İçeriğe geç

Yasak Aşk

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Yasak Aşk

Bölüm 3

Bölüm 3 — Karanlığın İçinde

O gece kapımı üç kez kontrol ettim.

Kilitti.

Penceremi kapattım.

Perdeleri çektim.

Telefonumu yatağımın yanına bıraktım.

Ama içimdeki huzursuzluk bir türlü geçmiyordu.

Kerem'in sözleri aklımdan çıkmıyordu.

“Seni izleyen tek kişi ben değilim.”

Kimdi o insanlar?

Ve Kerem neden Kaan'a hiçbir şey söylemememi istemişti?

Telefonumu elime aldım.

Mesaj ekranını açtım.

Kerem'in ismi hâlâ en üstteydi.

Parmağım mesaj kutusunun üzerinde bekledi.

Sonunda yazdım.

Lal:

İyi misin?

Gönderir göndermez pişman oldum.

Cevap gelmedi.

Bir dakika.

İki dakika.

Beş dakika.

Telefonu yatağa bıraktım.

Tam arkamı dönmüştüm ki...

Tık.

Bir ses.

Gözlerim kapıya çevrildi.

Sessizlik.

Bir süre bekledim.

Sonra tekrar:

Tık.

Bu kez daha netti.

Kapıya yaklaştım.

"Lal?"

Kaan'ın sesiydi.

Derin bir nefes aldım.

Kapıyı açtım.

Kaan karşımda duruyordu.

"Uyumadın mı?"

"Uyuyacaktım."

Gözlerini üzerimde gezdirdi.

"Bir şey mi oldu?"

"Hayır."

"Kerem'le ilgili mi?"

Kalbim bir an duracak gibi oldu.

"Ne?"

Kaan kaşlarını çattı.

"Son zamanlarda onun adı geçince tuhaf davranıyorsun."

"Hayır, davranmıyorum."

"Lal."

"Kaan, gerçekten bir şey yok."

Bana birkaç saniye baktı.

Sonra başını salladı.

"Peki."

Tam gidecekken durdu.

"Bir şey olursa bana söyle."

"Tamam."

Kapıyı kapattım.

Sırtımı kapıya yasladım.

Bunu yapamam.

Çünkü Kaan'a söyleyemeyeceğim bir şey vardı.

Kerem.

Ve ona karşı hissettiğim şey.

Ertesi sabah kahvaltıda Kaan olağandışı derecede sessizdi.

"Ne oldu?" diye sordum.

"Hiç."

"Yalan söylüyorsun."

Bana baktı.

"Benimle aynı şeyi yapıyorsun."

Kaşlarımı çattım.

"Ne demek istiyorsun?"

"Kerem dün gece ortadan kayboldu."

Kalbim hızlandı.

"Belki işi vardır."

Kaan'ın bakışları sertleşti.

"Onun işi hiçbir zaman normal olmadı."

Sessiz kaldım.

Kaan kahvesinden bir yudum aldı.

"Babasıyla ilgili bazı meseleler var."

"Ne gibi?"

Kaan cevap vermedi.

"Bilmen gereken bir şey yok."

"Ben çocuk değilim."

"Ben de sana çocuk muamelesi yapmıyorum. Seni korumaya çalışıyorum."

Tam o sırada kapı çaldı.

Kaan ayağa kalktı.

Kapıyı açtığında yüzündeki ifade değişti.

Kerem.

Ama bu kez her zamanki gibi değildi.

Gömleğinin yakası açıktı. Saçları dağılmıştı ve sağ kaşının üzerinde küçük bir kesik vardı.

Gözleri yorgundu.

Ama beni gördüğü anda bakışları değişti.

Kaan hemen fark etti.

"Ne oldu sana?"

"Bir şey yok."

"Kerem."

"Önemli değil."

Kaan onu içeri aldı.

Ben olduğum yerde kalmıştım.

Gözlerim istemsizce yüzündeki yaraya kaydı.

Kerem bunu fark etti.

Bakışlarımız buluştu.

Kaan mutfağa yönelirken Kerem bana doğru yaklaştı.

"İyi misin?"

"Sen iyi görünmüyorsun."

"İyiyim."

"Yaran var."

"Geçer."

Elimi kaldırıp yarasına dokunmak istedim.

Ama durdum.

Kerem elime baktı.

Sonra yüzüme.

"Lal."

"Ne?"

