Bıçak sırtı, ağır bir sessizlik çöktü odaya. Amcamın o zehirli, tehditkar sözleri ve telefondaki yabancının vaat ettiği ölüm, kulaklarımda bir siren gibi yankılanırken, kalbim göğüs kafesimi parçalamak istercesine, acıyla atıyordu.
"Babanın kanı çoktan eline bulaştı, Azra. Şimdi de onun o yüce mirasını, aileni mi reddedeceksin? O piç Kuzey Tekin'le mi kol kola gireceksin?" Amcamın giderken bıraktığı bu yankılar, zihnimi bulandırıyordu.
İç sesim acımasız, iğneleyici bir fısıltıyla bana cevap verdi: Babanın kanı... Tüm hayatın boyunca tek istediğin o kandan, o isimden uzaklaşmaktı. Şimdi tam ortasında, boğazına kadar o kana mı battın?
"Senin gibi düşünmüyorum," diye fısıldadım kendi kendime, sanki amcam hala oradaymış gibi. Sesimdeki o acınası titremeyi bastırmaya çalıştım. "Babamın mirası... O koca bir karanlıktı, bir yalandı. Ve ben o karanlığın içinde sizin gibi çürüyüp kaybolmayacağım."
Amcamın az önce attığı o acı kahkaha odanın duvarlarında asılı kalmıştı. "Karanlık mı? Sen daha gerçek karanlığın, vahşetin ne olduğunu bilmiyorsun, Azra. Güvendiğin o Kuzey Tekin senin asıl sonun olacak. Unutma, bu kanlı oyun daha yeni başladı."
Telefonun o mekanik kapanma sesiyle irkildim. Kuzey'in gözleri üzerimdeydi. Yüzümdeki dehşeti, kanımın çekilişini saniye saniye izlemişti.
"Kimdi o?" diye sordu Kuzey, sesi o kadar sertti ki havayı ikiye böldü.
Arkamı dönüp ona baktım. Gözlerindeki o koyu endişe ve koruma içgüdüsü, midemde kelebeklerin ve akreplerin aynı anda uyanmasına neden oluyordu. Bu adam... Benim kardeşim miydi? Bu düşünce beni delirtiyordu. Onun yanında dünyanın en güvenli limanında mıydım, yoksa beni yok edecek asıl fırtınanın tam merkezinde mi? İçimdeki karmaşık duygular, fırtınalı bir deniz gibi kabarıyordu.
Ona doğru, adeta bir mıknatısın çekimine kapılmış gibi bir adım attım. Aramızdaki mesafe kapanırken, gözlerindeki o karanlık tutku beni içine çekiyordu. Yasak olan, her zaman daha cazipti.
"Bilmiyorum," diye yanıtladım, sesimdeki o titremeyi, korkuyu gizleyemeden. "Babama ait mirasın beni beklediğini, bedel ödeyeceğimi söyledi."
Kuzey'in çenesi kasıldı, gözlerindeki o yumuşaklık yerini saniyeler içinde ölümcül bir mafya liderinin sertliğine bıraktı. Bir an için, onun bu acımasız ve vahşi halinden ürktüm. Bu adamın, düşmanlarına karşı ne kadar acımasız ve vahşi olabileceğini çok iyi biliyordum.
Ama aynı zamanda, ona karşı tarif edilemez, hastalıklı bir çekim de hissediyordum. Yasaklı bir cennet meyvesi gibiydi; hem ölümcül derecede zehirliydi, hem de dudaklarıma değmesi için her şeyimi verebileceğim kadar cezbedici.
"Sana tek bir zarar gelmesine, teninin çizilmesine dahi izin vermeyeceğim," dedi Kuzey, aramızdaki o son boşluğu da kapatarak. Sesi, yemin eden bir şövalyenin kararlılığıyla doluydu. "Amcan, o maskeli piç, kim olursa olsun... Gerekirse bu şehri yakarım ama seni korurum."
Ona inanmak, kendimi onun o güçlü kollarına tamamen bırakmak istiyordum. Ama içimdeki o şüphe kurdu, beynimi kemirmeye devam ediyordu. Babamın sırrı... Kardeşlik iddiaları... Bu sırlar yumağı neydi ve Kuzey bu kirli oyunun tam olarak neresindeydi?
"Bana doğruları anlat, Kuzey," dedim, sesim artık bir emirden çok, çaresiz bir yalvarıştı. "Babam hakkında... Kendin hakkında... Lütfen, her şeyi."
