Eski laboratuvar binasından gelen sesin üzerinden iki gün geçmişti. Furkan yaşananları mantıklı bir şekilde açıklamaya çalışsa da başarılı olamıyordu. Belki gerçekten içeride birileri vardı, belki de yıllardır anlatılan hikâyeler insanların hayal gücünü fazlasıyla etkiliyordu. Ancak onu asıl rahatsız eden şey, o gece Mert'in yüzündeki ifadeydi. Mert korkmuş görünmüyordu. Şaşırmış da görünmüyordu. Sanki daha önce benzer şeyler duymuş gibiydi. Bu düşünce Furkan'ın aklından çıkmıyordu.
Pazartesi sabahı kampüs her zamanki gibi hareketliydi. Öğrenciler amfiler arasında koşuşturuyor, kantin kalabalıklaşıyor ve yaklaşan sınavların stresi herkesi etkisi altına almaya başlıyordu. Furkan arkadaşları Ege ve Can ile birlikte kampüsün merkezindeki banklarda otururken konu yine eski laboratuvara geldi. Son günlerde neredeyse herkes aynı şeyi konuşuyordu. Sosyal medya hesaplarında binanın yakınında çekildiği iddia edilen bulanık fotoğraflar dolaşıyor, bazı öğrenciler geceleri içeride ışık gördüklerini söylüyordu. Kimileri bunların dikkat çekmek isteyen öğrencilerin uydurduğu hikâyeler olduğunu savunurken kimileri gerçekten bir şeylerin saklandığına inanıyordu.
Can telefonunu göstererek, "Bak bunu gördün mü?" dedi. Ekranda eski binanın pencerelerinden birinde çekilmiş karanlık bir fotoğraf vardı. Fotoğrafın kalitesi kötüydü ama içeride duran bir insan silueti seçiliyordu. Ege hemen başını salladı. "Photoshop." Can itiraz etti. "Belki değildir." Furkan birkaç saniye fotoğrafa baktıktan sonra telefonu geri verdi. "Kim bilir."
O sırada kampüsün başka bir bölümünde Mert, Kerem ve Arda ders çıkışında yürüyordu. Kerem her zamanki gibi şakalaşıyor, Arda ise son günlerde artan söylentilerden bahsediyordu. "Geçen gece güvenlikler yine eski binanın çevresinde dolaşmış." Kerem sıkılmış bir ifadeyle iç çekti. "Bir gün gerçekten uzaylı bulacaklar sanırım." Arda cevap vermedi. Mert ise sessizdi. Çünkü onun aklında başka bir şey vardı. O gece duydukları metal sesi gerçekti. Bunu biliyordu. Rüzgâr ya da tesadüf değildi. Ses binanın içinden gelmişti.
Öğleden sonra Furkan kütüphanede çalışırken karşı masaya birisi oturdu. Başını kaldırdığında Mert'i gördü. İkisi birkaç saniye boyunca sessiz kaldı. Sonra Mert çantasını masaya bıraktı. "Sana bir şey soracağım." Furkan şaşırmıştı. "Sor." Mert sesini alçalttı. "O gece gerçekten birini gördüğüne emin misin?" Furkan bir an düşündü. "Tam seçemedim ama evet. Bir gölge vardı." Mert birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra beklenmedik şekilde, "Ben de öyle düşünüyorum," dedi.
Bu konuşma ikisinin arasındaki ilk gerçek sohbet oldu. Yaklaşık yarım saat boyunca eski laboratuvar hakkında duydukları şeyleri konuştular. Hiçbiri söylentilere tamamen inanmıyordu ama ikisi de ortada açıklanamayan bazı şeyler olduğunun farkındaydı. Konuşmanın sonunda Mert masadan kalkarken kısa bir süre durdu. "Bu akşam oraya gidiyorum." Furkan şaşkınlıkla ona baktı. "Tek başına mı?" Mert omuz silkti. "Öyle düşünüyordum."
Akşam olduğunda kampüs büyük ölçüde boşalmıştı. Gökyüzündeki bulutlar ay ışığını zaman zaman kapatıyor, eski binaların bulunduğu bölüm normalden daha karanlık görünüyordu. Furkan bütün gün bu fikri düşünmüş ve sonunda kararını vermişti. Eski laboratuvarın yakınındaki patikaya geldiğinde Mert'in çoktan orada olduğunu gördü. Mert şaşırmış görünmedi. "Geleceğini tahmin etmiştim." Furkan hafifçe gülümsedi. "Ben de tek başına gitmene izin veremezdim."
İkili yavaş adımlarla binaya yaklaşırken uzaktan birkaç kişinin konuşma sesleri duyuldu. Ağaçların arasından çıkan üç öğrenci onları görünce durdu. Bunlardan biri uzun boylu ve enerjik tavırlarıyla dikkat çeken Bora'ydı. Yanındaki Emre ve Kaan ise kampüsün farklı bölümlerinde okuyan öğrencilerdi. Bora gülerek, "Demek yalnız biz merak etmiyoruz," dedi. Kısa sürede herkes aynı sebeple orada bulunduğunu anladı. Kampüste dolaşan söylentiler onları da buraya çekmişti.
Beş genç eski binanın önünde dururken içerideki karanlığa baktı. Yıllardır kullanılmayan yapı gecenin sessizliği içinde daha da ürkütücü görünüyordu. Kırık pencerelerden esen rüzgâr uğultuya benzer sesler çıkarıyor, paslanmış tabelalar hafifçe sallanıyordu. Tam o sırada Emre aniden elini kaldırdı. "Durun..." Herkes sustu. Binanın içinden çok hafif bir ışık görünmüştü. Sadece birkaç saniye sürdü ve sonra kayboldu.
Kimse konuşmadı.
Furkan kalbinin hızlandığını hissediyordu. Mert'in gözleri ise binanın ikinci katına sabitlenmişti. Birileri içerideydi. Artık bundan şüphe duymuyordu. Asıl soru kim oldukları ve orada ne yaptıklarıydı. O gece verecekleri karar, onları yalnızca kampüsün en büyük gizemine değil, aynı zamanda hiç beklemedikleri olayların merkezine sürükleyecekti.