İçeriğe geç

YASAK MASALLAR

Bölüm 14 · 3 dk okuma

YASAK MASALLAR

Bölüm 14

BÖLÜM 14: Beyaz Elbiseler ve Siyah Sessizlik

Ankara’nın o ağır, protokol kokulu düğün salonlarından birindeydik. Etrafta takım elbiseli adamlar, şık elbiseli kadınlar ve havada uçuşan "Hayırlı olsun" dilekleri... Annem, o sert Baş komiser Zeynep Poyraz gitmiş; yerine dantelli, bembeyaz bir gelinliğin içinde ışıldayan, gözlerinin içi gülen bir kadın gelmişti. Eray baba ise lacivert damatlığıyla annemin yanına öyle yakışıyordu ki, bir an için tüm o hırçınlığımı unutup onların mutluluğuna gülümsedim.

Ama o gülümseme, yanımda duran Bora’ya baktığımda donup kalıyordu.

Bora, siyah bir takım elbise giymişti. Kravatını gevşetmiş, elinde bir bardak meyve suyuyla pistteki kalabalığı izliyordu. Saçları alnına düşmüştü ve o her zamanki "erişilmez" havası, bu kalabalığın içinde onu bir heykel gibi gösteriyordu.

"Garip," dedim, yanına yaklaşarak. "Annem... Evlendi."

Bora bana döndü. Ela gözleri, salonun sarı ışıkları altında tuhaf bir kehribar rengine bürünmüştü. "Babam da," dedi sesi kısık bir şekilde. "Artık resmen 'kardeş' olduk Sinem. Kaçış yok."

Kardeş. Bu kelime ağzından çıktığında içimde bir yerlerin cız ettiğini hissettim. O gece koridorda birbirimize sarıldığımızda hissettiğim o sıcaklık, bu kelimenin altına sığmıyordu. Ama toplumun, yasaların ve şu an karşımızda dans eden ailelerimizin bize biçtiği rol buydu.

Gece yarısı eve döndüğümüzde, evin havası tamamen değişmişti. Artık burası "Sinem ve annesinin evi" ya da "Eray ve Bora’nın uğradığı yer" değildi. Burası bizim evimizdi. Annemler yorgunlukla odalarına çekildiklerinde, koridorda Bora ile baş başa kaldık.

Düğün çiçeklerinin kokusu evin her yerine sinmişti. Bora odasının kapısının önünde durdu. Elini kapı koluna attı ama açmadı.

"Sinem," dedi, bana bakmadan. "Bu oda... Bu ev... Artık her şey ortak. Ama bilmeni istiyorum ki, o geceki sözüm hâlâ geçerli. Senin önünde durmaya devam edeceğim. Kimse, bu evin içindeki huzurunu bozamaz. Ben dâhil."

"Bora," dedim, sesim koridorun sessizliğinde yankılandı. "Artık kapılarımızı kilitlemeyecek miyiz?"

Bora yavaşça bana döndü. Aramızdaki o birkaç adımlık mesafe, sanki binlerce kilometrelik bir uçurum gibiydi. "Kilitlemene gerek yok," dedi. "Çünkü ben senin düşmanın değilim. Ama... Belki de kilitlemelisin. Çünkü bazen en büyük tehlike, en yakınındakidir."

Ne demek istediğini anlamamıştım. Ya da anlamak istememiştim. 12 yaşımıza girmek üzereydik; çocukluğun o saf sularından, ergenliğin o bulanık nehrine doğru sürükleniyorduk.

3 Yıl Sonra…

Zaman, bir kum saati gibi akıp geçmişti. Artık 1.50 boyundaki o küçük hırçın kız değildim. Boyum uzamış, siyah kıvırcık saçlarım belime kadar inmişti. Kick boks salonunda artık "küçük dev" değil, "kara fırtına" olarak biliniyordum.

Bora ise... Bora tamamen değişmişti. Boyu beni çoktan aşmış, omuzları genişlemişti. Gitarı hâlâ en yakın dostuydu ama artık sadece hüzünlü melodiler çalmıyordu. Okulun en popüler, en çok dikkat çeken erkeği olmuştu. Ama o, kimseye bakmıyordu. Bakışları her zaman, evin içinde ya da okul koridorunda beni buluyordu.

Bir cumartesi sabahıydı. Annemler erkenden emniyete gitmişlerdi. Mutfakta kahvaltı hazırlarken Bora içeri girdi. Üzerinde sadece gri bir eşofman altı vardı, üstü çıplaktı. Mutfak kapısında durup beni izlemeye başladı.

Eskiden olsa "Gitsene be, üstüne bir şey giy!" diye bağırırdım. Ama o an, boğazımın düğümlendiğini hissettim. Sırtındaki o geniş omuzlar, kollarındaki o belirginleşen kaslar... O benim kardeşimdi. Öyle olmalıydı. Ama kalbim, ritmini şaşırmış bir davul gibi göğsüme vuruyordu.

"Ekmek bitmiş," dedi Bora. Sesi artık daha kalın, daha erkeksiydi. Yanıma kadar geldi, o kadar yakındı ki vücudunun sıcaklığını tenimde hissettim.

"Ben... Ben alırım," dedim, kekeleyerek. Gözlerimi ondan kaçırmaya çalışıyordum.

Bora elini tezgâha dayadı, beni kendiyle tezgâh arasına sıkıştırdı. Bu bilinçli bir hareket miydi, yoksa sadece uzanmaya mı çalışıyordu, emin değildim. Ama nefesi saçlarımın arasında geziniyordu.

"Sinem," dedi fısıltıyla. "Bana bakmıyorsun. Günlerdir yüzüme bakmıyorsun. Bir sorun mu var?"

"Yok, bir sorun," dedim, hızla altından sıyrılmaya çalışarak. "Sadece... Artık çocuk değiliz Bora. Bazı şeyler... Garip geliyor."

Bora kolumdan tuttu. Bu seferki tutuşu o eski korumacı tutuş değildi; daha sahiplenici, daha yakıcıydı. "Neyin garip geldiğini biliyorum," dedi. Ela gözleri, bir avcının gözleri gibi üzerimde gezindi. "Çünkü aynısı bana da oluyor. Aynı evin içinde, aynı masada otururken... Sana 'kardeşim' demeye çalıştığımda dilim yanıyor."

Donup kaldım. Bu, itirafın eşiğiydi. Yasak olanın, günah olanın, imkânsız olanın ilk kıvılcımı...

"Sus Bora," dedim titreyen bir sesle. "Bunu söyleme. Biz kardeşiz. Annem ve baban..."

"Onlar evli olabilir Sinem," dedi, bir adım daha yaklaşarak. "Ama bizim damarlarımızda aynı kan akmıyor. Biz bu eve zorla sokulmuş iki yabancıyız. Ve ben, o yabancıya her geçen gün daha fazla âşık oluyorum."

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

15. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.