Kuzey bir an duraksadı. Gözlerini kaçırdı. Sanki kendi içinde, zihninde kanlı bir savaş veriyordu. Bir şeyleri sakladığı çok belliydi. Sonra derin, yorgun bir nefes aldı ve o zifiri gözlerini benimkilere kilitledi.
"Baban... Mehmet Eren, o senin çocukluğunda kahramanlaştırdığın, inandığın gibi biri değildi, Azra. Onun o takım elbiselerinin altında iğrenç sırları, kanlı cinayetleri vardı. Ve maalesef, şimdi o günahların kefaretini sen, biz ödüyoruz."
"Ne demek istiyorsun? Neyi saklıyorsun?" diye sordum, göğsüm daralıyordu.
"Babanın o sahte maskesinin ardında gerçekte kim olduğunu, bu kanlı imparatorluğu nasıl kurduğunu öğrenmek istiyorsan, kendi geçmişinin en karanlık sayfalarına gitmelisin," dedi Kuzey, parmakları usulca çenemi kavradı. Dokunuşu tenimi alev alev yakıyordu. "Onun izlerini takip etmelisin. Ama dikkatli ol, Azra. Bazı sırlar, yeryüzüne çıktığında herkesi yakar. Bazen karanlıkta kalmaları, hayatta kalmak için tek yoldur."
Kuzey'in kelimeleri beynimde yankılanırken, geçmişin o karanlık ve küflü dehlizlerinde kaybolmuş, lanetli bir hazine avına çıktığımı hissediyordum. Babamın sırları beni nereye, hangi cehenneme götürecekti? Ve çenemi böyle sahiplenici bir şekilde tutan bu adam, bu yolculukta sırtımı dayayacağım müttefikim miydi, yoksa beni uçurumdan itecek asıl düşmanım mı?
"Nereden başlamalıyım?" diye sordum, sesim kırık dökük çıkmıştı.
Kuzey, başparmağıyla çenemi okşarken gözleri ruhumun en derin, en savunmasız noktalarına işliyordu. "Başlangıç, her zaman sonun yazıldığı yerdedir," diye fısıldadı, kelimeleri dudaklarıma dökülüyordu. "Babanın son günlerini, son nefesini vermeden önceki o haftayı araştır. Kimlerle gizli kapılar ardında görüştü, parayı nereye aktardı... Her bir iğrenç detay bizim için hayati önem taşıyor."
Onun o maskülen kokusu ve tenimi yakan dokunuşuyla kalbim teklerken, bir yandan da söyledikleriyle mantığım savaşıyordu. "Ama amcam... Amcamın onu öldürdüğünü sen söyledin. Sen itiraf ettin!"
Kuzey'in dudakları, iğrenç bir şeyi hatırlamış gibi alaycı ve sert bir şekilde kıvrıldı. "Amcan, sadece o büyük oyunun pis bir piyonu. Babanın ölümü basit bir kalp krizi veya ani bir suikast değildi, Azra. O, aylarca ilmek ilmek işlenmiş, mükemmel planlanmış bir infazdı. Ve amcanın bile arkasında, onun iplerini elinde tutan çok daha büyük, çok daha karanlık bir güç var."
Planlanmış bir infaz... Babamın ölümü, devletin veya polisin sandığı gibi değil, kusursuz bir cinayet miydi? Demir Amcamın o iki yüzlü ihtiyar suratının yalan söylediğini başından beri biliyordum, ama böylesine devasa bir komployu, kuklacıların olduğunu tahmin bile edememiştim.
Şimdiyse, bir labirentin içinde, üzerime duvarlar kapanırken ne yöne koşacağımı bilemiyordum.
"Peki kim?" diye sordum, parmaklarım istemsizce onun gömleğinin yakasını kavradı. "Kim babamı böylesine kusursuzca öldürmek, bizi bu hale getirmek isterdi?"
Kuzey bir an sessiz kaldı. Gözlerindeki o koruyucu duvarlar tamamen indi, yerini saf, tehlikeli bir gerçeğe bıraktı. Üzerime biraz daha eğilip, dudakları neredeyse dudaklarıma değerken fısıldadı:
"Bunu öğrendiğinde, o saflığın tamamen ölecek ve hayatın bir daha asla eskisi gibi olmayacak, Azra. Çünkü babanın asıl katili... tahmin ettiğinden, o beklediğinden çok ama çok daha yakınında nefes alıyor."