İçeriğe geç

Yasak Miras

Bölüm 8 · 6 dk okuma

Yasak Miras

Bölüm 8

Bölüm 8

Kapının ardından gelen o ses, zihnimde yankılanan şok dalgasını kelimenin tam anlamıyla bir depreme dönüştürdü. Demir Amcam... Benim babamın katili, şu an kapının ardında, benden sadece birkaç metre ötedeydi.

Kuzey'in az önce dudaklarından dökülen o kan dondurucu gerçekler beynimde yankılanırken, gerçeklikle bir kabusun tam ortasında gidip geliyordum. "Azra, ben geldim. Seninle konuşmam gereken önemli bir şey var."

Ayaklarım yere çivilenmişti, donup kalmıştım. Başımı yavaşça çevirip Kuzey'in yüzündeki ifadeyi okumaya çalıştım. Gözlerinde panik yoktu; sadece avını bekleyen bir yırtıcının o soğuk, hesapçı sakinliği ve intikam arzusu vardı.

İçimde yıllarca ördüğüm tüm duvarlar çatırdıyordu. Babam... Kuzey... Amcam... Bu yalanlar ağı beni boğuyordu.

"Açma," diye tısladı Kuzey, sesi ölüm kadar soğuk ve keskindi. "Şimdi sırası değil."

Ama istesem de hareket edemiyordum. Bedenim felç olmuş gibiydi. Amcamın sesi bu kez daha sert, daha buyurgan bir şekilde yeniden duyuldu, kapı yumruklanıyordu: "Azra? Orada olduğunu biliyorum. İyi misin? Aç şu lanet kapıyı!"

İç sesim avazı çıktığı kadar bağırıyordu: Hayır, açma! Daha fazla yalana, daha fazla iğrenç sırra tahammülüm yok! Ama içgüdülerim ve o gerçeği yüzüne vurma arzusu, beni ele geçirmişti.

Sanki görünmez bir ip tarafından zorla çekiliyormuşum gibi, kendimi kapıya doğru sürüklerken buldum.

"Azra, dur diyorum sana!" diye gürledi Kuzey, öne atılıp bileğimi sertçe yakaladı. Parmaklarının tenime değdiği o an, içimde yine o yasak, lanetli yangın başladı. Kardeşim olduğu düşüncesi midemi bulandırsa da, tenimin ona verdiği bu tepki kendimden iğrenmeme neden oluyordu. Bu yangın, içimdeki buzları eritmeye yetmiyordu.

Bileğimi onun güçlü kavrayışından sertçe kurtardım ve titreyen elimle kapının kolunu indirip açtım.

Amcam, her zamanki o kusursuz, jilet gibi takımıyla karşımdaydı. Yüzüne o iğrenç, sahte endişe maskesini takmıştı. "Azra, canım, neler oluyor? Telefonlarımı açmıyorsun. İyi görünmüyorsun." Cümlesini bitirmeden, gözleri omzumun üzerinden arkamdaki karanlık siluete, Kuzey'e kaydı. Yüzündeki o sahte şefkat anında silindi, yerini saf bir nefrete bıraktı.

"Sen... Senin bu evde, yeğenimin yanında ne işin var it herif?"

Kuzey, kollarını göğsünde kavuşturarak amcama ölümcül, küçümseyen bir bakış attı. "Bu seni zerre kadar ilgilendirmez, Demir."

"Bal gibi de ilgilendirir," diye kükredi amcam, sesi tehditkardı. İçeri doğru bir adım attı. "Azra benim yeğenim, abimin emaneti! Ve onun güvenliğinden, bu şirketin geleceğinden ben sorumluyum."

Gözlerimi, babamın kanını taşıyan ama onu öldüren bu adama çevirdim. Kuzey'le aralarında öyle bir elektrik vardı ki, ikisi de bir an önce birbirlerinin boğazına sarılmak için bahane arıyor gibiydi. Bu boğucu, toksik atmosferde nefes almak ciğerlerimi yakıyordu.

"Amca," dedim, sesimin o titrek, zayıf çıkışından nefret ederek. "İyiyim. Sadece... bugün çok yorgunum. Lütfen git."

