İçeriğe geç

Yasak Miras

Bölüm 10 · 6 dk okuma

Yasak Miras

Bölüm 10

Bölüm 10

Kuzey'in dudaklarından dökülen o son zehirli sözler, zihnime pim çekilmiş bir el bombası gibi düştü. "Beklediğinden çok daha yakınında..." O gece, Kuzey beni eve bıraktıktan sonra, geniş ve soğuk yatak odamda sabaha kadar volta attım. Telefonu avuçlarımın içinde, plastik kasasını kıracak kadar sıkıca kavrıyordum.

O an, güvendiğim, yıllarca aynı masaya oturduğum, hatta belki de kan bağım olan insanlardan bile şüphe duymam gerektiğini acı bir şekilde anlamıştım. Bu karanlık, dipsiz labirentte kime sırtımı dönebilirdim? Babamın asıl katili, gerçekten de sandığımdan daha mı yakındı? Amcam sadece bir tetikçiyse, emri veren kuklacı kimdi?

İçgüdülerim sürekli Kuzey'e dönüyordu. Adamın gözlerindeki o dipsiz karanlık, kendi içimdeki karanlığın bir aynası, bir yansıması gibiydi. Belki de tam olarak bu yüzden, tüm o ensest şüphelerine, tüm o tehlike çanlarına rağmen ona güvenmek, kendimi onun o sert kollarına bırakmak istiyordum. Yasak olan, ruhumu baştan çıkarıyordu.

"Lanet olsun," diye mırıldandım dişlerimin arasından, odayı adımlamaya devam ederken. Korkup saklanamazdım. Babam her ne kadar bir canavar da olsa, bu işin sonuna kadar gitmek, o mirası temizlemek zorundaydım.

Telefonumun melodisi, odanın sessizliğini bir bıçak gibi yırtarak çaldığında irkildim. Ekranda yine o lanet olası numara beliriyordu. Derin, titrek bir nefes alarak açma tuşuna bastım ve telefonu kulağıma götürdüm.

"Sen kimsin? Ne istiyorsun?" diye kükredim.

"Merakını gidermek, o güzel uykunu bölmek için aradım, küçük avukat," diye fısıldadı karşıdaki o mekanik, ürpertici ses. "Baban gibi sen de çok yakında kibre kapılıp, kendi karanlığına gömülmek üzeresin."

"Benden ne istiyorsunuz?" diye sordum, sesimdeki o titremeyi gizlemek için çenemi sıkarak.

"Babanın o yarım bıraktığı tahta geçmeni. Mirasını devralıp, itaat etmeni. Ama görünen o ki, o Kuzey denilen piçle fazla vakit geçiriyorsun ve sana kurallarımızı biraz nazikçe, acı yoldan hatırlatmamız gerekecek."

"Asla!" diye haykırdım, öfkem korkumu bastırmıştı. "Sizin gibi iğrenç, kan emici insanlarla hiçbir işim olmaz. O tahtı başınıza yıkacağım!"

"O zaman dökülecek kana ve sonuçlarına katlanırsın, Azra Eren," dedi ses, ve ardından gelen o mekanik kapanma sesi, odayı tekrar ölümcül bir sessizliğe boğdu.

Titreyen ellerimle telefonu komodinin üzerine fırlattım. Polise gitmek koca bir aptallık olurdu; mafyanın kökleri polis teşkilatının bile içine kadar sızmıştı. Elimdeki tek seçenek, o karanlık ormanda bana yolu gösterebilecek tek rehberle, Kuzey'le işbirliği yapmaktı. Ona doğru çekiliyordum; adeta bir pervanenin ateşe uçması gibi.

Ertesi sabah, güneşin bile ısıtamadığı o gri Ankara sabahında, Kuzey'in şirketine gitmeye karar verdim. Tekin Holding'in o devasa, cam ve çelikten oluşan modern binasına adımımı attığımda, lüksün ve mutlak gücün o boğucu kokusu adeta derime işliyordu. Kuzey'in imparatorluğu, en ufak bir dekoratif detayda bile o acımasız otoritesini belli ediyordu.

Geniş masanın ardındaki sekretere adımı söylediğimde, kadın şaşkın, küçümseyici bir ifadeyle beni süzdü. "Azra Hanım, Kuzey Bey şu an çok meşgul ve sizi beklemiyorlardı."

"Randevum yok, biliyorum," diyerek kadına doğru buz gibi bir bakış attım, içimdeki o mafya kızı uyanıyordu. "Ama onunla şu an, derhal görüşmem gerekiyor. Girip ona söyleyin."

Kadın tereddütle ve hafif bir korkuyla bilgisayarına bir şeyler yazdıktan sonra, "Lütfen bir saniye bekleyin," dedi.

Birkaç dakika sonra, ağır meşe kapı açıldı ve Kuzey, her zamanki o jilet gibi takımı, dağınık saçları ve duygudan yoksun soğuk ifadesiyle bana baktı. Gözlerinde sadece benim görebileceğim ince bir parıltı vardı. "Geldiğini duydum. Bekliyordum."

Kuzey'in geniş, minimalist ve tamamen siyah tonlarında döşenmiş ofisine girdim. Duvarları boydan boya kaplayan camlardan tüm Ankara, adeta onun ayaklarının altına serilmişti. Ama benim gözüm, o nefes kesici manzarayı değil, sadece Kuzey'in o tehlikeli, maskülen duruşunu görüyordu.

"Dün geceki telefon... Bana babamın tahtına geçmezsem bedel ödeyeceğimi söylediler," dedim, doğrudan ve sert bir şekilde konuya girerek. "Kim olduklarını biliyor musun?"

