Sabaha kadar uyuyamadım.
Kerem'in attığı son mesaj zihnimde dönüp duruyordu.
“Beni böyle izlersen, Lal...”
“İkimizin de başına bela olacaksın.”
Telefonu yatağımın üzerine bırakıp tavana baktım.
Kendime kızıyordum.
Hem de fazlasıyla.
Çünkü normalde birinin bana böyle konuşması sinirimi bozardı.
Ama Kerem...
O başka türlüydü.
Onun sesinde, bakışlarında, susuşunda bile insanı kendine çeken bir şey vardı.
Belki de sorun tam olarak buydu.
Kerem'in bana yaklaşması değildi.
Benim onun bana yaklaşmasını istememdi.
Ertesi sabah aşağı indiğimde Kaan mutfakta kahve içiyordu.
Beni görür görmez kaşlarını kaldırdı.
"Gece uyumadın mı?"
"Uyudum."
"Yüzünden belli."
"Teşekkür ederim."
Kaan güldü.
Tam kahvaltı masasına oturacaktım ki kapının zili çaldı.
Kaan ayağa kalktı.
"Ben bakarım."
Ama kapı açıldığında kim olduğunu anlamam için Kaan'ın yüzüne bakmam yeterliydi.
O kişi...
Kerem'di.
Siyah gömlek.
Siyah pantolon.
Her zamanki soğuk ifadesi.
Ve dün geceki gibi, daha içeri adımını atar atmaz gözleri beni buldu.
Bir saniye.
Belki iki.
Ama o iki saniye bana dakikalarca sürmüş gibi geldi.
Kaan kapıyı kapattı.
"Erken geldin."
"İşim vardı."
Kerem'in bakışları hâlâ bendeydi.
Sonunda Kaan fark etti.
"Lal, odana geç."
İçimde bir şey kıpırdadı.
"Niye?"
"Lal."
Kaan'ın ses tonu bu kez ciddiydi.
Tam cevap verecekken Kerem araya girdi.
"Bırak kalsın."
Kaan ona döndü.
"Ne?"
"Bir şey konuşmayacağız."
Kerem'in gözleri tekrar bana döndü.
"Değil mi?"
Ne demek istediğini anlamıştım.
Dün geceki mesajlardan bahsediyordu.
Başımı hafifçe salladım.
"Değil."
Kaan ikimize şüpheyle baktı.
"Garip davranıyorsunuz."
"Sen paranoyaksın," dedim.
Kerem'in dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
Kaan bunu görünce şaşırdı.
"Sen güldün mü?"
Kerem'in yüzü anında eski haline döndü.
"Hayır."
"Yemin ederim güldün."
"Yanlış gördün."
Kaan başını sallayarak mutfağa geçti.
Ben de kahvemi almak için tezgâha yöneldim.
Tam Kerem'in yanından geçerken kolum onun koluna hafifçe değdi.
İkimiz de aynı anda durduk.
Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi.
Kerem başını bana doğru eğdi.
Sesi yalnızca benim duyabileceğim kadar alçaktı.
"Gece söylediklerimi unut."
Ona baktım.
"Neden?"
"Çünkü yanlış anladın."
"Ne yanlış?"
Bir an sustu.
Sonra gözlerini gözlerime dikti.
"Benim senden hoşlandığımı."
Nefesim kesildi.
Kerem geri çekildi.
"Öyle bir şey yok."
Kalbim acıyla sıkıştı.
"Tamam."
Yanından geçip mutfağa gittim.
Ama arkamdan gelen sesi duydum.
"Lal."
Durmadım.
"Ne?"
Uzun bir sessizlik oldu.
"Boş ver."
Öğleden sonra Kaan evden çıktı.
Ben salonda tek başıma otururken telefonuma bir bildirim geldi.
Bilinmeyen numara.
Yine.
Mesajı açtım.
Kerem:
Bana kızgınsın.
Kaşlarımı çattım.
Ben:
Değilim.
Kerem:
Yalan.
Telefonu kapattım.
Birkaç saniye sonra yeniden titredi.
Kerem:
Bana yalan söylemeyi bırak.
Cevap yazmadım.
Bir dakika sonra:
Pencereye bak.
Kalbim hızlandı.
Yerimden kalkıp perdeyi araladım.
Sokağın karşısında yine o siyah araba vardı.
Bu kez Kerem arabasının kapısına yaslanmıştı.
Telefon kulağındaydı.
Benim telefonum çaldı.
Arayan: Kerem.
Bir süre ekrana baktım.
Sonunda açtım.
"Ne istiyorsun?"
Karşı taraftan kısa bir sessizlik geldi.
"Sesini duymak."
Kalbim hızlandı.
"Az önce benden hoşlanmadığını söyledin."
"Dedim."
"Öyleyse neden buradasın?"
Kerem derin bir nefes aldı.
"Çünkü söylediğim her şey doğru değil."
"Hangisi doğru?"
Sesi alçaldı.
"Uzak durmam gerektiği."
"Başka?"
"Senin benden uzak durman gerektiği."
"Başka?"
Bu kez sustu.
Ben de bekledim.
Sonunda:
"Ve sana yaklaşmamam gerektiği."
"Kerem..."
"Ne?"
"Sen neden sürekli kendinle savaşıyorsun?"
Uzun bir sessizlik.
Sonra o cümleyi söyledi.
"Çünkü seni istediğim kadar, seni kaybetmekten de korkuyorum."
Nefesim kesildi.
Kerem devam etti.
"Ve sen, benim dünyamın ne kadar karanlık olduğunu bilmiyorsun."
"Belki bilmek istiyorum."
"İsteme."
"Neden?"
"Çünkü öğrendiğin gün..."
Sesi ilk kez gerçekten değişmişti.
"...benden nefret edeceksin."
Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.
Sonra Kerem:
"Perdeyi kapat, Lal."
"Neden?"
"Çünkü seni izleyen tek kişi ben değilim."
Kanım dondu.
Perdeyi biraz daha araladım.
Kerem'in yüzündeki ifade tamamen değişmişti.
Artık bana bakmıyordu.
Sokağın diğer tarafına bakıyordu.
Karanlık bir arabanın içinde iki adam oturuyordu.
Kerem doğruldu.
"İçeri gir."
"Kerem..."
"Şimdi, Lal."
Sesindeki sertlik beni susturdu.
Perdeyi kapattım.
Kalbim deli gibi atıyordu.
Birkaç saniye sonra aşağıdan bir kapı çarpma sesi geldi.
Sonra araba motoru.
Ve ardından...
Telefonuma son bir mesaj düştü.
Kerem:
Bu gece kapını kilitle.
Bir mesaj daha.
Ve ne olursa olsun, Kaan'a benim geldiğimi söyleme.
Ekrana bakakaldım.
Çünkü artık bunun bir aşk hikâyesi olmadığını anlamıştım.
Ben farkında olmadan...
Kerem'in karanlık dünyasının tam ortasına girmiştim.