"Yorgun mu?" diye alay etti amcam, gözleri Kuzey'i işaret ediyordu. "Bu şehirdeki en büyük düşmanımızla, o babanı yok etmek isteyen adamla aynı odadasın ve bana sadece yorgun olduğunu mu söylüyorsun? Azra, kendine gel! Sana ne içirdi bu adam? O senin düşmanın!"

"Düşman mı?" diye fısıldadım. Acı bir kahkaha dudaklarımdan firar etti. "Artık kimin düşman, kimin dost, kimin aile olduğunu zerre kadar bilmiyorum bile."

Amcamın yüzünde anlık bir şaşkınlık ve korku belirdi. "Ne saçmalıyorsun sen? Ne demek istiyorsun?"

Kuzey, yanımdan geçerek bir adım öne çıktı. Vücuduyla adeta beni amcama karşı siper etmişti. "Azra'nın artık bazı gerçekleri, senin o kirli çamaşırlarını bilmesinin vakti geldi."

"Ne gibi şeyler?" diye sordu amcam, şüpheyle gözlerini kısarak.

Kuzey, omzunun üzerinden bana baktı, sanki bu sırrı ortaya dökmek için benden sessiz bir onay, bir izin istiyordu. İçimde devasa bir fırtına kopuyordu. Bu tehlikeli adam, bana babamın oğlu olduğunu, amcamın bir katil olduğunu söylemişti. Bu gerçekle yüzleşmek beni parçalayacaktı ama buna mecburdum.

"Ona gerçeği anlat, Kuzey," dedim, sesim artık fısıltıdan ibaret değildi; kararlıydı.

Kuzey derin bir nefes aldı ve amcamın gözlerinin tam içine, adeta ruhunu deşmek istercesine baktı. "Azra'nın babası... senin o arkasından vurduğun abin... benim de babamdı."

Amcamın yüzündeki o kibirli şaşkınlık, yerini saniyeler içinde saf, kontrol edilemez bir dehşete bıraktı. Rengi kireç gibi oldu. "Bu... Bu koca bir yalan! Bu imkansız!"

"Değil," dedi Kuzey, sesi acımasız ve keskindi. "Gerçek tam olarak bu. Ve sen, sırf o iğrenç hırsların için kendi abini öldürdün!"

Amcam hızla bana döndü, gözlerinde inkarın ve manipülasyonun o tanıdık, yalvaran ifadesi vardı. "Azra, lütfen! Bu pisliğe inanma. Yalan söylüyor. Aklını bulandırmaya çalışıyor."

Ama ben çoktan inanmıştım. İnanmak zorundaydım. Çünkü bu acı yalan, babamın ölümünün ardındaki o mantıksız boşluğu dolduran tek yapboz parçasıydı.

"Neden böyle bir yalan uydursun ki?" diye sordum, amcamın o sahtekar gözlerinin içine dimdik bakarak.

Amcam tereddüt etti, kelimeleri toparlamaya çalıştı. "Çünkü... çünkü seni kullanmak istiyor! Seni zayıflatıp babanın tahtına geçmek, Eren Holding'i ve tüm imparatorluğu tek kurşun atmadan ele geçirmek istiyor."

"İmparatorluk mu?" diye sordum, sesimdeki iğrenmeyi gizlemeye bile gerek duymadan. "Hangi lanet imparatorluktan bahsediyorsun amca? Babamın o uyuşturucu, kan ve şantajla kurduğu kirli imparatorluğundan mı? Sırf ondan ve o kandan kurtulmak için neleri feda edebileceğimi biliyorsun!"

Amcam bir adım geri çekildi, yüzünde ilk defa gerçek bir korku, kontrolü kaybetmenin paniği vardı. "Azra, sen ne dediğinin, ağzından çıkanların farkında mısın?"

"Hiç olmadığım kadar farkındayım," dedim, sesim artık daha gür, daha güçlüydü. İçimdeki o korkak kızı az önce öldürmüştüm. "Babamın ne kadar iğrenç bir adam olduğunu, senin ne mal olduğunu biliyorum. Ve hepinizden, bu mirastan nefret ediyorum."

Amcam gözlerini kaçırdı, sesi titredi. "O... o senin babandı. Kanındı..."

"O bir canavardı," diye düzelttim onu, kelimeleri birer mermi gibi yüzüne sıkarak. "Ve ben, artık o canavarın kızı, senin o aptal yeğenin olmaktan bıktım."

