İçeriğe geç

Yarının Dünyasına Yolculuk

Bölüm 5 · 5 dk okuma

Yarının Dünyasına Yolculuk

Bölüm 5

Gizli Oda

Gözlerimi açtığımda oda hâlâ karanlıktı. Ne zaman uykuya dalmıştım? Henüz güneş doğmamış mıydı? Geceler neden bu kadar uzundu? Mikoyla Pedro'ya bir bakış attım. Sanırım uyuyorlardı. Aklıma yeşil gözler geldi. Yabancı hâlâ dışarıda mıydı? Yoksa... O an aklıma korkunç bir şey geldi. Ya Pedro sandığım kişi yabancıysa? Ya da en kötüsü Pedro bir daha uyanmamak üzere mi uyumuşsa? Bu... Bu olabilirdi! Ya yabancı onu zehirlediyse, ya da onu bıçakladıysa? Nefes alamamaya başladım. Yerimden kalkıp Pedro'nun yanına gittim. Görünürde yarası yok gibiydi. Ama bir de ışıkları açıp baksam daha iyi olurdu. Odanın duvarlarından birisinin yanına gidip elimle duvarı taramaya başladım. Elime bir düğme benzeri bir şey değdi. Evet, ışıkları artık açabilirdim. Düğmeye basıp ışıkların açılmasını bekledim. Ama ışıklar açılmadı. Belki de bu düğme bozuktu. Yeni bir düğme aramaya başladım. Bu duvarda başka bir düğme olmadığını anlayınca diğer duvara geçtim. Duvarı biraz elimle yokladıktan sonra bir boşlu buldum. Sanırım duvar biraz daha ilerdeydi. Biraz daha ilerlemek için ileriye bir adım attım. Ama ayağım zemine değmedi ayağımın altında bir boşluk vardı. Attığım adımın boşluğa denk gelmesiyle sendeleyip düştüm. Sanki burada aşağıya inen bir merdiven vardı. Sert zemine çarptığımda ışık gözümü aldı. Sanki güneş önümdeydi. Kolumla gözlerimi kapatırken bacağıma bir şey saplandı. Tekrardan kısarak açtığım gözlerim odada olan altı robotu görmemi sağladı. Miko ve Pedro odada değildi. Neredeydim ben? Robotlar ellerindeki silahları bana doğrultmuşken bunu düşünecek kadar bile zamanım yoktu. Silaha ihtiyacım vardı. En yakınımda olan robotun üstüne atladım. Diğer robotlar tetiği çektiklerinde robotu kendime kalkan gibi kullanmaya çalıştım. Ama bu robot tahmin ettiğimden çok daha akıllıydı. Onu kalkan olarak kullanmama izin vermeden beni ileriye fırlattı. Ama ben çoktan robotun bacağının yanındaki bıçağı almıştım bile. Robot beni biraz fazla fırlatmıştı çünkü diğer robotların menziline girmek yerine karşıdaki duvarın yanına gelmiştim. Her zaman cebimde bulundurduğum cam şişeyi almak için elimi attım cebime. Ama şişe cebimde değildi. Onun yerine değişik bir şey vardı cebimde. O zaman saklanmalıydım. Odada bir masa vardı. Ve bu duvara az da olsa yakındı. Masanın yanına koşmaya başladım. Koşarken elimdeki bıçağı bir robotun gerçek bir insanın kalbinin olacağı yere sapladım. Elime mor bir sıvı akarken bekleyecek zamanım yoktu. Ateş altındaydım. Belki diğer robot benim onu kalkan olarak kullanmama izin vermemişti ama bu robot arıza verirken onu kullanabilirdim. Mermilere karşı robotu kendime kalkan olarak kullandım. Masanın yanına kadar gitmeye çalışırken robotlardan birisinin ateşlediği mermilerden herhangi birisinin hedefi olmamak için robotu peşimden sürükledim. Masanın yanına geldiğimde robotu bir kenarı fırlatıp masayı ters çevirdim. Şanslıydım ki bu masanın altında kutu vardı. Kendimi açık bir hedef haline getirmemek için bedenimi küçültmeye çalışırken elimi kutunun içine daldırdım. Şanssızlığım tuttuğu için kutudaki patlayıcı bir madde elimi kutuya sokmama ile patladı. Elimi hissedemiyordum. Artık bir elimin olup olmadığından bile emin değildim. Madem işe yarayacak hiçbir şey yoktu, bulacaktım. Ben bulacaktım. Ama bunu düşünürken az önce arızalanmasına sebep olduğum robotun elini bir silaha çevirdiğini görmemiştim. Parlak bir ışık bana doğrultulduğunda öleceğimi anladım. Ya da savaşacağımı. Robotun elini hızla diğer metal parçalarından ayırdım. Mor bir sıvı zemine yayılırken robotun silahının robotun altında olduğunu gördüm. Pekala, hâlâ bir şansım vardı. Ama sağlam elimi riske atamazdım. Patlayıcının zarar verdiği elimi kutudan çıkarttım. Evet, hâlâ bir elim vardı sadece tüm kemikleri un ufak hale gelmiş