı kelimeler seçilebiliyordu. En altta tek bir isim yazıyordu: Deniz.
Furkan'ın kalbi hızlandı. "Mert..." diye seslendi. Mert hemen yanına geldi. İkisi birlikte sayfaya baktılar. Yazının tamamı okunmuyordu ama bir cümle dikkat çekiyordu. "Eğer bir şey olursa..." Cümlenin devamı silinmişti. Odadaki herkes defterin etrafında toplandı. Hiçbiri konuşmuyordu. Çünkü ilk kez ellerinde gerçek bir ipucu vardı. Furkan sayfayı dikkatlice incelerken omzunun Mert'in omzuna değdiğini fark etti. Geri çekilmedi. Nedense bu yakınlık onu rahatsız etmiyordu. Son günlerde Mert'in yanında kendini daha rahat hissetmeye başlamıştı. Mert de sayfaya odaklanmış görünüyordu ancak birkaç kez istemsizce Furkan'a baktığını fark ettiğinde gözlerini yeniden yazılara çevirdi.
Bir süre sonra dışarıdaki hava kararmaya başladı. Kırık pencerelerden içeri giren ışık azaldıkça bina daha da ürkütücü görünüyordu. Bora saatine bakarak artık çıkmaları gerektiğini söyledi. Kimse itiraz etmedi. Defteri yanlarına alıp merdivenlerden aşağı indiler. Ana kapıya ulaştıklarında gökyüzü turuncudan koyu maviye dönmeye başlamıştı. Kampüse doğru yürürlerken herkes buldukları ipuçlarını tartışıyordu. Ancak Furkan konuşulanların yarısını bile duymuyordu. Aklı sürekli defterdeki cümleye gidiyordu. Eğer bir şey olursa... Deniz ne anlatmaya çalışmıştı?
Kampüsün merkezine ulaştıklarında diğerleri yavaş yavaş ayrılmaya başladı. Önce Bora, sonra Emre ve Kaan farklı yönlere gittiler. Ege ile Can da yurda dönmek için vedalaştı. Birkaç dakika sonra geriye yalnızca Furkan ve Mert kaldı. Akşam serinliği hissediliyordu. İkisi yan yana yürümeye devam etti. Furkan sessizliği bozarak, "Bugün olmasaydın muhtemelen o binaya tek başıma giremezdim." dedi. Mert hafifçe gülümsedi. "Ben de tek başıma girmezdim." Furkan şaşkınlıkla ona baktı. "Gerçekten mi?" Mert birkaç saniye sustu. Sonra gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi. "Evet. Çünkü yanımda güvendiğim birinin olması daha iyiydi."
Furkan o anda ne diyeceğini bilemedi. Kalbinin beklenmedik şekilde hızlandığını hissetti. İkisi birkaç saniye boyunca sessiz yürüdüler. Şehrin ışıkları yavaş yavaş görünmeye başlarken yollarının ayrıldığı noktaya geldiler. Bu kez vedalaşmaları önceki günlere göre daha zor geldi. İkisi de bunu neden hissettiğini tam olarak bilmiyordu. Ancak aralarındaki bağın, eski laboratuvardaki gizemden çok daha önce oluşmaya başladığını fark etmeye başlamışlardı.