‘’Ne yani? Senden nefret eden birisinden yardım mı isteyeceksin? Sana inanamıyorum, kıvırcık.’’ dedi Hillary içeceğini yapmaya devam ederken. Oturduğum koltukta biraz doğrulup ‘’O benden nefret etmiyor. Sadece soğuk davranıyor.’’ dedim. ‘’Kendini gerçekten böyle mi kandırıyorsun? Senin dışındaki herkes onun senden nefret ettiğini biliyor.’’ dedi alaycı bir tonla Hillary. Bir bardağı eline aldıktan sonra onu incelemeye başladı. ‘’Kimse seni sevmiyor diye onların seni sevdiğini gördüğün hayaller kurmayı bırak çünkü gerçekleri göremeyecek kadar kör olmuşsun.’’ dedi bardağı otomatik su doldurucusuna atarken. ‘’Bak sen böyle düşünüyor olabilirsin ama o benden nefret etmiyor. Ayrıca göreceksin, bu görev aramızı düzeltecek. Böyle bir görev için ondan yardım istediğim için belki de gururlanacak.’’ dedim her ne kadar Hillary bu söylediğime katılmıyor olsa da. ‘’Bak, hâlâ hayal kuruyorsun. O böyle bir işte görev aldığı için gururlanmayacak, onu alakadar etmeyen bir göreve çıktığı için zamanını boşa harcadığını düşünecek ve senden ölesiye nefret etmeye daha bir istekli şekilde devam edecek.’’ dedi Hillary bal koyarken batırdığı kaşığı yaladıktan sonra. ‘’Yanılıyorsun. Ona önce Michael olayını anlatırsak ve daha sonra benim intikam planlarımı anlatırsak kesinlikle mutlu olur. Bu olayı ilk önce ona anlattığımız için mutlu olur.’’ dedim ayağa kalkarak. Her ne kadar umut dolu bir sesle konuşmuş olsam da cümlemin sonunu soru sorarmış gibi bitirmiştim. ‘’Sen öyle san. O neden başka birini bulamadı diye düşünür senin için.’’ dedi Hillary umudumu daha da kırarak. ‘’O zaman ne yapmalıyım?’’ diye sordum buruk bir sesle. Hillary bardağı otomatik su doldurucusundan çıkarttı. Bu sefer de bardaktaki suyu başka bir cihazın içine koydu. Su kısa sürede dondu. Hillary buz parçalarını içeceğine eklerken ‘’Üçümüz gidebiliriz. Üç kişi iki robotu haklamak ve bir evi yakmak için gayet uygun bir sayı.’’ dedi. ‘’Ama ben onunla aramızı düzeltmek istiyorum. Onun bana soğuk davranmaya devam etmesini istemiyorum.’’ dedim beni anlamasını umarak. ‘’Hâlâ neyi anlamıyorsun? Sen o adama hiçbir şey yapmadın ama adam senden sebepsizce nefret ediyor. Senden ölümüne nefret ediyor ve bunu düzeltemezsin.’’ dedi beni kırmaya devam ederek. ‘’İşte, ben ona hiçbir şey yapmadım. Yani onun benden nefret etmek için hiçbir sebebi yok.’’ dedim belki bir umut hâlâ vardır diye. Bir kahkaha koparttı Hillary. ‘’Çok safsın Gale. Biraz aç gözünü kızım. Bu dünyada senin gibilerden zaten yeterince var. Ama dünyanın senin gibilere değil, açık gözlü ve ufku geniş insanlara ihtiyacı var. Bunu neden anlamıyorsun?’’ dedi benim saflığımla dalga geçtiğini belirten bir ses tonuyla. ‘’Asıl sen anlamıyorsun.’’ dedim öfkelenerek. Mutsuzluğumu, hayakırıklığımı belli etmeyecek bir öfkeydi bu. ‘’O zaman sana şunu açıklayayım: Matthew senin dışındaki herkesle çok iyi anlaşıyor. Özellikle de benimle. Ve senin hakkında ne dedi biliyor musun? Aaa, ama doğru söylemeyeyim! Sen o pembe bulutlu hayaller şehrinde yaşamaya devam et. Sonra o pamuk gibi olan kalbin kırılmasın.’’ dedi bana acırmış gibi çıkan sesiyle. Ama söyleyeceklerini bitirdiği gibi ağzından çıkan o kahkaha benimle dalga geçtiğini gayet iyi bir şekilde anlatıyordu. Merakıma yenik düşmem uzun sürmedi ve ‘’Ne dedi?’’ diye sordum benim hakkımda kötü bir şey dememiş olmasını umarak. Ama Hillary’nin ses tonu onun benim hakkımda kötü bir şey dediğini anlamam için yeterli oldu. ‘’O neden bizim guruba uzun bir süre boyunca katılmamış biliyor musun? Çünkü senin gibi deli ve her şeyi çok abartan, takıntılı, fazla konuşkan, hiçbir zaman insanların kendisine ne yaptığını önemsemeden onlarla arkadaş olmaya devam eden bir insanla aynı gurupta olmak istememiş. Yani seninle aynı gurupta olmak istememiş. Bana seni tarif ederken de bu söylediğim kelimelerin çok daha beter haliyle tarif etti. Yani tatlım, o adam seni istemiyor, sevmiyor ve en önemlisi de seni bir deli olarak görüyor. Söyle bakalım, böyle bir adamla aynı gurupta olduğun için, daha da beteri böyle bir adamdan yardım istemeyi düşünecek kadar saf olduğun için pişmanlık duyuyor musun?’’ diye sordu Hillary. Bu sözler Matthew’nun benim için söyleyebileceği şeyler değildi ama… Hayır, bunu düşünmeyecektim. Hem de hiçbir zaman. Çünkü böyle bir ihtimal olamazdı. ‘’Pişmanlık duymuyorum ve sen ne dersen ne fikrim değişmeyecek. O adamı bu göreve öyle ya da böyle dahil edeceğim.’’ dedim öfkeyle. Mutfağın kapısını hafifçe kapatmak için uğraşmadım ve kapı sertçe kapanırken düşüncelerimin beni ele geçirmesine izin vermedim. Çünkü eğer izin verirsem yıkılacağımı biliyordum.
Bölüm 16
Nefret