Kuzey yavaşça yanıma yaklaştı ve büyük, sıcak elini koruyucu bir tavırla omzuma koydu. Dokunuşu, içimdeki o fırtınayı şaşırtıcı bir şekilde dindirdi. "Artık onların değilsin," dedi, sesi sadece benim duyabileceğim kadar yumuşak, ama amcamı çıldırtacak kadar sahipleniciydi. "Artık benimsin."

Amcam öfkeyle yüzünü buruşturdu, yumruklarını sıktı. "Sen delirdin! Aklını kaçırdın! Bu adam seni kandırıyor! Seni kendi sinsi oyununa meze yapıyor!"

"Belki de," dedim omuz silkerek, gözlerindeki o çaresizliği izlemenin verdiği garip bir tatminle. "Ama inan bana amca, onun o şeytani oyununda dürüstçe yer almak, senin o iğrenç, kanlı yalanlarının içinde sahte bir hayat yaşamaktan bin kat daha iyi."

Amcam bir an duraksadı, yenilgiyi kabullenmiş gibi derin bir nefes aldı. Gözlerindeki o amca şefkati tamamen silindi, yerini gerçek, acımasız bir mafya liderine bıraktı. "Pekala," dedi, sesi tehlikeli bir şekilde, buz gibi sakindi.

"Madem tarafını böyle seçtin... o zaman sonuçlarına, dökülecek kana katlanırsın."

Arkasını döndü ve kapıya doğru yürüdü. Tam çıkmadan önce durdu, omzunun üzerinden bana son, ölümcül bir bakış attı.

"Bu gece yaptığın bu seçimin bedelini çok ağır ödeyeceksin, Azra. Çok ağır..."

Kapıyı arkasından adeta çerçevesini kıracak bir şiddetle çarparak kapattı. Kuzey'le beni o ağır, boğucu sessizlikle baş başa bıraktı.

Odadaki sessizlik, kulakları sağır edici bir seviyedeydi. Kuzey'in o karanlık, yoğun gözleri üzerimdeydi. Sanki ruhumda açılan o yeni, kanayan yaraları okumaya çalışıyordu.

"İyi misin?" diye sordu, sesindeki endişe sahiciydi.

"Bilmiyorum," diye fısıldadım, gücüm tükenmişti. "Artık hiçbir şey bilmiyorum."

Kuzey beni usulca kendine çekti ve güçlü kollarının arasına hapsederek sıkıca sarıldı. Yüzümü geniş göğsüne gömdüğümde, "Ben biliyorum," dedi, dudakları saçlarıma değerken. "Ben senin ne kadar güçlü olduğunu biliyorum. Ve o ite karşı seni koruyacağım."

Onun kollarının arasında, o yoğun erkeksi kokusuyla sarılmışken kısa bir an için kendimi dünyadaki en güvenli yerde hissettim. Ama bu his, çok geçmeden yerini o zehirli "kan bağı" şüphesine ve amcamın tehdidine bıraktı.

Amcamın o son sözleri zihnimde bir cenaze çanı gibi yankılanıyordu: "Bu yaptığının bedelini çok ağır ödeyeceksin, Azra."

Kuzey'den yavaşça uzaklaştım ve salonun büyük penceresine doğru yürüdüm. Ankara'nın ışıkları, karanlık ve bulutlu gökyüzünün altında titriyordu. Ama bu cılız ışıklar, içimdeki o zifiri karanlığı aydınlatmaya yetmiyordu.

Tam o sırada telefonum çaldı. Ekranda yine o tanıdık, ürpertici yazı belirdi: "Bilinmeyen Numara".

"Alo?" dedim, sesimdeki yorgunluğu gizleyemeden.

Karşımdaki ses, tıpkı amcamınki gibi buz gibi, mekanik ve tehditkardı. "Azra Eren'le mi görüşüyorum?"

"Evet, benim," diye yanıtladım, çenemi sıkarak.

"Babanın o kanlı mirası, asıl sahiplerini bekliyor," dedi o mekanik ses. "Ve bu geceki seçiminden sonra, o mirası kanınla ödemeye hazır olsan iyi edersin."

Telefon yüzüme kapandı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.