ve damarlarım patlamıştı. Elimi sanki bir çubukmuş gibi kullandım. Robotu yerinden biraz ittikten sonra silah ortaya çıktı. Elimi silahın üstüne atıp kendime doğru çekmeye çalıştım. Yirminci denemenin sonunda silahı alabilmiştim. Bu sırada kaç tane merminin kolumun içinden geçtiğini bilmiyordum. Silahı sağlam elime aldığımda parçalanmış haldeki masanın beni artık koruyamayacağını anladım. Silahı sol omzuma yani kullanamadığım elimin omzuna dayayıp aniden ayağa kalktım. İlk mermiyi ilk robotun silah tutan elinin mekanizmasını çalışmaz hale gelmesini sağlayacak bir yere attım. Diğer mermi de tam istediğim yeri buldu: ikinci robotu imha edecek olan düğmeyi. Ya da saldırı mekanizmasını aktifleştirecek düğmeye. Ama ikisi de olmadı. Robotun kırmızı gözleri maviye döndü. Bu da demek oluyordu ki robot artık savunma mekanizmasına geçmişti. Robot yere düşünce robotu uyku moduna geçirdiğimi anladım. Belki de artık çirkinleşme vaktiydi. Silahın içinde kalan mermi sayısını önemsemeden diğer robotların üstüne mermiler yağdırmaya başladım. Bu sırada göğsüme nişan alınan bir mermiden kıl payı kurtuldum. Eğer mermi birkaç santim daha sağa nişan alınmış olsaydı göğsümü delip geçecekti. Tetiği çektiğimde silahın ucundan mermi çıkmayınca merminin bittiğini anladım. Ama henüz sadece üç robot saf dışıydı. Masanın yanında yerde yatmakta olan robot, uyku modundaki robot ve mermilerin kurbanı olan diğer robot. Silahı dördüncü robotun suratına attım. Silah robotun yüzünde patlayınca o robot da artık saf dışı kalmıştı. Robot yere düşerken diğer iki robotun da mermileri bitmişti. Artık yakın dövüş zamanıydı. Robotun bacağından aldığım bıçağı sağ elime yerleştirdim. Ama bu robotların planı başkaydı. İkisinin de elleri silaha dönüşürken kısa bir süre de olsa hâlâ vaktim olduğunu anladım. Ben hızlıca koşmaya başlarken robotların elleri silahlara dönüşmüştü. Mavi bir alev topu benim yerime duvarı parçaladı. Diğer mavi top da silahtan çıktığında mavi topun menzilinden kurtulmak için kendimi yere attım. Ama mavi topun sırtımı yakmasına engel olamadım. Sırtım yakıcı sıcakla kavrulurken dudaklarım engel olmaya çalıştığım çığlığı herkesin duyması için dışarıya çıkardı. Ama bu benim pes ettiğim anlamına gelmiyordu. Tekrar ayağa kalktığımda tam da bana gelmekte olan mavi ışık demetinin yoluna çıkmıştım. Kendimi sağa çektim ve böylece duvar parçalanırken benim kemiklerim kırılmadı. Bunun yerine yüzüm duvarın beton parçalarıyla buluşup damarlarımdaki kanı derimin üstünde süzülmeye mahkum bıraktı. Hızlı adımlarla kendimi beşinci robotun arkasına attım. Robotun kafasındaki metaller etrafa dağılırken robotun üstüme düşmemesi için kendimi kenara attım. Robot düşmeden ve ben kendimi korumak için kendimi yere atmadan önce bıçağımla robotun kolunu kestim. Yere düştükten kısa bir süre sonra tekrara ayağa kalktım. Bıçağım yere düşerken kestiğim robot koluna sıkıca tutundum. Tüm gücümü sağ koluma verdim ve bu gücü robotun koluyla diğer robotun kafasını uçurmakta kullandım. Evet, artık odadaki tüm robotları temizlemiştim. Ama tekrardan masanın bulunduğu tarafa baktığımda tüm robotları öldüremediğimi anladım. Robot hâlâ yaşıyordu. Masanın yanına fırlattığım robot yaşıyordu. Ama ben o robotu da öldürmeden ölmeyecektim. Kendime zaman kazandırmak için robot kolunu robotun yüzüne doğru fırlattım. Sonra da kalan gücümle üçüncü robotun yanına koştum. Yere eğilip üçüncü robotun silahını elime aldım. Tahmin ettiğim gibi üçüncü robotun silahının mermisi henüz bitmemişti. Bu silahın mermisini bitiren kişi ben olacaktım. Masanın yanındaki robotun gönderdiği mavi güç demetinden üçüncü robotun metal parçaları sayesinde kurtuldum. Şimdi öldürme sırası bendeydi. Ayağa kalkıp tetiği çektim. Ve işte onu vurmuştum! Ama ben de vurulmuştum. Bunu dünyam aniden karardığında anladım. Yere yığılırken yüzüme bir gülümseme yerleşti.

Bölüm sonu

4 yorum