‘’Plan nedir?’’ diye sordu Matthew kollarını ovuştururken. ‘’Giriyoruz, patlatıyoruz, çıkıyoruz.’’ dedim kapıyı gözetlemeye devam ederken. ‘’Bunu yapmamız ne kadar doğru?’’ diye sordu Hillary. ‘’Zaten polisler bizi arıyor. Bu yaptığımızın bir sorun olacağını düşünmüyorum.’’ dedim Hillary’ye bir yanıt olmasını umut ederek. ‘’Evet, ama…’’ diye başlayan Hillary’yi ‘’Bir söz verdim.’’ diyerek susturdum. ‘’Kime?’’ diye alaycı bir sesle sordu Hillary. ‘’Kendime. Eğer ev sahibi böyle davranırsa ve özelikle evi robotlara verirse bu evi yok edeceğime söz verdim.’’ dedim öfkeyle. ‘’Senin sözün bizi neden ilgilendiriyor?’’ demelerini bekledim. Kimseden böyle bir söz çıkmadı. ‘’’Güzel, o zaman hadi işimizi yapalım!’’ dedim neşeli bir sesle. ‘’Seninle geliyorum.’’ dedi tilki peşimden fırlarken. ‘’Hayır, gelmiyorsun.’’ dedim kesin bir sesle. ‘’Seni kaybedemem. Sen benim tek dostumsun ve bu hayat sensiz çekilmez. Geliyorum.’’ dedi tilki öfkeyle karışık sitemli bir sesle. Daha fazla itiraz etmeden ‘’Tamam, gel o zaman.’’ dedim.
Biraz yükselip pencereden içeriye baktım. Tahmin ettiğim gibi robotlar bu odada değildi. Güzel… O zaman bizim için daha kolay olacaktı bu görev. Kapıya doğru hızlı ama yumuşak adımlar atmaya başladım.
Kilitliydi. Tahmin etmiştim. Ama niyeydi bu güvenlik önlemleri? Sonuçta kendileri birer silahtı. Öldürmek için üretilen birer silah. Can yakmak için yapılan teneke kutular. Üzmek için programlanmış kirli kodlar. Parçalamak için kullanılan eller…
Cebime attığım ellerim hızlı bir şekilde maymuncuğu buldu. Oyun bitti, teneke kutular, dedim içimden. Kapı bir gıcırtıyla açılırken güvenlik mekanizmasını çalıştırdığımı biliyordum. Sırtıma astığım kuşağımdaki uzun menzilli silahı akıcı bir hareketle kuşandım. İlk hedefim lazerler oldu. Patlayan küçük bombalar…
Patlama sesleri etrafı sararken robotların bu sesi duyduğundan emindim. Koşuşturma içindeki metal ayakların sesini duydum. Kaçıyorlar mıydı? Benden? Boğazımdan bir kahkaha koptu. Kimse benden kaçamazdı. Kimse!
Ayaklarımdaki hızlandırıcılar etkinleşirken yerde kaymaya başladım. Arkamdaki en belirgin iz mavi dumandı. O kadar hızın içinde görülebilen tek şey maviydi.
Gözüme çarpan beyaz metal ilk kurbanım oldu. Yere mor sıvı damlarken ileriden bir düşme sesi geldi. Sesin sahibi tekrar ayağa kalkmayı başardığı zaman artık hayatta olmayan metal parçasının yanına gittim. Metal yığınını elleri arasına alırken mor sıvı normal bir insanın boynunun olacağı yerden akmaya başladı. Hiçbir şey yapmamıştım ama… Robot kafasını arkadaşının yüzünden kaldırdıktan sonra yüzüme baktı. Acı mı vardı onun yüzünde yoksa ben mi yanlış görüyordum?
Robot uzun bir süre yüzünü gözlerime dikti. Ne oluyordu? Bir ateş sesi duydum. Göğsümde bir sızı hissederken yere yığıldım. Ama vurulan kişi ben değildim. Kalktığım zaman Matthew’yu ve yerde mor sıvının içinde yatan iki robotu gördüm. Kötü son…
‘’İyi misin?’’ diye bile sormayan Matthew sert bakışlarını bir süre benden ayırmadı. Nihayet gözlerini ve deli bakışlarını benden çektiğinde sert adımlarla kapıya doğru yürümeye başladı.
Kapının yanına geldiğinde arkasına bile bakmadan ‘’Evle beraber sen de mi yok olmak istiyorsun?’’ diye sordu. Sesi duygudan yoksun olsa da sinirli olduğunu biliyordum. O robota fazla bakmamalıydım. Arkadaşlarına yüzümü ve benim hakkımdaki bilgileri özellikle de bir robot katili olduğumu gönderebilir ve benden intikam almak isteyebilirdi. Matthew sinirli olmakta çok haklıydı. Başımıza iş açacaktım.
‘’Geliyorum!’’ diye bağıdım pek de mutlu olmayan bir sesle.
Bina yanarken gözlerimi hiçliğe diktim. Ben bir katildim…
