Kerem'in arkasında durduğum birkaç saniye boyunca nefesimi bile tutmuştum.
Merdivenlerden gelen ayak sesleri gittikçe yaklaşıyordu.
Kerem elini geriye doğru uzatıp bileğimi tuttu.
Sıcaklığı tenimde hissedildiği anda kalbim hızlandı.
"Ses çıkarma."
Fısıltıyla konuşmuştu.
Başımı salladım.
Kerem beni kendine doğru çekti.
Sırtım göğsüne yaslandı.
Bir an ne yapacağımı bilemedim.
Onun nefesini boynumun hemen yanında hissediyordum.
"Kerem..."
"Şşş."
Sesi kulağımın yanında yankılandı.
"Bir dakika böyle kal."
Kalbim göğsümü parçalayacak gibiydi.
Birkaç saniye sonra ayak sesleri uzaklaştı.
Kerem derin bir nefes verdi ve beni bıraktı.
Ama ben geri çekilmedim.
O da çekilmedi.
Gözlerimiz buluştu.
Aramızda sadece birkaç santim vardı.
"İyi misin?" diye sordu.
"Evet."
"Yalan."
"Senin yüzünden kalbim böyle atıyor."
Kerem'in bakışları dudaklarıma kaydı.
Sonra tekrar gözlerime çıktı.
"Benim yüzümden mi?"
"Başka kim olacak?"
Dudaklarının kenarında küçük bir gülümseme oluştu.
"Tehlikeli konuşuyorsun, Lal."
"Belki tehlikeli olmayı senden öğrendim."
Kerem başını hafifçe eğdi.
"Benimle oyun oynama."
"Ya oyun oynamıyorsam?"
Sessizlik.
Kerem bir adım daha yaklaştı.
Elini yüzümün yanına kaldırdı.
Parmaklarının ucu yanağıma hafifçe dokundu.
O küçücük temas bile içimi titretti.
"Ne yapıyorsun?" diye fısıldadım.
"Kendime kızıyorum."
"Neden?"
"Çünkü senden uzak durmam gerektiğini biliyorum."
Parmakları yanağımdan çeneme doğru indi.
"Fakat sen yanımdayken..."
Sustu.
"Ne?"
"Geri kalan hiçbir şeyi düşünemiyorum."
Gözlerimi kapattım.
Bir an sonra alnını alnıma yasladı.
Nefesi yüzüme vuruyordu.
"Kerem..."
"Gitmem gerekiyor."
"Gitme."
Bu kelime ağzımdan düşünmeden çıkmıştı.
Kerem gözlerini kapattı.
Sanki kendisiyle savaşıyordu.
Sonra tekrar bana baktı.
"Bir daha bunu söyleme."
"Neden?"
"Çünkü bir gün gerçekten gitmem."
"Ben de seni durdururum."
Bakışları değişti.
"İşte bundan korkuyorum."
"Ben korkmuyorum."
Kerem hafifçe gülümsedi.
"Sen daha neye bulaştığını bilmiyorsun."
"Belki bilmek istiyorum."
"Benim dünyamı mı?"
"Hayır."
Bir an durdum.
"Seni."
Kerem'in yüzündeki ifade tamamen değişti.
Elini saçlarımın arasına götürdü.
"Sen benim sonum olacaksın."
"Belki başlangıcınım."
Bu kez güldü.
Gerçekten güldü.
Ve onu ilk kez böyle gördüğümde içimde bir şey kırıldı.
Kerem eğildi.
Dudaklarımız birbirine değmek üzereyken durdu.
Gözlerime baktı.
Sanki son bir kez izin istiyordu.
Ben geri çekilmedim.
O da çekilmedi.
Dudakları dudaklarıma hafifçe değdi.
Kısacık.
Neredeyse bir saniye.
Ama dünyadaki her şey o anda susmuş gibiydi.
Kerem hemen geri çekildi.
Gözlerini kapattı.
"Bu olmamalıydı."
Gülümsedim.
"Ama oldu."
"Lal..."
"Ne?"
"Bir daha bana böyle bakarsan kendimi durduramam."
Kalbim hızla çarparken ona biraz daha yaklaştım.
"Belki de durmamalısın."
Kerem'in gözlerinde karanlık bir parıltı belirdi.
Tam cevap verecekken aşağıdan Kaan'ın sesi duyuldu.
"LAL!"
İkimiz de donduk.
Kerem bir anda benden uzaklaştı.
"Git."
"Ya sen?"
"Ben birazdan gelirim."
"Kaan seni görürse—"
"Merak etme."
Bana son kez baktı.
"Bu gece olanları unut."
"Unutmayacağım."
Kerem başını iki yana salladı.
"İşte sorun da bu."
Merdivenlere yöneldim.
Tam kapıdan çıkacakken arkamdan seslendi.
"Lal."
Döndüm.
"Efendim?"
Kerem birkaç saniye sustu.
Sonra o meşhur soğuk ifadesi geri geldi.
"Bir daha bana 'gitme' deme."
"Niye?"
Gözlerini üzerime dikti.
"Çünkü bir gün gerçekten gitmem."
Ve ben o an anladım.
Bu artık sadece gizli bir hoşlanma değildi.
Kerem ve ben, geri dönüşü olmayan bir çizgiyi çoktan geçmiştik.