İçeriğe geç

YASAK MASALLAR

Bölüm 13 · 3 dk okuma

YASAK MASALLAR

Bölüm 13

BÖLÜM 13: Kırık Camlar ve Sıcak Gözyaşları

Okuldan eve dönüş yolunda tek bir kelime bile etmedik. Bora, çantamı sırtına atmış, iki adım önümden yürüyordu. Sırtı her zamanki gibi dikti ama omuzlarındaki o ağır yükü hissedebiliyordum. Yiğit’in o iğrenç iftiraları, koridordaki o alaycı bakışlar, babamın adının o kirli ağızlarda sakız olması... Hepsi beynimin içinde uğuldayan bir fırtına gibiydi.

Eve girdiğimizde annem ve Eray baba henüz dönmemişti. Evin sessizliği, okulun o gürültülü vahşetinden sonra hem huzur verici hem de korkutucuydu. Bora çantamı koridordaki koltuğa bıraktı. Tam odasına yönelecekken durdu. Arkası dönüktü.

"Aç mısın?" diye sordu. Sesi pürüzlüydü, sanki konuşurken canı yanıyordu.

Cevap vermedim. Öylece vestiyerin önünde dikiliyordum. İçimdeki o buzdan kale, Yiğit’in ihaneti ve Bora’nın o korumacı duruşuyla sarsılmıştı. Birden, omuzlarımın sarsıldığını hissettim. Günlerdir tuttuğum o hıçkırık, boğazımdaki o devasa düğüm bir anda çözülüverdi.

Bora sesimi duyunca hızla bana döndü. Beni öylece, kapının önünde sessizce ağlarken görünce ela gözlerinde bir fırtına koptu. İki adımda yanıma geldi. Elleri havada kaldı, bana dokunmaya korkuyordu. O geceki o korkunç sözlerinden sonra bana dokunmaya hakkı olmadığını düşünüyordu, biliyordum.

"Sinem... Yapma, lütfen," dedi. Sesi paramparçaydı. "O şerefsizin dediklerini kimse ciddiye almayacak. Yarın her şeyi halledeceğim, babamla konuştum, okul yönetimiyle de konuşacak. Kimse sana bir daha o gözle bakamayacak."

"Mesele o değil Bora!" diye bağırdım, hıçkırıklarımın arasından. "Mesele Yiğit değil, Pelin değil! Mesele... Mesele benim gerçekten de senin dediğin gibi bir yük olduğumu hissetmem! Babamın gidişinden kendimi sorumlu tutarken, senin o gece o yarayı deşmen..."

Bora’nın yüzü bir anda kül gibi oldu. Dizlerinin bağı çözülmüş gibi önümde yere çöktü. Başını ellerinin arasına aldı. "Özür dilerim... Binlerce kez, milyonlarca kez özür dilerim," diye fısıldadı. "Ben o gece kendimi kaybettim Sinem. Senin Yiğit’le gitmen, benden uzaklaşman... Kıskançlıktan, öfkeden ne yapacağımı şaşırdım. Dünyadaki en aşağılık insan gibi davrandım. Ama yemin ederim, baban benim de kahramanımdı. O sadece senin değil, bu şehrin koruyucusuydu."

Yavaşça yanına, koridorun soğuk parkesine çöktüm. Gözyaşlarım durmak bilmiyordu. "Bana neden yardım ettin?" dedim hıçkırarak. "Neden o telefonu kırdın? Neden kendini tehlikeye attın?"

Bora başını kaldırdı. Ela gözleri, benim ıslak kahverengi gözlerime kilitlendi. "Çünkü sen benim canımsın Sinem," dedi. Sesi bir itiraf kadar çıplaktı. "Biliyorum, kardeş değiliz. Biliyorum, aramızda hiçbir bağ yok dedin. Ama benim dünyam senin etrafında dönüyor. Sen gülümsediğinde ben nefes alıyorum, sen ağladığında ben boğuluyorum. Senin canını yaktığım her saniye için kendimden nefret ettim."

O an, bütün o gururum, o hırsım, o öfkem eriyip gitti. Sadece bir sığınağa ihtiyacı olan o küçük kızı serbest bıraktım. Öne doğru atıldım ve Bora’nın boynuna sımsıkı sarıldım.

Bora bir an donakaldı. Bu kadarını beklemiyordu. Sonra titreyen kollarını bana doladı. Beni o kadar sıkı sardı ki, sanki beni dünyanın tüm kötülüklerinden, kendi kötü kelimelerinden bile korumak istiyordu. Başını omzuma gömdü ve ilk kez onun da ağladığını hissettim. Gözyaşları tişörtümü ıslatırken, koridorun karanlığında öylece birbirimize tutunduk.

"Beni bir daha bırakma," dedim fısıltıyla. "Ne dersen de, ne kadar kavga edersek edelim... Sakın beni o boşlukta tek başıma bırakma."

"Asla," dedi Bora. Sesi şimdi bir yemin kadar güçlüydü. "Söz veriyorum Sinem. Kim gelirse gelsin, dünya üzerimize yıkılsa da... Ben hep senin önünde duracağım. Senin yumruğun olacağım, senin kalkanın olacağım."

Ayrıldığımızda ikimizin de yüzü gözü birbirine karışmıştı. Bora, başparmağıyla yanağımdaki son yaş damlasını sildi. Bu dokunuşta artık o çocuksu dostluktan fazlası vardı; ama ikimiz de bunun adını koyamayacak kadar küçüktük.

"Hadi," dedi Bora, ayağa kalkıp bana elini uzatarak. "Yüzünü yıka. Sonra mutfağa gel. Sana babamın gizli tarifiyle bir sıcak çikolata yapacağım. Unutma, Başsavcı oğlu olmanın tek avantajı dosya hazırlamak değil, iyi çikolata eritmekmiş."

Hafifçe gülümsedim. Günler sonra ilk kez içten gelen bir gülüştü bu. "Tamam," dedim. "Ama Yiğit’in o motorunu bir gün beraber tekmeleyeceğiz, söz mü?"

Bora sırıttı, o eski, sıcak bakışı geri gelmişti. "Söz. Hatta ben gitarımla ona bir ağıt bile yakarım."

O gece, mutfakta annemler gelene kadar oturduk. Birbirimizin gözlerine bakarken, aramızdaki o buzların eridiğini ama yerine çok daha karmaşık, çok daha derin bir duygunun filizlendiğini biliyorduk. Biz artık sadece "üvey kardeş" adayları değil, birbirinin ruhunu taşıyan iki mülteciydik. Ve asıl fırtına lise yıllarında kopacaktı ama o gece, Ankara’nın ayazında ikimiz de sıcacıktık.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.