İçeriğe geç

YASAK MASALLAR

Bölüm 4 · 2 dk okuma

YASAK MASALLAR

Bölüm 4

BÖLÜM 4: Dosyalar Arasındaki Hayat

Ankara’nın akşam serinliği çökerken, kendimizi Kızılay’ın ara sokaklarından birindeki o eski, tanıdık köftecide bulduk. Burası annemin operasyon çıkışlarında uğradığı, Eray amcanın ise adliyedeki nöbetlerinden sonra kaçtığı o salaş sığınaktı. Masanın örtüsü kareliydi, üzerinde taze soğan ve sumaklı piyazın kokusu asılı kalmıştı.

Eray amca ceketini sandalyesinin arkasına astı, gömleğinin kollarını hafifçe yukarı kıvırdı. O ağır Başsavcı cübbesinden sıyrılmış gibiydi ama bakışlarındaki o dosya inceleyen dikkat hâlâ oradaydı.

"Zeynep," dedi Eray amca, çatalıyla tabağındaki piyazı karıştırırken. "Geçen hafta senin ekipten gelen o kaçakçılık dosyası... Kanıtlar biraz zayıf kalmış. Otoparktaki kamera kayıtları neden dosyaya girmedi?"

Annem derin bir nefes aldı, bardağındaki ayranı bir dikişte bitirdi. "Kamera kayıtları mı? Eray, o gece otoparkta elektrikler 'tesadüfen' kesilmiş. Kayıt falan yok. Biz şüpheliyi sokak arasındaki kovalamaca da aldık, elimizdeki tek şey görgü tanığının ifadesi ve ele geçirdiğimiz paketler."

Eray amca kaşlarını çattı. "Görgü tanığı korkarsa ne yapacağız? Mahkemede 'hatırlamıyorum' derse o adam elini kolunu sallayarak çıkar. Adalet, hislerle değil delillerle yürür Zeynep."

"Adalet bazen de sokaktaki o adamın gözlerindeki korkuyla yürür Savcı Bey," dedi annem, sesini biraz yükselterek ama hırçınlaşmadan. "Biz canımızı dişimize takıp o herifi alıyoruz, siz adliyede kâğıtlar eksik diye kapıyı açıyorsunuz."

Bora ile birbirimize baktık. Onlar tartışmıyorlardı; aslında ortak bir derdin iki farklı ucundan tutuyorlardı. Bora masanın altından ayağıyla ritim tutuyordu. Önündeki boş tabağa parmaklarıyla hafifçe vuruyordu, sanki gizli bir gitar solosu atar gibi.

"Hep böyle mi bunlar?" diye fısıldadım Bora'ya.

"Genelde," dedi Bora, gülümseyerek. "Babam akşamları eve geldiğinde hep eksik dosyalardan şikâyet eder. Ama anneni tanıdığından beri şikâyetleri azaldı, daha çok çözümlerden bahsediyor."

Eray amca, annemin sert çıkışına sinirlenmek yerine hafifçe gülümsedi. "Haklısın, sokak başka bir dil konuşuyor. Ama benim işim o dili mahkeme salonunda anlaşılır kılmak. Yarın gel, o dosyaya beraber bakalım. Belki kaçırdığımız bir detay vardır."

Annem duraksadı. O sert, taviz vermeyen Baş komiser Zeynep Poyraz’ın yüzünde belli belirsiz bir yumuşama oldu. "Tamam," dedi kısık bir sesle. "Sabah erkenden uğrarım."

Yemekler bittiğinde hava iyice kararmıştı. Dışarı çıktığımızda Eray amca bir an durdu ve cebinden gümüş bir tabaka çıkardı. "Çocuklar, siz şu köşedeki dondurmacıya kadar gidin bakalım. Bizim Zeynep Hanım ile şu dosyanın detaylarını bir beş dakika daha konuşmamız lazım."

Bora ile dondurmacıya doğru yürürken arkama baktım. Sokak lambasının sarı ışığı altında yan yana duruyorlardı. Biri Başsavcı, biri Baş komiser... Ama o an sadece iki yalnız insan gibi görünüyorlardı.

"Bence dertleri dosya değil," dedim Sinem’in o patavatsız dürüstlüğüyle.

Bora elini cebine attı. "Belki de hayatlarındaki boşlukları dosyalarla doldurmaya çalışıyorlardır Sinem. Bizim yaralarımızı kick boksla ve gitarla kapattığımız gibi."

O gece dondurmamın tadını almadım. Aklımda annemin o gülen yüzü ve Eray amcanın ona bakarkenki o korumacı tavrı vardı. Eğer bu "iş ortaklığı" başka bir şeye dönüşürse, benim dünyamda yeni bir "savcı" olacaktı. Ve Bora... O artık sadece yan sıramdaki çocuk değil, belki de hayatımın en orta yerindeki kişi olacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.