Doğa, vücudunu uyuşturan zehre rağmen, zihnindeki o son yaşam kırıntısıyla gözlerini araladı. Karan’ın onun için diz çöktüğünü, ölümü kabullendiğini gördü.
Bir doktor olarak vücudun anatometrik yapısını ve zehrin etkilerini çok iyi biliyordu. Parmaklarını zorlukla hareket ettirdi, oturduğu sandalyenin arkasındaki gevşek çiviyi kavradı.
Araz tetiği çekmek üzereyken, Doğa bütün gücünü toplayarak çiviyi Araz’ın bacağına sapladı.
Araz acı içinde haykırarak dengesini kaybetti. Silah patladı ama mermi Karan’ın omzunu sıyırıp duvara saplandı.
O salise, Karan için yetti.
Karan yerden bir kaplan gibi fırladı. Araz’ın bileğini kavradı, silahı elinden söküp aldı. İki adam yerde ölümüne boğuşurken, Karan Araz’ın elindeki panzehir tüpünü havada yakalamayı başardı. Araz’ı sert bir hamleyle duvara çarparak etkisiz hale getirdi ve doğrudan Doğa’nın yanına koştu.
"Doğa! Dayan sevgilim!"
Karan, tıp dergilerinde Doğa’nın kendisine öğrettiği şekilde, panzehir iğnesini Doğa’nın uyluk kasına sapladı.
Dakikalar saat gibi geçti. Doğa’nın moraran dudakları yavaşça rengine döndü, ciğerleri derin bir nefesle doldu. Gözlerini açtığında karşısında kan içindeki Karan’ı gördü.
"Karan..." diye fısıldadı Doğa.
Karan, kızı kucağına alıp sımsıkı sarıldı. Ağlıyordu. Yeraltı dünyasının korkulu rüyası olan adam, sevdiği kadının göğsünde çocuk gibi ağlıyordu.
"Geçti... Bitti sevgilim," dedi Karan.
O gece polisler ve ambulanslar fabrikaya ulaştığında, Araz Karadağ adalete teslim edildi.