Üç yıl sonra...
İzmir’in sakin bir sahil kasabasındaki iki katlı beyaz evin bahçesinde, küçük bir kız çocuğu çimlerin üzerinde koşuyordu. Siyah gür saçları ve elsa mavisi gözleriyle tıpkı annesine benziyordu.
Doğa, bahçe masasında oturmuş, kucağındaki yeni doğmuş bebeğini emzirirken gülümsüyordu. Karan ise bahçede küçük kızlarının peşinden koşuyor, onu havaya atıp tutuyordu.
Artık silah sesleri yoktu. Artık gece gelen korkulu telefonlar, kapıdaki korumalar, hapis tuzakları yoktu. Karan Soykan, geçmişini tamamen o kanlı topraklara gömmüş; Doğa’nın şifalı ellerinde yeniden doğmuştu.
Karan, kucağında kızıyla Doğa’nın yanına geldi. Eğilip Doğa’nın alnına uzun bir öpücük kondurdu.
"Neye bakıyorsun doktor?" diye sordu Karan, nazikçe.
Doğa, gökyüzündeki pırıl pırıl güneşe ve ardından kocasının gözlerine baktı.
"Teşhişime bakıyorum," dedi Doğa, tebessüm ederek. "Karanlık tamamen iyileşti."
Karan kızını kucağına alıp Doğa’nın elini tuttu. İki ayrı dünyanın imkansız aşkı, felaketleri ve kanı geride bırakıp sonsuz bir huzura kavuşmuştu.