İçeriğe geç

YASAK MASALLAR

Bölüm 11 · 3 dk okuma

YASAK MASALLAR

Bölüm 11

BÖLÜM 11: Yabancı Bir Ses, Tanıdık Bir Sızı

Hayat, enkazın altından sağ çıksanız bile yürümeye devam etmenizi bekleyen acımasız bir maratondu. Bora’nın o gece kalbime bıraktığı yara hâlâ kanıyordu ama artık o kanı kimseye göstermemeyi öğrenmiştim. Okulun o gürültülü koridorlarında, yüzümde ifadesiz bir maskeyle dolaşıyordum.

"Hey, Sinem! Antrenmana gelmiyor musun bugün?"

Arkamdan gelen ses, Bora’nın o yumuşak ve melodik sesinden çok farklıydı. Daha kalın, daha neşeli ve biraz da hoyrat... Döndüğümde Yiğit’i gördüm. Üst sınıflardan, okulun boks takımının kaptanıydı. Esmer, yapılı ve her zaman yüzünde o "dünya yansa umurumda değil" ifadesini taşıyan bir çocuktu.

"Bilmiyorum Yiğit, pek havamda değilim," dedim, omuz silkerken.

Yiğit yanıma gelip kolunu omzuma attı; ama bu Bora’nın korumacı dokunuşu gibi değil, bir takım arkadaşının rahatlığı gibiydi. "Hadi ama geçen gün kum torbasını nasıl patlattığını gördüm. O öfkeyi boşa harcama. Gel, beraber çalışalım. Sana birkaç yeni teknik gösteririm."

O sırada koridorun sonundan birinin bizi izlediğini hissettim. Bakmama gerek yoktu; o yakıcı bakışın kime ait olduğunu biliyordum. Bora, elinde kitaplarıyla duvara yaslanmış, Yiğit’in omzumdaki eline bakıyordu. Ela gözleri, bir savcının en ağır hükmü verirkenki hali kadar karanlıktı. Yumruklarını o kadar sıkmıştı ki parmak eklemleri bembeyaz olmuştu.

"Peki," dedim, sesimi biraz yükselterek. Bora’nın duymasını istiyordum. "Geliyorum. Belki yeni bir başlangıç iyi gelir."

Yiğit sırıttı. "İşte bu! Çıkışta kapıdayım."

Okul çıkışında Bora, her zamanki gibi kapının önünde beni bekliyordu. Yanına yaklaştığımda yüzündeki o suçluluk ve öfke karışımı ifadeyi gördüm.

"Sinem, konuşabilir miyiz?" dedi, sesi titriyordu. "O çocukla... O çocukla antrenman yapmana gerek yok. Ben seninle gelirim, istersen beraber çalışırız yine..."

Yüzüne bakmadım bile. Çantamın askısını düzelttim. "Gerek yok Bora. Yiğit boks konusunda senden daha yetkin. Hem, yeni insanlarla vakit geçirmek bana iyi geliyor. Eskilerin bıraktığı tozları temizlemem lazım."

"Eskiler mi?" Bora’nın sesi kısıldı. "Ben senin için 'eski' miyim şimdi? Dört yılımız, o kadar sözümüz..."

"O sözleri sen o gece öldürdün Bora. Cenazesini kaldırmak da bana düştü."

Tam o sırada Yiğit, motoruyla okulun önüne yanaştı. Kaskını çıkarıp bana el salladı. "Hadi Sinem, geç kalıyoruz!"

Bora’nın gözlerinin önünde Yiğit’in motoruna bindim. Arkaya oturduğumda, dikiz aynasından Bora’nın orada, okulun ortasında bir başına, elinde gitarıyla nasıl ufaldığını gördüm. Dünyası başına yıkılmış gibi bakıyordu. Kıskançlık, yüzüne öyle bir oturmuştu ki; sanki canı benden daha çok yanıyordu. Ve dürüst olmak gerekirse, bu bana garip bir tatmin veriyordu.

Antrenman boyu Yiğit beni gerçekten zorladı. "Daha sert vur Sinem! O öfkeyi eldivenlerine ver!" diye bağırıyordu. Onunla konuşmak kolaydı. Geçmişimi bilmiyordu, babamdan bahsetmiyordu, bana "yük" muamelesi yapmıyordu. Sadece sporcuydum onun gözünde.

Eve döndüğümde akşam yemeği hazırdı. Masaya oturduğumda Bora’nın tabağına bile dokunmadığını fark ettim. Eray baba ve annem sessizdi.

"Sinem, Yiğit kim?" dedi annem birden. "Okulun önünde gördüm seni, motorla gittiniz."

Bora’nın elindeki kaşık tabağa düştü. Keskin bir çın sesi mutfağa yayıldı. Bakışlarını tabağına dikti, nefes alışı hızlandı.

"Boks takımından bir arkadaş anne," dedim sakince. "Bana yardım ediyor. Çok yetenekli bir çocuk."

"Gitar çalıyor mu bari?" dedi Bora birden. Sesi buz gibiydi, içinde saklamaya çalıştığı o devasa kıskançlık dışarı sızıyordu. "Yoksa sadece kaba kuvvet mi yetiyor senin yeni dünyana?"

Ona döndüm. Gözlerimin içine bakmaya cesaret edemiyordu ama sesi titriyordu. "Gitar çalmıyor Bora," dedim. "Ama en azından diliyle insanları yaralamıyor. Bu benim için yeterli bir özellik."

Bora masadan hızla kalktı. "Benim iştahım kaçtı," deyip odasına yöneldi. Kapıyı o kadar sert çarptı ki mutfaktaki avize sallandı.

Annem ve Eray baba birbirlerine baktılar. "Neler oluyor bu çocuklara?" dedi Eray baba, derin bir iç çekerek.

Cevap vermedim. Odama geçtiğimde, yan odadan gelen o tanıdık gitar sesini bekledim. Ama gelmedi. Onun yerine bir şeylerin kırılma sesini duydum. Bora, muhtemelen odasındaki bir şeyi devirmişti.

O gece ilk kez huzurla uyudum. Bora’nın canının yanması, benim yaramı iyileştirmiyordu belki; ama adaletin yerini bulduğunu hissettiriyordu. O beni en zayıf yerimden vurmuştu, ben ise onu "yokluğumla" ve "başkasıyla" vuruyordum. Ve bu soğuk savaş, Ankara’nın ayazından daha yeni başlıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.