İçeriğe geç

Yasak Miras

Bölüm 11 · 4 dk okuma

Yasak Miras

Bölüm 11

Bölüm 11

"Senin... senin annen mi?"

Sesim o kadar cılız, o kadar kırılgan çıkmıştı ki, kelimeler boğazımda cam kırıkları gibi batıyordu. Titreyen ellerimle tuttuğum fotoğrafı yavaşça Kuzey'e doğru uzattım. "Nasıl olur... Bu imkansız."

Kuzey, fotoğrafa sanki elini yakacak bir ateşmiş gibi bakıyordu. Annesinin o gençlik hali, o masum ve aydınlık gülümsemesi, Kuzey'in karanlık yüzünde garip, hüzünlü bir gölge yarattı. Ama benim asıl dehşetim, fotoğraftaki o kadından değil, ona sımsıkı sarılan adamdan kaynaklanıyordu.

Kuzey kaşlarını endişeyle çattı. "Ne oldu, Azra? Annemi tanıyor musun yoksa?"

Başımı iki yana salladım, nefes almakta zorlanıyordum. "Bu... Bu sadece senin annen değil, Kuzey. Yanındaki adam... o benim babam. Yıllar önce çekilmiş bir fotoğrafı." Gözlerim doldu, yaşlar görüşümü bulanıklaştırdı. "Senin annen ve benim babam... Onlar..."

Kuzey'in zihni adeta bir girdaba kapılmıştı. Çelik gibi duruşu sarsıldı. Annesi ve benim babam? "Saçmalama," dedi sertçe, inkar etmek ruhunun en ilkel savunma mekanizmasıydı. "Babam başkaydı. Sen ne saçmalıyorsun Azra?"

"Saçmalamıyorum!" diye bağırdım, sesim boş arşiv odasında yankılandı. "Babamın o kimsenin bilmediği gizli kasasında buldum bunu! Arkasındaki nota bak: 'Aşkım.' Babamın kendi el yazısı..."

Tüm dünya büyük bir gürültüyle başıma yıkılıyordu. Babamın o karanlık sırları, şimdi de iğrenç bir kan bağıyla beni Kuzey'e, aşık olmaktan delicesine korktuğum bu adama bağlıyordu. Bunu kaldıramam. Bu kadarını taşıyamam.

Kuzey, elimden fotoğrafı neredeyse çekip alarak dikkatle inceledi. Gözleri satırları okurken teni kireç gibi beyazladı. Bildiği, inandığı her şey bir anda yerle yeksan olmuştu. "Bu... Bu hiçbir şey ifade etmez. Bir fotoğraf parçası kanıt olamaz."

"Kanıt mı?" Boğazımdan acı, histerik bir kahkaha firar etti. "Kanıt, babamın seni onca zaman uzaktan korumaya çalışması! Kanıt, senin aniden hayatımın tam merkezine, bir koruyucu gibi düşmen! Belki de tüm bu kanlı oyunların, birbirimize bu kadar çekilmemizin sebebi o lanet olası kan bağımızdır!"

Kuzey, bu suçlamamla sarsıldı. Yüzü acıyla buruştu. "Ne demek istiyorsun? Benden iğreniyor musun?" Sesindeki o kırılganlık, bir mafya liderinden beklenmeyecek kadar çıplaktı.

"Bilmiyorum!" diye feryat ettim. "Babam karanlık bir canavardı. Ama belki de... Belki de senin anneni gerçekten sevmişti. Ve seni, kendi kanından olan o çocuğu gizlice korumuştu."

Yorgunluktan dizlerimin bağı çözüldü, kendimi ağır deri koltuğa bıraktım ve başımı ellerimin arasına aldım. Bu kadar iğrenç bir karmaşanın içinde, bu yasak hislerle nasıl yolumu bulacağım?

Kuzey sessizce yanıma oturdu. Omuzlarımız birbirine değdiğinde, tenimden geçen o tanıdık, elektrikli ürperti kendimden nefret etmeme neden oldu. Kardeşim olma ihtimali bile bu adama duyduğum çekimi yok edemiyordu. "Birlikte bulacağız," dedi, sesi o kadar güven vericiydi ki bir an için yalanlarına inanmak istedim. "Ne olursa olsun, yanındayım."

Derin bir nefes alarak ayağa kalktı. Gözlerindeki o kırılganlık gitmiş, yerini tekrar o acımasız lidere bırakmıştı. "Sana bir şey göstermem gerekiyor. Annemin eski bir günlüğü var. O döneme ait... Belki orada aradığımız cevapları buluruz."

Hiç vakit kaybetmeden Kuzey'in arabasına bindik. Ankara'nın o dondurucu ve karanlık sokakları bizi yutmuş gibiydi. Şehrin sarı ışıkları üzerimize vurdukça, ikimizin de yüzündeki o yorgun, paramparça ifade ortaya çıkıyordu.

Kuzey'in malikanesine vardığımızda gece çoktan ilerlemişti. Beni doğrudan annesinin anılarını sakladığı, kilitli o özel odaya götürdü. Oda kitaplarla ve eski, antika eşyalarla doluydu. Havadaki o hafif lavanta kokusu, yıllar önce ölmüş bir kadının ruhunu taşıyor gibiydi.

Kuzey alt çekmeceden eski, deri kaplı bir günlük çıkarıp bana uzattı. "İşte," dedi, parmakları günlüğü sıkıca kavrarken titriyordu. "Umarım burada gerçeği buluruz."

Günlüğü elime aldım ve sararmış sayfaları dikkatle çevirmeye başladım. İlk sayfalar sıradan bir kadının, sıradan umutlarını anlatıyordu. Ancak sayfa sonlarına doğru yazıların karakteri değişti; daha telaşlı, daha korku dolu bir hal aldı. Ve o isim... Sayfanın tam ortasında belirdi.

"Mehmet."

"Mehmet," diye fısıldadım, kanımın çekildiğini hissederek. "Babamın adı."

Kuzey'in nefesi kesildi. Aramızdaki boşluğa bakakaldı.

Okumaya devam ettim, sesim titriyordu: "Mehmet... Onunla tanıştığım o gece, hayatımın en güzel, en aydınlık gecesiydi. Ama aynı zamanda, ruhumu şeytana sattığım en büyük hatamdı."

Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Bu satırlar, masum bir aşkın itirafı mıydı, yoksa nesiller boyu sürecek bir lanetin başlangıcı mı?

"O gece," diye okumaya devam ettim. "Her şey değişti. O karanlıktı, ben ise onun ışığı olabileceğimi sandım. Ve ikimiz de, sonsuza dek o karanlığa gömüldük."

Günlüğün son sayfasına geldiğimde, aceleyle ve titreyen bir elle yazılmış tek bir cümle vardı:

"Onu koruyun."

Başımı kaldırıp Kuzey'in gözlerinin içine baktım. "Kimi koruyacaklardı, Kuzey?" diye sordum. "Seni mi? Yoksa başka bir sırrı mı?"

Kuzey'in gözleri intikam ateşiyle parladı. "Öğreneceğiz," dedi, sesi buz gibiydi. "Her ne pahasına olursa olsun."

Tam o sırada, malikanenin devasa camları kulakları sağır edici bir gürültüyle patladı. Ve gecenin sessizliği, acımasız silah sesleriyle paramparça oldu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.