İçeriğe geç

Yarının Dünyasına Yolculuk

Bölüm 18 · 3 dk okuma

Yarının Dünyasına Yolculuk

Bölüm 18

Duygu Karmaşası

‘’Hadi artık, gidiyoruz.’’ dedi Matthew, Hillary ve Violet’in arkasından gitmeyerek. ‘’Siz gidin, ben birazdan gelirim.’’ dedim yanan binayı izlemeye devam ederek. ‘’Hayır, geliyorsun. Burada kalamazsın. Robotların ilk bakacağı yer burası olur.’’ dedi Matthew sert çıkması için uğraşmasına bile gerek kalmayan sesiyle. ‘’İşte, bu senin işine gelmez mi? Guruptan bir üye daha azalır. Senin çok kalabalık dediğin guruptan işe yaramaz birisi daha eksilir.’’ dedim hırçın bir sesle. Aniden atarlanmam ile şaşıran Matthew kısa sürede kendisine gelerek ‘’Bak neden böyle davrandığını bilmiyorum ama buradan gitmemiz gerekiyor. Öfkeni başka bir yerde gösterebilirsin.’’ dedi. Boğazımdan buna inanmadığımı belirten bir kahkaha çıktı. ‘’Bilmiyor musun? Bilmiyor musun?’’ diye haykırdım ilk başta alayla daha sonra da öfkeyle. ‘’Tabi ya, sen tabi bilmezsen benim duygularım. Sen tabi bilmezsin senin söylediklerini benim de duyduğumu. Zaten ben kimim ki? Ben neyim ki? Değil mi? Kim neden benim için uğraşsın ki? Söylesene!’’ diye haykırdım içimde biriken tüm kini. Söylediğim karşısında afallayan Matthew bunu fazla belli etmemeye çalışarak ‘’Neyden bahsettiğini gerçekten bilmiyorum. Ama şunu biliyorum ki buradan hemen gitmeliyiz!’’ dedi. Gözyaşlarım toprağa karışmak için çabalarken ben de onları tutmak için çaba sarf etmeye başladım. ‘’Niye, o çok önemli sen yaralanmayasın diye mi? Başınıza bela açmayayım diye mi? En başından beri bu yüzden mi istemedin bu guruba girmeyi? Ben varım diye mi? Bu gurupta benim gibi bir deli var diye mi? Niye susuyorsun? Bunları söyleyen sen değil miydin? Şimdi niye susuyorsun? Şimdi yüzüme konuşmak çok mu zor geldi? Söylesene, neden susuyorsun? Ahh, şimdi anladım! Senin benimle konuşabilecek kadar ezilmiş bir gururun yok. Ben senin için bir hiçim değil mi? Bu yüzden gururuna yediremiyorsun benimle konuşmayı. Ben de soruyordum kendi kendime bu adama ne yaptım da benimle konuşmuyor? Cevabı buymuş demek ki: Hiçbir değerimin olmaması!’’ bu sözleri söylerken bir cevap bekledim belki verir diye. Ama yine yanıldım çünkü onun benimle konuşacak kadar bile cesareti yoktu. Arkamdan söylediklerini yüzüme söyleyemiyordu. ‘’Sen konuyu tamamen yanlış anlamışsın ama sana burada bu konuyu açıklayamam. Gidelim buradan.’’ dedi en sonunda. Boğuk kahkaham havaya karışırken gözyaşlarım da toprağa karıştı. ‘’Sana ne yaptım da benden nefret ediyorsun? Sana ne yaptım? Söyle de bileyim. Niye benden bu kadar nefret ediyorsun?’’ diye sordum kendimi tutamayarak. ‘’Senden nefret etmiyorum.’’ dedi Matthew hiç düşünmeden. ‘’Evet, benden nefret etmiyorsun. Nefret kelimesi senin benim için duyduğun duyguları anlatmakta yeterli kalmadı değil mi? Çünkü senin nefretin geçici bir şey değil, ölesiye kadar sürecek bir şey.’’ dedim kendime hakim olamayarak. ‘’Hayır, hayır. Bunu da nereden çıkardın?’’ dedi Matthew şaşkın çıkması için uğraştığı sesiyle. ‘’Ben hiçbir yerden çıkarmadım. Bunlar senin gerçek duyguların değil mi?’’ diye sordum kırgınlığın yoğun olduğu bir ses tonuyla. ’’Hayır.’’ diye bağırdı Matthew ateş yanımızdaki otlara sıçrarken. Tekrar başladı Matthew konuşmaya. Ama benim onu dinleyebilecek kadar kırılacak duygum kalmamıştı. Kulaklarımı tıkadı ellerim, bir çığlık salıverdi ağzım. Daha fazla duygularıma hakim olamıyordum. Daha fazla buna devam edemezdim. Ben insanların beni kırabilmesi için değil kendim için yaşıyordum. Sesler birbirine karışken renkler birbirine sarıldı biranda. Dünya buğulanırken gözyaşlarım akmayı bırakmadı. Bırakamadı… Kırılmış duygularım adına konuşmayı bırakamadı. Ellerim kulaklarımı tıkamayı bıraktığında gözlerim Matthew’yu bulamadı. Bulamadı. Bulmak istemedi. Onun gibi birisini görmek istemedi. Kalbimin buruk çağrısını görmezden gelemedi. İnsanlar tarafından paramparça olmuş bir kalpte izi olan bir yabancıyı görmezden geldi. ‘’Biliyor musun? Bugün öldürdüğümüz robotların yerinde olmak isterdim. Hiç olmazsa arkamdan ağlayacak bir dostum olurdu. Neden bugün o robotu öldürmedim, biliyor musun? Çünkü o robotun arkadaşı için üzüldüğünü gördüm. İnsanların hissetmediği bir duyguyu metal bir robotun hissettiğini gördüm çünkü. Ve o robota bakarken ne düşündüm, bilmek ister misin? Arkamdan ağlayacak bir dosta sahip olup olmadığımı. O robotu vurduğunda neden afalladığımı bilmek ister misin? Senin vurduğun o robotu görünce bir zamanlar ölen arkadaşlık bağlarım geldi aklıma.’’ kelimeleri çıktı ağzımdan. Konuşmaya başlamıştım ama devamını getiremeyecek kadar aciz olduğumu fark ettim. Devamı çıkmadı sözcüklerin. Söylemek istediğim her kelime boğazıma zincirlenen bir kelepçe oldu. Dizlerimin üstüne düşerken Matthew’nun bana yardım etmek, en azından belki bir teselli vermek için ya da hiç olmazsa kendisini açıklamak için yanıma gelmesini beklemedim. Çünkü biliyordum. Gelmeyeceğini biliyordum. Ama neden kalbimin bu kadar kırıldığını bilmiyordum. Duygularımın neden bu kadar çok kırıldığını bilmiyordum. Bilmiyordum. Duygularımı ve kendimi bilmiyordum. On sekiz yıllık hayatımda kendimi çözememiştim.

Bölüm sonu

1 yorum