İçeriğe geç

YASAK MASALLAR

Bölüm 5 · 2 dk okuma

YASAK MASALLAR

Bölüm 5

BÖLÜM 5: Teller ve Eldivenler

Okulun spor salonu bugün her zamankinden daha gürültülüydü. Havada asılı kalan o ağır toz bulutu, heyecanlı çocuk sesleriyle birleşmişti. Okul yönetimi bu "Yetenek Günü" olayını her yıl yapardı ama benim için bu yıl farklıydı. Çünkü ilk kez tribünde beni izleyen, her hamlemde nefesini tutan bir "suç ortağım" vardı.

Ringin kenarında ısınırken, siyah eldivenlerimi sıkılaştırdım. Siyah kıvırcık saçlarımı tepemde sımsıkı toplamıştım ama birkaç inatçı tutam yine alnıma düşmüştü. Tribünlere göz ucuyla baktım. Bora, en ön sıradaydı. Yanında gitar çantası duruyordu; benden sonra o sahneye çıkacaktı. Göz göze geldiğimizde sadece hafifçe başını salladı. “Yaparsın,” diyordu o bakış. Başka söze gerek yoktu.

Rakibim, benden biraz daha uzun bir kızdı ama ringde boyun değil, hızın konuştuğunu biliyordum. Hakemin işaretiyle maç başladı. İlk birkaç saniye sadece birbirimizi tarttık. Sonra o hırçın dalga yine içimde yükseldi. Babamın yokluğu, annemin iş yorgunluğu, Pelin’in o saçma sapan lafları... Hepsini o sağ kroşeye sığdırdım.

Çat!

Eldivenim rakibin korumasına çarptığında çıkan ses salonda yankılandı. Hızlıydım, Bora’nın dediği gibi "fırtına" gibiydim. Maç bittiğinde hakem elimi havaya kaldırdı. Nefes nefese tribüne baktığımda Bora’nın ayağa kalkıp beni alkışladığını gördüm. Ela gözlerinde, sadece bir dostun değil, bir savaşçının diğerine duyduğu o saf saygı vardı.

"Sıra sende," dedim ringden inerken yanından geçerken. Sesim yorgun ama gururluydu.

"Sahne, ringden daha korkutucu Sinem," diye fısıldadı gülümseyerek.

On dakika sonra, spor salonunun ortasına kurulan küçük platformdaydı. Işıklar biraz karardı, gürültü kesildi. Bora, o her zamanki sakinliğiyle sandalyesine oturdu, gitarını kucağına aldı. O an, okulun popüler ve gürültücü çocuklarının bile sustuğunu fark ettim.

İlk tele dokunduğunda, salona yayılan o melodi benim kick boks maçındaki hırsımı bir anda eritip götürdü. Bora, notaların arasında kaybolmuş gibiydi. Gözlerini kapatmıştı. Parmakları tellerin üzerinde sanki bir yarayı iyileştirir gibi nazikçe geziniyordu. O an anladım; ben öfkemle dövüşürken, Bora hüznüyle müzik yapıyordu. İkimiz de aynı boşluğu farklı yollarla dolduruyorduk.

Şarkı bittiğinde salon bir an sessiz kaldı, sonra büyük bir alkış koptu. Pelin ve arkadaşları en önde çığlık atıyorlardı ama Bora’nın gözleri kalabalığın içinde beni aradı. Ben ise salonun en arkasında, duvara yaslanmış bir halde ona bakıyordum.

Okul çıkışında bahçedeki büyük çınarın altında buluştuk. Ankara’nın rüzgârı terimi soğutuyordu.

"İyiydin," dedim, her zamanki gibi kısa keserek. "Yani... Bayağı iyiydin."

Bora gitar çantasını omzuna düzeltti. "Sen de korkutucuydun Sinem. Bir an rakibine acıdım. O yumruğun arkasında ne vardı?"

Duraksadım. "Bilmiyorum. Belki de her şey. Senin şarkının arkasında ne vardı?"

Bora uzaklara, binaların arasındaki gri gökyüzüne baktı. "Annemin hiç duymadığı bir ninni."

Yutkundum. 11 yaşındaydık ama taşıdığımız yükler 40 yaşındaki birininkinden farksızdı. Bir süre öylece sustuk. Başsavcının oğlu ve Baş komiser’in kızı... İki dövüşçü, iki müzisyen, iki yarım ruh.

"Bora," dedim sessizliği bozarak. "Babamın bir sözü vardı. 'Sırtını dönebileceğin birini bulduğun gün, savaşı kazandığın gündür' derdi."

Bora bana döndü, o güven veren gülümsemesiyle. "O zaman biz bugünden itibaren savaşı kazandık demektir."

Henüz üvey kardeş değildik. Henüz yasak bir aşkın korunda yanmıyorduk. Sadece birbirinin yarasını gören iki çocuktuk. Ve o gün, o bahçede, görünmez bir bağla birbirimize mühürlendiğimizi ikimiz de hissetmiştik.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.