Kuzey, ağır adımlarla o geniş deri koltuğuna oturdu ve beni tepeden tırnağa, adeta zihnimin içini okumak istercesine süzdü. "Bildiğimden kesin olarak emin olsam, şu an onlarla değil, onların cesetleriyle konuşuyor olurdun, Azra. Ama korkarım ki, işler bu kadar basit değil."

"Peki ne yapmamı öneriyorsun? O korkakların bir sonraki hamlesini, boynuma ipi geçirmelerini mi izleyeyim?" diye sordum, sabırsızlıkla ellerimi masasına dayayarak.

"Hayır," dedi Kuzey, sarsılmaz, otoriter bir sesle. "Onların hamle yapmasını bekleyip kurban olmayacağız. İlk kanı biz dökeceğiz."

"Nasıl?"

Kuzey ağır ağır ayağa kalktı ve masanın etrafından dolanarak bana doğru yaklaştı. Aramızdaki o elektrikli mesafe yine kapanırken, kalbim göğüs kafesimi delmek istercesine hızlandı. "Babandan geriye kalan her bir kağıt parçasını inceleyeceğiz. Ortaklarını, satın aldığı adamları, düşmanlarını, o kirli sırlarını... Her şeyi."

"Bana neden yardım ediyorsun?" diye sordum, başımı kaldırıp o zifiri gözlerine şüpheyle bakarak. Aramızdaki kan bağı iddiaları varken, onun bu yakınlığı beni çıldırtıyordu. "Benden aslında ne istiyorsun, Kuzey?"

Kuzey'in dudaklarında çarpık, şeytani ve inanılmaz derecede çekici bir gülümseme belirdi. "Senden hiçbir şey istemiyorum, Azra," diye fısıldadı. "Ben sadece gerçeği istiyorum. Ve dürüst olmak gerekirse... Biraz da senin o hırçınlığınla eğlenmek hoşuma gidiyor."

Ona sertçe baktım. Bu adam bir ölüm makinesiydi, bunu biliyordum. Ama aynı zamanda, ruhumun en karanlık yerlerine hitap eden, karşı konulmaz bir çekimi vardı.

"Peki," dedim yutkunarak. "Nereden, hangi yalandan başlayacağız?"

Kuzey, elini yavaşça kaldırıp parmaklarının tersiyle yanağımı okşadı. Dokunuşu o kadar sıcaktı ki, bir an için nefes almayı unuttum. "En başından, Azra," diye fısıldadı. "Babanın o en karanlık, en derine gömdüğü sırlarından."

O an, içimde çok tuhaf, korkutucu bir his uyandı. Sanki Kuzey, o zifiri gözleriyle benim ruhumun en ücra köşelerine sızıyor, tüm savunmalarımı yıkıyordu. Tüm sırlarımı, tüm zayıflıklarımı biliyor gibiydi. Ama asıl beni dehşete düşüren şey; benim de Kuzey'in o yaralı, karanlık sırlarını öğrenmek, onu tamamen kendime ait kılmak için yanıp tutuşmamdı.

Günler, Kuzey'le omuz omuza, babamın o kanlı geçmişini deşmekle, adeta bir cehennemin dibini kazımakla geçti. Eski, şifreli defterler, kasalarda saklı kanlı belgeler, konuşmamak için yemin etmiş unutulmuş tanıklar... Bulduğumuz her bir küçük detay, beni babamın o acımasız ve karanlık dünyasına daha da hapsediyordu.

Kuzey'in o keskin zekası, korkutucu bağlantıları ve yeri geldiğinde gösterdiği o mutlak acımasızlık, bu araştırmada bize çok büyük bir güç sağlıyordu. Ama aynı zamanda, onun ne kadar tehlikeli bir canavar olabileceğini görmek beni içten içe ürpertiyordu.

Bir akşam, saatler gece yarısını gösterirken, Kuzey'in evindeki o özel, şifreli arşiv odasında çalışıyorduk. Gözlerim yorgunluktan yanıyordu. Tozlu bir dosyanın içinden, katlanmış ve sararmış eski bir fotoğraf düştü.

Fotoğrafı elime aldığımda nefesim kesildi. Fotoğrafta, babam daha çok genç, yirmili yaşlarındaydı; ve kollarının arasında, tanımadığım ama inanılmaz güzel, kumral bir kadın vardı. İkisi de samimi, saf bir mutlulukla gülüyordu. Fotoğrafın arkasını çevirdiğimde, babamın o el yazısıyla yazılmış tek bir kelime gördüm: "Aşkım."

"Kuzey... Bu kim?" diye sordum, elim titreyerek fotoğrafı masanın diğer ucundaki Kuzey'e uzattım.

Kuzey fotoğrafa baktı, yüzündeki o sert maske bir anda kırıldı. Çenesi kasıldı, gözlerinde eski bir yara kanamaya başlamış gibi derin bir acı belirdi. "Bu..." dedi yutkunarak. "Bu benim annem."

Şaşkınlıkla ona baktım. "Ne?"

Kuzey derin, titrek bir nefes aldı ve fotoğrafı masaya, ikimizin arasına bıraktı. Okyanus gibi karanlık gözlerini bana dikti.

"Azra," dedi, sesi odayı dolduracak kadar ağır ve ciddiydi. "Seninle en başından beri paylaşmam gereken, her şeyi başlatan o lanet gerçek bu. Baban olduğunu sandığın o adam, Mehmet Eren... Benim de gerçek babam."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.