"Bana böyle bakma."

"Neden?"

"Çünkü..."

Sustu.

"Çünkü ne?"

Bir adım daha yaklaştı.

Aramızda neredeyse hiç mesafe kalmamıştı.

"Çünkü kendimi durdurmak zorlaşıyor."

Kalbim hızlandı.

Tam o sırada Kaan mutfaktan çıktı.

İkimiz de anında birbirimizden uzaklaştık.

Kaan şüpheyle bize baktı.

"Bir şey mi oldu?"

"Hayır," dedim hemen.

Kerem de aynı anda:

"Hayır."

Kaan gözlerini kıstı.

"İkiniz de aynı anda cevap veriyorsanız kesin bir şey olmuştur."

"Abartıyorsun," dedim.

Kerem hiçbir şey söylemedi.

Ama gözleri benim üzerimdeydi.

Akşam olduğunda telefonuma bir mesaj geldi.

Kerem:

Çatıya çık.

Kaşlarımı çattım.

Ben:

Neden?

Cevap hemen geldi.

Konuşmamız lazım.

Kalbim hızlandı.

Sessizce odadan çıktım.

Merdivenlerden çatıya çıktığımda Kerem oradaydı.

Şehrin ışıkları arkamızda uzanıyordu.

Kerem korkuluğun yanında durmuş, sigarasını parmaklarının arasında tutuyordu.

Beni görünce sigarayı söndürdü.

"Gelmemeliydin."

"Sen çağırdın."

"Yine de."

"Ne söyleyeceksin?"

Kerem birkaç saniye sustu.

Sonra bana döndü.

"Babamla ilgili şeyler var."

"Ne gibi?"

"Tehlikeli şeyler."

"Sen de bunun içindesin."

Cevap vermedi.

Bu sessizlik cevaptan daha kötüydü.

"Kerem..."

"Benim dünyamda insanlar kolay kolay çıkamaz."

"Ben senin dünyanda değilim."

"Şimdilik."

Bir adım attı.

"Ve ben seni oraya sokmak istemiyorum."

"Belki ben girmek istiyorum."

"Hayır."

Sesi sertleşti.

"Sen ne istediğini bilmiyorsun."

Bu söz beni öfkelendirdi.

"Benim ne istediğime sen karar veremezsin."

Kerem bir an sustu.

Sonra başını eğdi.

"Haklısın."

İlk kez onu böyle görüyordum.

Savunmasız.

"Ben senden hoşlanıyorum, Lal."

Nefesim kesildi.

Kerem gözlerimin içine baktı.

"Ama bu iyi bir şey değil."

"Benim için kötü mü?"

"Benim için."

Bir adım daha yaklaştı.

"Çünkü senin yanında olduğumda ilk kez başka bir hayatı düşünüyorum."

Sesi fısıltıya dönmüştü.

"Ve benim gibi bir adamın başka bir hayatı olmaz."

Gözlerim doldu.

"Belki olabilir."

Kerem bana baktı.

Uzun süre.

Sonra elini kaldırdı.

Yüzüme dokunacakmış gibi oldu.

Ama son anda durdu.

Elini indirdi.

"Hayır."

"Kerem..."

"Git içeri."

"Gitmeyeceğim."

"Lal."

"Gitmeyeceğim."

Gözlerinde karanlık bir ifade belirdi.

"Bir gün beni gerçekten tanırsan, bu gece söylediğin sözlerden pişman olacaksın."

"Belki de olmayacağım."

Kerem cevap vermedi.

Tam o anda aşağıdan bir araba sesi duyuldu.

Kerem'in yüzü anında değişti.

Telefonunu çıkardı.

Ekrana baktı.

Sonra bana döndü.

"İçeri gir."

"Ne oldu?"

"Şimdi."

"Kerem—"

"Lal, koş."

İlk kez sesinde korkuyu duydum.

Ve ben daha ne olduğunu anlamadan...

Aşağıdan bir kapı sertçe çarptı.

Kerem beni arkasına aldı.

Gözleri merdivenlere kilitlendi.

"Burada kal."

"Sen ne yapacaksın?"

Bana bakmadan cevap verdi.

"Ne gerekiyorsa."

O an anladım.

Kerem'in hayatındaki karanlık artık uzaktan izlediğim bir şey değildi.

Kapımızın önüne kadar gelmişti.

Ve ben...

Tam ortasında duruyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.